Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

hilmiozdenTürkistan topraklarında “1070’de Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından Kaşgar hükümdarı Buğra Ebu - Ali Hasan Han’ın ismine telif olunmuş Kutadgu Bilîg kitabı Türkçemizin şahaserlerinden birisidir. Türk hükümdarlarınca ideal devlet idare sisteminin ne olduğundan bahseden bu büyük eserin konusu İranlılarca Şehname-i Türkî, Turanlılarca Kutadgu Bilig olarak isimlendirildi. Yani “Kutadgu (kut edgü-mesut edi­ci) bilig” ismi Cengiz Han’a nisbet edilen devlet idare felsefesine, nasihatlere ait esere de isim olmuştur.

Karahanlılar zamanında vücude getirilen diğer bir mühim eser de Mah­mud Kaşgarî'nin 1077 de tasnif ettiği Türkçe-Arapça lügat kitabı Divanü lügat it-Türk'dür. Aslen Barsganlı olan müellif üç cilt teşkil eden eserinde zengin Türkçe lügat şeklinde bilhassa Kaşgar Hakanî Türkçesinî, Çigilce ve Oğuzcayı önümüzde canlandırmış, ve bundan başka da Bizans hududundan Çin hududuna kadar uzayan Türk illerindeki müteaddit kabilelerin lehçele­rinden numuneler vermiş; Türk ilinin coğrafyasına, Türk etnografyasına, Türk iktisadî ve içtimaî hayatına, eski Türklerin akidelerine ait paha biçilmez kıymette malûmat bıramıştır. Eserde eski Türk sav'ları, keza bize vasıl olmıyan edebî eserlerden, eski destanlardan ve halk edebiyatından, hattâ Arap edebiyatına takliden vücude getirilen şiirlerden numuneler veril­miştir (1).

Mahmud Kaşgarî: Peygamberimiz, Türk dilini öğreniniz! Çünkü onların uzun sürecek saltanatları olacaktır, buyurmuş... Bu hadis doğru ise Türk dilini öğrenmek vacip demektir Eğer uydurma ise o zaman da akıl ve iz 'an (Türk dilini öğrenmeyi) icap ettirir...” yine kitabında: “Türkçe, Arapça ile koşu atları gibi yarış edebilir...” diyordu.



Divanü Lügat-it Türk'teki şu sözleri Türklere ve nice millete asırlarca nasihat olmuştu: “Gördüm ki, yüce Tanrı, devlet güneşi’ni Türkler’in burçlarından doğurmuş. Göklerdeki dâireleri, onların devletleri çerçevesinde döndürmüş. Onlara Türk adını kendisi vermiş. Onları yeryüzünün Kağanı kılmış. Asrımızın kağanlarım hep onlardan çıkarmış. Bütün milletlerin dizginlerini onların eline vermiş. Onları her halka üstün eylemiş. Doğrulukta onlara her zaman yardımcı olmuş. Onlara katılanları, onlara hizmet edenleri hep azîz kılmış. Bütün dileklerini yerine getirmiş; böyle kimseleri kötülüklerin şerrinden korumuş (2). Kültür tarihimizin büyük kaynaklarından biri  olmak itibariyle Mahmud  Kaşgarî'nin eseri ancak Göktürk yazıtlariyle ve kendisinden sonra gelenlerden Ali Şir Nevaî ve Kâtip Çelebi gibi Türk büyüklerinin eserleriyle bir sıraya konulabilir (1).

Türkistan Türklüğündeki Türkçenin merkezî şahsiyetlerinden biride; Herattaki Temürlü’lerin büyük beylerinden olan Ali şir Nevayi’dir. Doğu Türkçesi'nin bütün güzel söyleyişlerini şahsında toplayan Ali Şîr Nevaî , Horasan Hanı Hüseyin Baykara’nın çocukluk ve okul arkadaşı idi. Ali Şîr Nevaî(1441 - 1501)nin babası 'Kiçkine Bahadır' veya 'Kiçkine Bahsi' diye anılan Giyaseddin Kiçkine'dir. Devlet adamı olan babasının durumu gereği Nevaî, küçük yaşta doğduğu yerden ayrılıp Irak'a gitti. Çocukluk dönemi Irak'ta geçti. Babasının ölümü üzerine, Ebü'l Kasım Babür'ün himayesinde iyi bir eğitim gördü. Meşhed, Semerkant gibi devrin önemli bilim ve kültür merkezlerinde yetişti.

Horasan Hanı Hüseyin Baykara, Nevaî'ye yüksek devlet görevleri verdi. Baykara, öyle fermanlar yayınladı ki; bu fermanlar, o devrin sanatçıya verdiği değeri belgelemektedir. Baykara, yayınladığı fermanında, “Nevai'ye gösterilecek saygının kendisine gösterilmiş sayılacağını” ilân etti.

