Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

osmanattilaOsman Attila ismini, ilk defa 1948 yılında, “ÇIĞIR” dergisinde çıkan “ Kızıldağ’da Bir Değirmen" başlıklı şiirin altında okuduğumu hatırlıyorum.

Orta öğrenimimizi yaptığımız aynı yıllarda, Türkçe hocamız Sayın Kâzım Yedekçioğlu, kendi yönettiği Kayseri Halkevi Dergisi “£rayes”ten başka, Hıfzı Oğuz Bekata’nm Ankara’da çıkardığı “Çığır" dergisini de sınıfa getirir, arzu edenlerin almasını veya abone olmasını sağlardı.

İşte bu yolla varlığından haberdar olduğum “ Çığır"da çıkan ve yine o yaşların verdiği heyecan ve hafıza kuvvetiyle hemen ezberlediğim “Kızıldağ’da Bir Değirmen" şiirinin bâzı mısraları şöyle idi:

Üç-beş tavukla bir horoz Ağarmış değirmen damı.

Gök açık-mâvi, yollar toz Bacalar çeker akşamı.

Kızıldağ’daki değirmen Değirmenci ile yaşıt.

Başkasınca “türkü ” denen Şu ses, benim için ağıt.

Üç mevsim buğday yasında Kızıldağ’da bir değirmen Bahçelerin ortasında insan kaderine dönen...

Sonradan, bir kısım şiirleri İtalyanca, Almanca, Fransızca ve İngilizce’ye çevrilen ve saz şiiri lirizmine büyük önem veren Osman Attila’yı, memleket güzelliklerini, aşkı ve insanımızı işleyen, samimî ve gerçek bir şair olarak gördüm ve sevdim:

Gönlü boşuna üzdüğüm Kendimde haller sezdiğim.

Deli divâne gezdiğim Cümlesi yâr üstünedir.

Behçet Kemal Çağlar’ın çıkardığı “ŞADIRVAN” dergisinin 1 Nisan 1949 tarihli ilk sayısında yer alan ve derginin ismini taşıyan “Şadırvan” şiirindeki duyguların derinliğine bakınız:

Anam babam hâlâ uykusundadır Nasıl özlem duymam müezzinlere?

Yıldızlar şafağın korkusundadır Selviden ilk ışık düşüyor yere.

Melekler kadar sâf, temiz ve sessiz Tek tek geliyorlar abdest almağa Ağaçlar uykuda, dallar nefessiz Onlar da hevesli uyuklamağa.

Ak sakallı, yeşil sanklı dedem Ellerimi yıllar var ki bıraktı.

Ne testim var artık, ne kuşlara yem Bu gece şadırvan içime aktı...

Değerli şair merhum Mehmet Çakırtaş vasıtasıyla, 1953 yılında Osman Attilâ ile şahsen tanışma mutluluğuna eriştim.

18 Mayıs 1957’de, Kayseri Orduevi salonunda düzenlediğimiz ve Halide Nusret Zorlutuna, Arif Nihat Asya, Mehmet Çakırtaş, Ahmet Tufan Şentürk, Hüseyin Yurdabak’la birlikte katıldığı “Şiir Gecesi”nde:

Hemşerim, ne sen sor, ne ben açayım

Sözüm bitmez tasa, tükenmez derttir.

Aynı minval üzre nere kaçayım?

Bu memleket, baştanbaşa gurbettir.

diye başlayan meşhur şiirini okuduğu zaman, koca salon alkış tufanından yıkılırcasına inliyordu.

Üstad Necip Fazıl’ın:

“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya ”

dediği gibi, Osman Attila da, engin bir yurt sevgisi ve geniş bir dost çevresi olduğu halde; kendi dinine, kendi kültürüne, kendi geleneklerine ters düşen ahmaklık ve çılgınlıkları asla hazmede-memiştir. O yüzden de, şiir gecemizde sunduğu “Baştanbaşa” şiirinde belirttiği gibi, kendi öz vatanını baştanbaşa gurbet telâkki ederek ve adetâ garip yaşayarak, hep üzüntü içinde olmuştur.

Bir sohbetimizde, kendisi ve şiirleri hakkında yazılanların, kitap halinde toplanmasını teklif ettiğim zaman, amatör bir şair heyecanıyla:

Hay evine buğday yağasıca Satoğlu... Bunu mademki sen düşündün, en iyisini de yine sen yaparsın, demişti.

Ama, sağlığında yapılamayan bu önemli hizmetin, daha yakın ve yetkili kimselerce, hatta Yönetim Kurulu Üyesi olduğu Türk Kooperatifçilik Kurumu veya Folklor Araştırmaları Kurumunca ele alınması gerektiğini düşünürdüm... Belki bu kuruluşların yöneticileri de aynı düşünceyi paylaşarak, bir vefâ örneği göstermenin hazırlığı içinde olmuşlardır....

