Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

sadettin yildiz21.GİRİŞ

 1.1.Harp edebiyatı ve harp edebiyatı ürünleri

Türk tarihinin kurucu unsurları içinde -hiç şüphesiz- harp en başta gelen unsurlardan biridir. Çünkü bilinen en eski dönemlerden bu yana, farklı coğrafyalarda, farklı inanç sistemleriyle tanışan, farklı milletlerin menfaatlerini zedeleyecek bir “fetih rûhu”na sahip olarak yaşayan bu milletin tarihi, çok geniş bir edebiyatı kolaylıkla besleyebilecek zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Ancak, bu zenginliğin edebiyata yeteri kadar aktarılamadığına dair ciddi görüşler de vardır. Kaynaklar iyi taranırsa –özellikle halk edebiyatı alanında- çeşitli harplere dair metinlerin hiç de az olmadığı görülecektir. Bunların çoğunun manzum metinler olması, duygu ve heyecanları bir an önce kitlelere ulaştırma ihtiyacına bağlanabilir. Roman, tiyatro, hikâye gibi uzun soluklu metinler -daha çok- harp sonrası dönemlerde yazılabilir. Ayrıca, Türk halkı -hem yazmak hem de okumak bakımından- şiire daha yatkındır. Dolayısıyla, şiir tarihimiz ile harp tarihimiz, eskiden beri, karşılıklı bir ilişki içindedir. Harp, edebiyatı beslediği gibi, edebiyat da hem kitlelerin psikolojisini ifade eder, hem de akıp giden tarihin bir kenarda kalacak ayrıntılarını hayatta tutar.

Türk edebiyatı araştırmacıları, harp edebiyatını teorik bir mesele olarak yeni yeni ele almaktadır. Edebiyat ile harp arasındaki ilişkiye dair yazılmış değerli yazılar bulunmakla birlikte, kavramlaştırma konusundaki çalışmalar hayli yenidir. Konunun teorisiyle ilgilenen araştırmacılar çoğaldıkça kavram yerine oturacaktır. Bu çalışmalara katkısı olabilir düşüncesiyle, daha önce yapmış olduğumuz harp edebiyatı tanımını tekrarda fayda vardır:

“Konu ve temalarını harpten ve “harp hâli”nden alan; harp psikolojisini hem millî hem ferdî boyutta- etkileyen ve ondan aldığı etkiyle kendisi de şekillenen; mâzî şuûru, kahramanlık duygusu, gelecek kaygısı, vatanseverlik gibi üstün değerleri çeşitli bağlantılar içinde işleyen; cepheye ve cephe gerisine dair sıcak gözlemlerle ve günü gününe gelişen olaylarla beslenen; millet hayatında harp dolayısıyla meydana gelen  değişiklikleri -çoğu zaman ilginç yorumlarla- gözler önüne seren edebiyat, ‘harp edebiyatı’dır.” (Yıldız, 1998:39)