Hüseyin Baykara, Nevaî'nin çok büyük bir sanatçı olduğunu biliyordu. Zaten kendisi de sanatçıydı. Baykara'nın zemin hazırlamasıyla Nevaî, Herat şehrinin bilim ve kültür hayatım alışılmadık şekilde canlandırdı. Sultan Baykara'nın etrafında, Nevaî'nin öncülüğünde toplanan sanat meclislerinde ruhlar daha bir incelir; fikir daha bir yücelirdi. Zaten, Herat mevcut haliyle böylesine faydalı çalışmaya hazırdı. Çünkü Molla Cami gibi büyük bir bilgin Hatifî gibi büyük bir şair, Devletşah gibi meşhur tezkîreci Herat'ın kültür ve sanat kaynakları olarak ortadaydı. Ve bu güzel ortamda Nevai, Doğu Türkçe'sini şaha kaldırdı. Öyle bir çığır açtı ki şiirlerinde kullandığı Türkçe'nin ağızı “Nevai dili” olarak edebiyatımızda yer aldı. Sadece kültür ve sanat alanında değil; Hüseyin Baykara'nın âdeta bir “Başbakanı” olarak yaşadığı kenti, hanlar, hamamlar, medreseler, hastanelerle donatarak, çalışkan bir devlet adamı kimliğiyle de kendisini gösterdi. Nevâî, Türkçe'nin âşığı idi. Türkçe üzerine titizdi. Ancak, bu titizliği ile halkın anlayamayacağı bir dil politikası gütmedi. Türklerin anladığı Arapça ve Farsça kelimeleri de eserlerinde kullanarak, Türkçe'nin büyüklüğünü göstermeye çalıştı. Nevaî’nin dördü Türkçe, biri Farsça beş divanı var. Türk edebiyatında beş mesnevi yazan ilk şairdir. Beş ile de yetinmeyip altıncı mesnevisini de yazdı. Sadece edebiyatın şiir dalında değil, diğer edebî türlerden bilimlik eserler de verdi. Toplam eserlerinin sayısı otuzu aşmaktadır (2).

Ali Şir Nevai  toplam 64000 mısra tutan beş büyük manzum eser, bir de 55000 mısradan ibaret Türkçe lirik şiirler külliyatı, tasavvuf ve edebiyat tarihine ait ayrı mensur ve manzum eserler ve dostlarına ait hâtıralar bırakmıştır. Ali Şir bu motiflerden bazılarını meselâ Ferhad u Şirin eseri Harezm ve Hoten Türklerinin ve Çinlilerin hayatından alınan bir roman şekline sokmuş, ve kendisi bu nevi eserleri ve divanı sayesinde bütün Türkler arasında bir genel millî şair ola­rak tanınmış olduğunu da bu Ferhad ve Şirin'in sonunda şu cümlelerle an­latmıştır: “Türk ulusu ister bir kabile, isterse yüz ve bin kabile olsun, bu­nun hepsi muhakkak, ki benimdir. Ben, hiç ordu sevketmeden, Çin ülke­sinden Horasan'a kadar uzanan yerlerdeki tekmil Türkleri kendi fermanım altına aldım. Yalnız Horasan (Türkü) değil Şiraz ve Tebriz (Azerbaycan) Türkünün devrini dahi benim kalemim, şeker döken bir şekilde tatlı kalmış­tır. Benim sözüme Türk milleti gönlünü vermiştir yalnız gönlünü değil ca­nını dahi vermiştir; yalnız Türk değil Türkmenler de benim sözüme gönlü­nü ve canını vermiştir. Ben bu (Türk) ülkelerini zaptetmek için bir ferman gön­dermiş değilim, ben ancak bir Divan, (yani şiirler mecmuası) gönderdim. Bu Divan, bu memleketi öyle zaptetdiki hiçbir hükümdarın “divan” ı ve defterleri bu şekilde zapt ve tanzir edemez”.

Ali Şir Nevâî, İskender romanına ait eserini de Türk tarihine ait levhalarla dol­durmuş ve bütün eserlerini  Türk ressam­ları tarafından yapılan minyatürlerle süsleyerek Türk kültür hayatının şaheserleri şekline sokmuştur. Ali Şir bu eserinde rüyasında görmüş olduğunu anlattığı İskender'in kendisine “Ben dünya imparatoru İskender isem, sen de Türk dilinin Sahip kıranı (yani Temürü) sın” diye tebşir ettiğini (müjdelediğini) de şu şekilde şairane ifade etmiştir: “Hak Taalâ sana karşı çok lûtufkârdır, zira Türk dilini cihanda payidar etmiş ve bu dilde şiir söylemek umumun (hal­kın) işi olduktan beri muhakkak ki senin gibi (bir Türk şairini) daha halk etmemiştir: O (Tanrı), Türk ülkelerini senin hissen olarak yazmış, onların bir iradeye tâbi tek parça olmasını tâ ezelden nasip etmiş ve seni bu Türk ül­kesinin, süngü yerine kalem, kılıç yerine söz kullanan bir merzübanı (ülke muhafızı) olarak tâyin etmiştir, tâ sen bu memleketin bir kahramanı ve bu milletin talihi yaver olan rehberi Sahib Kıranı olasın” (1).