Osman Attila, hayatta olsa da basılacak böyle kitaba ne isim konulacağını bana sorsaydı, hiç tereddüt etmeden:

-Hoş Görmek Lâzım İnsanları, derdim...

Çünkü O, bu ismi taşıyan nefis şiirini, Yunus’casına öyle bir “derviş”lik duygusu ve öyle bir insanlık sevgisiyle dolu olarak terennüm etmiştir ki, bir kitaplık düşünce ve görüşleri, şu birkaç mısraya sığdırabilmiştir:

Hoş görmek lazım insanları Bir kez geliyoruz dünyaya.

Bazen atlıdır, bazen yaya Hoş görmek lâzım insanları.

Biz ki ölmeden de iyiyiz Kötü söylenmiyor sonradan.

Gün evvel, gün sonra hepimiz Göçüp gideceğiz buradan.

Osman Attila, gerçekten “bakmasını görmesini bilen, güzellikleri ayırt etmesini bilen, gördüğü güzellikleri ve güzelleri sevmesini bilen” bir şairdi... Fakat buna rağmen, Neyzen Tev-fik gibi, O da zaman zaman bedbinliğe kapılmış, kendi gözünden bile şikayetçi olmuştur. Hatta bir şiirinde:

Ayırsam bari bu tenden Rahat kor mu acep beni?

Bütün çektiklerim senden Çıkarayım gözüm seni.

demişti. Fakat hemen sonra, son kitabına isim olarak verdiği ve şair Feyzi Halıcı’nın TV. de yayınlanan “Bir Şiirin Hikâyesi” programında teferruatıyla anlattığı “Gözlerimin Söylettiği” şiirinde:

Bildim değerini güneşin ayın Dilerim gözlüğe muhtaç olmayın!

diyerek, gözlerinin kıymetini anlamıştı ama, bu defa da gözlükten şikâyetçi olmuştu.

Osman Attila, 1965’te Adalet Partisi listesinden Afyon Milletvekilliğine seçilmiş ve Yahya Kemal gibi, Farık Nafiz gibi O da, Parlamento’dan, sanata politika çamurunu bulaştırmadan çıkmasını bilmişti.

O’nunla son defa 8 Nisan 1978 günü Folklor Araştırmaları Kurumu’nun Millî Kütüphane salonunda yapılan Genel Kurul toplantısında görüşmüştük. Oldukça neşeliydi. Kurum’un yapması gerekli hususları anlatmış, bilhassa Türk folklor ve kültürüne geniş hizmette bulunan Ahmet Kutsi Tecer’e dair bir eser hazırlanmasını istemişti...

Attila’nın, sağlığındaki şiir ve sanat toplantılarında en çok duyarak okuduğu “ Gün Vurur Beni” isimli, yaşama sevinci ve zamana sitem dolu şiirinin son dörtlüğünü, bir defa daha birlikte okuyalım:

Günü gagasında taşır kuşum var Bir inişe karşı bin yokuşum var Benim zaman adlı kız kardeşim var Yün diye yün diye eğirir beni.

Müşterek bir dostumuzu ziyaretimiz esnasında; “Frikya Kralı Midas'm, sonradan devasız bir derde düşen Suna adındaki güzel kızı ile ilgili “GazlıgöF efsanesini nasıl da tatlı tatlı anlatmış, o yaz bizi oraya götürme vaadinde bulunmuştu.

Bir beytinde:

Belki çoğunuz beni Ankara ’larda sanır Afyon da bir dam çökse yüreğim parçalanır.

diyordu... 20 Nisan 1978 günü, bir dam değil, Ankara’da bir gök çökmüş ve Osman Attila, çok sevdiği Afyon toprağı ile vuslata ermişti...

Şimdi, vaktiyle Ankara’da yayınladığımız “Filiz" dergisinin son cildini karıştırırken, sayfalar arasındaki, -Mut Yollarında-kaleme aldığı ve:

Kulak verdiğimde turna sesine Ustam Karacoğlan seslenir Mut’tan.

İndim Toros’lardan Mut Deresi’ne Dağlar sıyrılırdı bir bir buluttan.

Çamlar şemsiyedir, koyaktır yarlar Çıkmış Mut ekibi, kuş kuş konarlar.

Üstte çınarlar var, altta pınarlar Bize kısmet oldu kaysıyle dut’tan.

mısralarıyla başlayan “Çağır Karacoğlan Çağır” isimli şiirini, kendi sesinden dinler gibi oluyorum... Rûhu şâd olsun! 7

Hançer-i Aşkınla Ey Yâr, Gönlüm Üzre Vurma Hiç

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi Söyleşi: Ahmet VURGUN              Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu...

Osmanlı Cadısı-Barış Müstecaplıo

Barış Müstecaplıoğlu Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı’nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda ustalıkla buluşturuyor....