Harp, kazanılsa da kaybedilse de milletlerin psikolojik, sosyal, siyasî ve ekonomik hayatında derin ve yıpratıcı izler bırakır; tedavisi yıllarca sürecek yaralar açar. Tarihteki büyük zaferlerin bile ağır bedelleri olmuştur: İstiklâl Harbimiz, benzeri az görülür bir zaferle taçlanmıştır ama, başından sonuna kadar kaç çocuğun babasız kaldığını, kaç hayatın daha başlamadan bittiğini, kaç ailenin evsiz-barksız kaldığını da düşünmek gerekir. “Bir harbin yıllar sonrasına sadece kan dökülen yanı kalırken hikâye bir sesi, bir kokuyu, bir tadı, bir eşyayı, bir ruh atmosferini, bir çocuğu, bir kadını, bir ihtiyarı hâsılı bir harbin dağdağasında unutulacak her şeyi kayda alır.” (Akça, 2012:16) Bunlar tarih sayfalarına  -çoğu zaman- sayısal değerleriyle girdiği halde, sanatkârın sayıları çok da dikkate almayan, fakat aynı konuyu farklı boyutlarıyla gözler önüne seren bir bakışı vardır. Harp edebiyatı metinleri, bu türden bir bakışla ortaya çıkar. Bunlar, şartların zorladığı, millet adına konuşmak zaruret ve ihtiyacındaki sanatçının “öyle söylemek zorunda kaldığı”, çoğu zaman çatışan duygular üzerine oturmuş metinlerdir. Zaferin mutluluğu da, yenilginin acısı da eser ibdâında yönlendiricidir. Harp atmosferinde sanatçı, etrafında çalkalanan hayatı görmezlikten gelme şansına –neredeyse hiç- sahip değildir. Harp havasının hissedilmeye başlamasından itibaren, ölüm düşüncesi ile hayatta kalma kaygısı, cesaret ile korku, öfke ile merhamet, ümit ile hüsran… birbirine karışır. Birbiriyle çelişen bu duygular, sanatkâr için ana malzemedir. Harbin edebiyatı bunlara istinad eder.

1.2.Şiirler, harp edebiyatı ürünü mü?

 

Yarışmaya katılıp finale kalan altı şiir de, sonradan sürece dahil edilen “İstiklâl Marşı” da, devrin havasını yansıtmak ve bir devrin psikolojisine şahitlik etmek bakımından, tartışmasız, birer harp edebiyatı ürünüdür. Her birine, 1920’lerin harp havası -acılarıyla, mücadele azmiyle, güven duygusuyla- sinmiş durumdadır. Yine her biri, insanımızın endişelerini, milletin azmini, düşmanın zulmünü  ifade etmektedir. Edebiyatımızın içli şairlerinden Kemalettin Kâmî’nin yarışmaya katılıp sonra yarışmadan çektiği[1] “İstiklâl Marşı”ndaki Yurt yolunda kan olur /Dünyalara taşarız, / Ya şerefle vurulur, / Ya efendi yaşarız; Mehmed Muhsin’in Garbin zalâm-ı zulmüne yüz yıl kılıç salan / Âtî bizim… bizim artık vatan, zafer; felâh.ve Âkif’in Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl / Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl? Mısraları, bu metinlerin kendi devirlerine ne kadar bağlanabileceğine iyi birer örnektir.

Âkif’in, İstiklâl Marşı hakkında söylediği: “O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir fecâyi’ karşısında bunalan ruhların ıztırablar  içinde halâs  dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz… Onu kimse yazamaz… Onu ben de yazamam… Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım.” (Eşref Edib, 1938:164) sözleri, bu şiirin de bir harp edebiyatı ürünü olduğunun kabulü için yeterli bir dayanak olarak gösterilebilir.

1.3.İstiklâl Marşı’nın kabulü ve tartışmalar

 

Yarışma sonuçları, özellikle finale kalan şiirlerin estetik kalitesi ve millî heyecanı ifade kabiliyeti yönünden hoşnutsuzluk yaratmış ve tartışmalara sebep olmuştur. Bu yüzden, medeniyet meselelerimizi, Osmanlının son dönemlerindeki var olma mücadelemizi Safahât’ında çok güçlü bir şekilde ifade eden ve bu sebeple herkesi tatmin edecek nitelikte bir marşı yazacağına inanılan Mehmed Âkif’in yarışmaya katılması istenmiş, bu istek, devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı sonucu şairin Hasan Basri Çantay tarafından ikna edilmesiyle gerçekleşmiştir.  Hamdullah Suphi Bey’in Âkif’i ikna etmek üzere kaleme aldığı ve Hasan Basri Bey aracılığıyla kendisine gönderdiği tezkire şudur:

“Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirâk buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zât-ı üstâdânelerininmatlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husûlü için son çâre olarak kalmışdır. Asîl endişenizin îcâb ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vâsıtasından mahrum bırakmamanızı recâ ve bu vesîle ile en derin hürmet ve mahabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.