Nevâî, Türklüğünün şuurundaydı. Türk Milleti'nin büyük­lüğünü ve Türkçe'nin yüceliğini çok iyi biliyordu. Farsça'nın “Edebiyat dili” olarak tanınmış olmasına hayret ederdi. Muhakemetü’l Lûgateyn isimli eserinde, Farsça'ya adeta meydan okudu. Bu eserde saydığı yüz kadar Türkçe fiilin Farsça karşılığı olma­dığını ispat etti. Ve kitabında şöyle dedi:

“Türk'ün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak Farsça şiir söylemeye özeniyorlar Gerçekten bir insan iyi ve derin düşünse, Türkçe 'de bunca zenginlik dururken, bu dilde şiir söylemenin, hüner göstermenin daha yerinde ve kolay olacağını anlar..." Ali Şîr Nevâî, fikirleriyle, eserleriyle pek çok konuda öncülük etti. Bir örnek olarak; Mecâlisü’n- Nefâis adlı eserinde, ilk kez, Türk edebiyatında "Şairler Tezkiresi" çığırını açtı.

Nevâî, Türklüğün bir bütün olduğunu biliyordu. Türk milletinin ayrı coğrafyalarda bulunmuş olması onun gönül ve fikir bağlarında hiçbir olumsuz etki yapmıyordu. Türklüğün Avrupa karşısında adeta bir "Uç Beyi" olan Batı Türklerinin "nereleri" zorladığını ve bu zorlayışın Türk dünyasına getireceği kazancı fark ediyordu. Bu sevgi, bu fark ediş ve bu örnek gönül bağıdır ki; yazdığı şiirleri Bizans Fatihi, Sultan Mehmet Han'a gönderiyordu. Türkistan'ın Türklük güneşi Ali Şîr Nevâî'nin bu hareketi, Türk birliğinin, Türkler arasındaki gönül bağının coğrafya tanımayan gerçeğini de ifade etmektedir.

Ali Şîr Nevâî’nin Muhâkemetü'l Lûgateyn’deki ölümsüz sözleri bizlere birer miras olarak kaldılar:

“Anadilim üzerinde düşünmeye koyuldum: Türkçe'nin derinliklerine dalınca gözlerime on sekizbin âlemden daha yüksek bir âlem göründü.

Bu âlemin süsler, ziynetler içerisinde enginleşen göğü. Dokuz Gök'ten daha yüksekti. Orada nice faziletler, nice yücelikler hazinesine rastladım. Bu hazinenin incileri, yıldızların mücevherlerinden daha parlaktı.

Bu âlemin gül bahçelerine girdim. Gülleri feleğin güneşinden daha parlaktı. Her yanında göz görmedik, el değmedik daha neler ve neler vardı.

Ama bu mahsenin yılanı kan dökücü ve güllerin dikeni sayısızdı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki: Demek ki bizim Türk şairleri bu korkulu ve dikenli yollardan çekindikleri için Türkçe 'yi bırakıp gitmişler

Bu yol himmet istiyordu. Ben bu yoldan vazgeçmedim. Onun seyrine doyamadım. Bu yolda yürümekten korkmadım ve yılmadım.

Türkçe'nin fezasında tabiatımın atını koşturdum; hayâlimin kuşunu kanatlandırdım. Vicdanım bu hazineden nihayetsiz kıymetli taşlar, lâ 'ller inciler aldı. Gönlüm bu gül bahçesinin türlü çiçeklerinde, uçsuz bucaksız türlü kokular kokladı.

Zannedilmesin ki benim Türkçe 'yi övüşüm Türk olduğumdan ve tabiatımın Türkçe sözlere alışmasından ve Fârisî bilmeyişimdendir. Aslında Fârisî'yi öğrenmekte hiç kimse benim kadar gayret sarfetmemiş ve bu dilin doğrusunu yanlışını benim kadar iyi öğrenmemiştir...” (2).

Kaynaklar:

1-Zeki Velidi Togan.: Umumi Türk Tarihine Giriş. Cilt I.İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları. 3. Baskı. İstanbul.1986.

2-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz.: Türk Budunlarının Ortak Ata babaları. Manas yayıncılık. Elazığ. 2008.

hİLMİ özden 22.10.2010

Yazar Hakkında

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi Söyleşi: Ahmet VURGUN              Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu...