VATAN DİLİNDE CENGİZ DAĞCI

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve vatanı Kırım’ı yazdığı...

TURGUT GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti....

CUMA GÜNÜ, AKŞAM…*

Metin SAVAŞ

Çağdaş Tatar edebiyatının zirve romancısı olarak kabul edilen Ayaz Ğıylecev, Tataristan’ın en büyük sanat ve edebiyat ödülü Ğabdulla Tukay Ödülü ve Sovyetler...

KİMİ (NİÇİN) AFFEDELİM

Özcan TÜRKMEN

Nefret ve intikam hissi, bize büyük zarar(lar) verir. Affetmek, geçmişteki olumsuzlukların tesirinden kurtulmak, onların hayatımızı kontrol altında tutmasına...

KUTADGU BİLİG'DE GÖNÜL ANLAYIŞI

Edebiyat Dunyamız

Gönül Anlayışına Dair: Öncelikle şunu belirtelim gönül kelimesi insandaki duygusal ve ruhi merkez anlamına tahsis edilen bir kavramın adı olarak dünya...

KUYUYA MEKTUPLAR

Ayla Coşkun CEREN

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa, yaşlı genç, güzel çirkin, kadın erkek. Hepsi yazıyorlar. Hepsi yazar. Kitapları da var....

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GEL

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve...

Türk Edebiyatı Karşılaştırmalı Na

Türk Edebiyatında dönemler, nazım şekilleri, nazım birimleri, kafiye şemaları, ölçü ve konu içeren karşılaştırmalı tablo

GECEYE KASİDE

Seni görmeseydik yıldızlar hakkında fikrimiz olabilir miydi? Yıldızlar ki tarhlarının papatyalarıdır, ay ki bahçende yüzen sihirli bir nûr havuzudur,...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: “D

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam Anlayışı ve İslam’ın Geleceği...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Yaşamak başlı başına bir öğrenme sürecidir. Öğretirken de öğreniriz. Hele bir dili başka kültürden gelenlere aktarıyorsanız öğretme ve öğrenme bahisleri...
"Türkler, Türk tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit etmek, beğenmemek, sevmemek hakkına maliktirler. Fakat hanedanlar arasındaki rekabetler dolayısıyla bunlardan birini...
Semah Aşka DoğrudurA.Yılmaz SOYYERPost Yayıncılık Bu roman kendilerine Alevî de denilen Kızılbaşların günümüzdeki hikâyesidir. Ülkemizin meçhul bir dağ köyünde geçen bir...
Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde yaşanan değişmeler ve çektikleri ızdıraplar anlatılmaktadır. Yazar ve ailesi Sultanahmet...
Şehrin İrinli Sivilceleri- Ne vakit yüksek bir yerden şehre baksam Genç Plinius'u hatırlarım. Târihi, doğayı ve şehri aşkla anlatan amcası Yaşlı...
(XIV. YÜZYIL) Nîgârım dilberim yârim nedîmim mûnisim cânım Refîkim hem-demim ömrüm revânım derde dermânım Sevgilim, dilberim, yârim, alışığım, canım; Yoldaşım, ayrılmazım, ömrüm, ruhum, derde...
Bir ben vardır bende benden içerû” demiş ya büyük Yunus’umuz? Bugüne dek sanırdım ki, o ‘ben’in içindeki ‘ben’ bir adım içre...
GAZEL 1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh Kim sevdi hûbı kim didi hûbun cefâsı yoh Aşkun belâsı yoh diyüben...
Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı tarihçiliğinin çağımızdaki en büyük isimlerinden Halil İnalcık’ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü. Eserin bu ilk cildi,...
(Geçen sayıdan devam)   c) Aile Bağlarının Zayıflaması, Maziye Saygısızlık, Ahlakî Zaaf:  Düşünce yapısı gereği Mehmet Akif, aileyi, cemiyetin çekirdiği olarak kabul eder.
Gerçekten insaf, vicdan ve adalet güzel, içinde ne olursa olsun "sır" olarak taşınanları ister silâh, ister ilaç isterse eşek ölüsü...
Sabaha karşı Sarı İbik’in sesi ile uyandı herkes. Tarlaya gidilecek, bostan çapalanacak. Toprak içinde ayrık otları temizlenecek. Bugün çok...
Melendiç nedir? Gölgesinde neler olmaktadır? Metin Savaş "Zemheri Kuyusu etrafında kurduğu gizemli dünyanın insanlarına bu kez dokuz dallı Melengicin altından...
Hayat öyle güzel ki ... Öyle güzel ki yaşamak. Yaşadığının farkında olarak yaşamanın hazzı bambaşka.Hayatın güzelliği var da yaşanmazı yok...
– Cahit Sıtkı, küçükken yaramazlık yaptığı için babası tarafından pencereden aşağı sarkıtılmıştır. O günden sonra ölümden korkmuş ve eserlerinde hep...