5 Şubat 1337

Umûr-ı Maârif Vekili

Hamdullah Subhi” (Çantay,1966:62)

 

Hasan Basri Bey’in marşı yazması yolundaki ısrarına “Ben ne müsabakaya girerim, ne de ‘câize’ alırım! Bırak yazsınlar. Ben bu yaştan sonra yarışa mı çıkacağım, ayıp değil mi?” sözleriyle direnen şair, onun, “Ben söz verdim; marşı biz yazacağız.” sözleri üzerine, maarif vekilinin ısrarını da dikkate alarak, endişelerinden sıyrılmış ve şiiri yazmaya başlamıştır. (Çantay,1966:62)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ayakta alkışlanan bu şiir, ciddi bir muhalefete de maruz kalır: İtirazlar, esasen, şiirin ısmarlama olduğu ve dolayısıyla milletin duygularını yansıtmadığı merkezindedir. Mesela Kütahya mebusu Besim Atalay şunları söylemiştir:

“Efendim, şiirler iki türlüdür. Ya hislerin mâkesidir, yahut derin veyahut ağlatıcı bir ruhun, ağlatıcı bir galeyanın aksidir. Şiir bu iki şekil üzerine doğarsa makbul ve muteberdir. Dünyada o şiirlerdir ki halk arasında yaşar. Ya yüksek bir bediî histen doğar, ya muhrik bir helecandan doğar. Böyle olmayıp da ısmarlama tarikiyle yazılırsa bu şiirler yaşamaz. Efendiler, bizim Cezayir marşımız vardır. Bu; halk arasında yaşıyor. Bu, müsabaka ile yazılmamıştır. Bu; ağlıyan bir ruhun, eline silâhını alarak düşmana koşan, vatanına koşan bir ruhun hissiyatını terennüm eder.

Marseyyez’in nasıl söylendiğini bilirsiniz. İnkılâb-ı Kebir esnasında –silâhını almış- koşan bir gencin söylediği şiir birden bire taammüm etmiştir. Evvelâ bu gibi şiirlerin memleketin mâruz kaldığı felâketlere –ağlıyarak, titreyerek- evvelâ güftesi değil, bestesi söylenir. Ismarlama şiirlere memleketin verilecek parası yoktur.” (T.B.M.M.Zabıt Ceridesi, 1337:85)

Aynı oturumda, Bolu mebusu Tunalı Hilmi Bey de “… bir kere bu marş milletin ruhundan doğma bir marş değildir. Besim Atalay Bey’in hakkı vardır. Milletin ruhuna tercüman olan bir marş olmalı.” (T.B.M.M.Zabıt Ceridesi, 1337:87)

diyerek, konunun bir komisyon marifetiyle halledilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Bu itirazlara rağmen,  milletvekillerinin  büyük bir çoğunluğu Âkif’in şiirini beğenmiş, Hamdullah Suphi Bey’in  “Anadolu mücadelesi uzun müddetlerden beri devam ediyor, bunu ifade etmek, bunun ruhunu söyletmek üzere yazılmış olan bu şiirler ne kadar evvel bir karara iktiran ederse şüphesiz ki daha fazla müstefid oluruz” (T.B.M.M.Zabıt Ceridesi, 1337:85) şeklindeki ikazının da etkisiyle, oylama yapılmış ve net bir çoğunluk elde edilmiştir.

2.Şiirlerin karşılaştırılması

 

            2.1. Ses ve Şekil

 

Söz konusu yedi adet şiirin tamamı, gerek nazım şekli ve gerekse nazım birimi bakımından, yeni Türk şiirinde görülen şekil özelliklerini taşımaktadır. Alışageldiğimiz geleneksel nazım şekillerinden (koşma, kaside, sone vb.) herhangi biri kullanılmamıştır. Nazım birimi bakımından, genel olarak dörtlük esas alınmış, Hüseyin Suad, A.S., Muhiddin Bahâ ve Mehmed Muhsin’in şiirlerinde Türk halk şiirindeki ayaklı şekilleri hatırlatan bir uygulama  tercih edilmiştir. Âkif’in kafiye dizilişindeki tercihi ise, bir yandan batıdaki “dörtlü”yü, halk edebiyatımızdaki “dörtleme”yi hatırlatmaktadır.