Osmanlı Cadısı-Barış Müstecaplıo

Barış Müstecaplıoğlu Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı’nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda ustalıkla buluşturuyor....

VATAN DİLİNDE CENGİZ DAĞCI

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve vatanı Kırım’ı yazdığı...

TURGUT GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti....

CUMA GÜNÜ, AKŞAM…*

Metin SAVAŞ

Çağdaş Tatar edebiyatının zirve romancısı olarak kabul edilen Ayaz Ğıylecev, Tataristan’ın en büyük sanat ve edebiyat ödülü Ğabdulla Tukay Ödülü ve Sovyetler...

KİMİ (NİÇİN) AFFEDELİM

Özcan TÜRKMEN

Nefret ve intikam hissi, bize büyük zarar(lar) verir. Affetmek, geçmişteki olumsuzlukların tesirinden kurtulmak, onların hayatımızı kontrol altında tutmasına...

KUTADGU BİLİG'DE GÖNÜL ANLAYIŞI

Edebiyat Dunyamız

Gönül Anlayışına Dair: Öncelikle şunu belirtelim gönül kelimesi insandaki duygusal ve ruhi merkez anlamına tahsis edilen bir kavramın adı olarak dünya...

KUYUYA MEKTUPLAR

Ayla Coşkun CEREN

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa, yaşlı genç, güzel çirkin, kadın erkek. Hepsi yazıyorlar. Hepsi yazar. Kitapları da var....

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GEL

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve...

Türk Edebiyatı Karşılaştırmalı Na

Türk Edebiyatında dönemler, nazım şekilleri, nazım birimleri, kafiye şemaları, ölçü ve konu içeren karşılaştırmalı tablo

GECEYE KASİDE

Seni görmeseydik yıldızlar hakkında fikrimiz olabilir miydi? Yıldızlar ki tarhlarının papatyalarıdır, ay ki bahçende yüzen sihirli bir nûr havuzudur,...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: “D

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam Anlayışı ve İslam’ın Geleceği...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Tanzimat’ın İzzet-İ Nefsine Yolculuk-Sezai Ve Musurus Paşa’dan Hareketle Tanzimat döneminin doğum tarihi olarak biri başına diğeri sonuna yerleştirilebilecek en çarpıcı iki...
1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı: Edebî hareketler, bir taraftan sosyal olaylara, diğer taraftan da başka edebî hareketlere bağlı...
Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son asrında cereyan eden Balkan Savaşları; Türk milliyetçiliği ve Anadolu...
Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kartal, yayımlanan 17 kitabı ve sayısız makalesiyle...
Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revânDoğrulukta kulluk...
Remzi Oğuz Arık, bir ömür boyu Anadolu’yu karış karış gezerek, kültür zenginliklerini, tabiat güzelliklerini, tarihini, arkeolojisini, folklorunu yüze çıkaran, tanıtan...
2.2. Gazeteci Âkif ve Millî Mücadele 27 Ağustos 1908’de, Ebülûlâ...
kirmizilar.com

kirmizilar.com

06.06.2017
Mutlaka ziyaret etmeniz gereken zengin içerikli bir site. Kırmızı, Dilimizden hiç düşmeyen şiirce, mavi göklerin kızıl ve beyaz süsünün, çöllerde gölgesine sığındığımız, karlı...
"Hani Ahmed er-Rüfaî Hazretleri'nin 'aşk, aşk, aşk' diyerek sema ederken kaybolması gibi… Hani Geylan Hazretleri'nin elindeki güldân gibi, kâinatın ortasında...
Anadolu’yu aydınlatanlar… Destanlar içinde: DEDE KORKUT (… Dirse Han kalkıp evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim han’ım ne söyler: Beri gel başımın bahtı,...
Şiirde İmge

Şiirde İmge

13.07.2017
İmge kelimesinin kökeni sayılan “image” veya “imago” kelimeleri Latince olup “görünür kılmak” anlamına gelir. Yine Latincede imagery kelimesi “insanın...
Develi'li (Everek'li) Seyrani'nin doğum tarihi kesin değildir. 1800 veya 1807 yılında doğduğuna dair kayıtlar vardır. Bugün Kayseri ilinin ilçesi olan,...
(XIV. YÜZYIL) Nîgârım dilberim yârim nedîmim mûnisim cânım Refîkim hem-demim ömrüm revânım derde dermânım Sevgilim, dilberim, yârim, alışığım, canım; Yoldaşım, ayrılmazım, ömrüm, ruhum, derde...
Arketip kavramının ne olduğunu kısaca izah ederek başlamak gerekiyor bu yazıya. Arketip teriminin Türkçedeki karşılığı ilk-örnek şeklindedir ki evrenimizdeki veyahut...