Şiirlerin yedisinde de kafiye önemsenmiş; genelde kuvvetli kafiyeler kullanılmak suretiyle, tok bir ses elde etme amacı güdülmüş; kafiye dizilişinde herhangi bir geleneksel şemaya tümüyle bağlanma gereği duyulmamıştır. Şiirlerin ilk kıtalarına göre kafiye dizilişleri şöyledir[2]:

H.Suad’ın şiiri

A.S.’nin şiiri

K.Kâmî’nin şiiri

İ.Hâkî’nin şiiri

M.Baha’nın şiiri

M.Muhsin’in şiiri

M.Âkif’in şiiri

a

a

a

a

 

a

a

 

a

a

a

 

B

C

B

C

 

a

b

a

b

 

a

a

x

a

 

a

a

x

a

 

B

B

 

a

a

x

a

 

B

B

 

a

a

a

a

 

 

Tablo-1: Şiirlerin kafiye dizilişi

Şiirlerin ritmik dokusuna bakıldığı zaman, hepsinde ya Hece’nin ya da Aruz’un ritm imkânlarından yararlanıldığı görülmektedir. Şiirlerin dördü aruz, üçü hece vezniyle yazılmıştır:

1.Hüseyin Suad’ın şiiri

Aruz          Feilâtün Feilâtün Feilün

2.A.S.’nin şiiri

Hece          7+7= 14’lü ve 7’li

3.Kemaleddin Kâmî’nin şiiri

Hece          7’li

4.İskender Hâkî’nin şiiri

Hece          4+4=8’li

5.Muhiddin Bahâ’nın şiiri

Aruz          Feilâtün Mefâilün Feilün

6.Mehmed Muhsin’in şiiri

Aruz          Mef’ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

7.Mehmed Âkif’in şiiri

Aruz          Feilâtün Feilâtün Feilâtün Feilün

 

Tablo-2:Şiirlerin vezinleri

Temelde geniş kitleleri coşturmak, onlardaki yiğitlik duygularını harekete geçirmek ve mücadeleye teşvik amacını güden bu şiirlerde, kelime, ibare, mısra tekrarları ve özellikle hitap edatları vasıtasıyla heyecan uyandırma çabası gösterilmiştir. “atıl”, “ez”, “vur”, “ileri”, “yürü”, “koş”, “demir giy”, “silah kuşan” gibi birer ikişer kelimelik cümleler de hem heyecanı yükseltmekte, hem de şiirlere belirgin bir hareketlilik kazandırmaktadır. İstiklâl Marşı’ndaki “korkma”, “ey nazlı hilâl”,  “ilâhî”, “ulusun!”, “ey şanlı hilâl”  gibi hitap edatlarının fonksiyonu da aynıdır.

2.2.Muhteva

 

            2.2.1.Temel duygular

 Türk İstiklâl Harbi’nin, başka bir deyişle, varlık-yokluk kavgamızın genel havasında yazılan bu şiirlerde dile getirilmiş olmasının kaçınılmaz olduğunu düşündüğümüz temel duyguların sıklık derecesini tesbite yönelik olan aşağıdaki tablo, devrin havasının şairler üzerinde ne kadar etkili olduğunu açıkça göstermektedir.  Yedi şiirde de mevcut olan duygular, kendine güven duygusu, milliyet duygusu, mücadele azmi ve vatan sevgisidir. Toprakları işgal edilmiş, bağımsızlığı ve dolayısıyla geleceği tehlikeye düşmüş bir milletin ortak duyguları, kaçınılmaz olarak şairlerin de ortak duyuş ve düşünüşünü hazırlamıştır. Tabii, bizim asıl konumuz bu duyguların şairler tarafından nasıl işlendiğidir.

 

Temel Duygular

 

H.

Suad

 

 

A.S.

 

K.

Kâmî

 

İ.

Hâkî

 

M.

Bahâ

 

M.

Muhsin

 

M.

Âkif

 

Sıklık

1.Batı’ya tepki

X

X

X

3

2.Bayrağa bağlılık

X

 

 

X

X

 

X

4

3.Din duygusu / İman

X

X

X

X

X

5

4.Gelecek ümidi

X

X

X

3

5.Hürriyet ve istiklâl

X

X

X

X

X

5

6.Kahramanlık

X

X

X

X

X

5

7.Kendine güven

X

X

X

X

X

X

X

7

8.Mâzî fikri

X

X

X

X

4

9.Millî birlik-beraberlik

X

X

X

3

10.Milliyet / Türklük

X

X

X

X

X

X

X

7

11.Mücadele Azmi / Gücü

X

X

X

X

X

X

X

7

12.Namus ve şeref

X

X

X

X

4

13.Şehitlik

X

X

X

3

14.Vatan sevgisi

X

X

X

X

X

X

X

7

15.Zulüm ve eziyet

X

X

X

3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sıklık

11

8

9

10

8

9

15

70

 

Tablo-3: Şiirlerde ortak duygular

Dikkat edilirse, Âkif, bu temel duyguların tamamını şiirinde işlemiş, ona en yakın olan Hüseyin Suad bu duyguların11’ine, İskender Hâkî de 10’una yer vermiştir. Burada sıklık ortalaması 10’dur. H.Suad ve İ.Hâkî ortalamayı tuttururken,  Âkif, hayli üstüne çıkmıştır.

Bu temel duyguların şairlerce nasıl işlendiğini daha yakından görebilmek için, iki ayrı örneklendirmeye ihtiyaç vardır:

a)Şiirlerin tümünde gördüğümüz temel duygular ve işleniş tarzı,

b)Tesbit edilen temel duyguların kavram daireleri

Yedi şairin de dile getirdiği kendine güven duygusu, milliyet fikri, mücadele azmi ve vatan sevgisinin nasıl işlendiğini örneklerle göstermek, genel bir kanaat edinmemizi sağlayacaktır:

7-GÜVEN DUYGUSU

Hüseyin Suad

Veremez kimseye bir Çamlıbeli

Bağlanır mı acaba Türk’ün eli

A.S.

Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

Kemaleddin Kâmî

Hak yolunda kan olur

Dünyalara taşarız

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız.

İskender Hâkî

Çek sancağı Türk ordusu

Olmaz Türk’ün can korkusu

Esarete dayanır mı

Türk vatanı, Türk namusu?

Muhittin Bahâ

Düşmanın bir cihansa dostun Hak

Hakkın elbette müstakil yaşamak

Atıl, ez, vur, senindir istiklâl

Mehmet Muhsin

Destinde seyf-i Hak gibi pek şanlı bir silah

Açtın sema-yı millete pür-nûr bir sabah.

Âtî bizim… bizim artık vatan, zafer, felâh.

 

MehmedÂkif

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

11.MÜCADELE AZMİ VE GÜCÜ

Hüseyin Suad

Kanımızla boyadık bahr ü berri

Böyle aldık bu güzel ülkeleri

İleri, arş ileri, arş ileri

Geri kalsın vatanın kahpeleri

Seni ihya için ey nâmı büyük

Vatanın uğruna öldük öldük

A.S.

Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın

Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın

Kemaleddin Kâmî

Cenk ederiz genç, koca

Bugün değil, yarın da

Hak yolunda kan olur,

Dünyalara taşarız;

Ya şerefle vurulur,

Ya efendi yaşarız.

İskender Hâkî

Bu son savaş bize farzdır,

Fırsatımız gayet azdır,

Muzaffer ol da ey millet

Altın ile tarih yazdır.

Muhittin Bahâ

Ey benim şanlı milletim ileri;

Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!

Mehmet Muhsin

Garbın zalâm-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan

Âtî bizim… bizim artık vatan, zafer, felah.

Mehmed Âkif

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

10-MİLLİYET DUYGUSU / TÜRKLÜK

Hüseyin Suad

Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük

Siper oldu sana dağlar gibi Türk

Yürü ey milletin efrâdı yürü

Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü

A.S.

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın

Türk oğludur bu millet

Türk’ündür bu memleket

Bize Türk oğlu derler

Hep bizimdir bu yerler.

Kemaleddin Kâmî

Hakkını korur elbet

Türk’ün bükülmez kolu

 

 

İskender Hâkî

Ey Müslüman, ey Türk oğlu

Muhittin Bahâ

Ey benim şanlı milletim ileri;

Ey büyük ünlü milletim

Bir ateşten siperdin İslam’a

Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.

Mehmet Muhsin

Ey mazi-i havâriki bin destan olan;

MehmedÂkif

Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl?

 

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:(10), (8),

 

14-VATAN SEVGİSİ

Hüseyin Suad

Seni ihya için ey nâmı büyük

Vatanın uğruna öldük öldük

Veremez kimseye bir Çamlıbeli

A.S.

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın

Türk oğludur bu millet

Türk’ündür bu memleket

Bağrımızda saklarız vatanın her taşını

Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

Hep bizimdir bu yerler

Kemalettin Kâmî

Yeter, ey Kâbemizi

Elimizden alanlar

Alıkoyamaz bizi

Yolumuzdan yalanlar.

İskender Hâkî

Benim bu son günlerimdir,

Diyor bize Anadolu.

Muhittin Bahâ

Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!

Mehmet Muhsin

Âtîbizim… bizim artık vatan, zafer, felah.

Mehmed Âkif

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.

Şiirlerden aldığımız örnekler, şairlerin hemen hepsinin ortak duygularla hareket ettiklerini ve  dokuz  ana kavram etrafında yoğunlaştıklarını göstermektedir (bk.Tablo-4). Bu kavramlar, güven duygusunun, inancın, gelecek endişesinin ve benzeri temel değerlerin her zamankinden daha canlı olduğu harp dönemlerinde edebî eserleri besleyen  temel duygu ve düşünceleri ifade eden millî ve manevî kavramlardır.

Tablo-3’te gösterilen ortak temel duygularla Tablo-4’teki kavramların sıklığı ve şiirlere dağılımının çok dengeli ve uyumlu olduğu görülmektedir. Bu da şairlerin aynı ruh hâli içinde şiir söyledikleri anlamına gelir ki harp havasının böyle bir duyuş ve düşünüş ortaklığı yaratması normal bir durumdur. Meselâ, vatanın karşı karşıya bulunduğu tehlikeye karşı koyma, bunun için her türlü fedakârlığın yapılması gerektiği/ yapılacağı fikri, Mehmed Âkif’in “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın./Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.” mısralarıyla ifade ettiği vatan

savunması fikri, Muhittin Bahâ Bey’in “Ey benim şanlı milletim ileri; / Ele çiğnetme koş bu ülkeleri! mısralarında olduğu gibi, diğer altı şiirde de aynen mevcuttur. Harp hâlinin yarattığı psikoloji, bu şiirlerin tematik dokusunu belirlemiştir.

 

ŞİİR

KAVRAM

Allah

(Allah,  Hak, Rab, İlah, Hüdâ; ezan, mabed, secde vb.)

 

Bayrak(bayrak, sancak, al sancak, hilâl vb.)

Düşman(düşman, hasım, Yunan,  kahpe, alçak, canavar, Garp, mağrip vb.)

Hürriyet ve istiklâl

(hürriyet, istiklâl, hür, müstakil)

Kahramanlık / Zafer(kahraman, arslan, mücahit, muzaffer, zafer vb.)

Kan-can

Millet

(millet, ırk, Türk, Türkoğlu vb.)

Şehitlik (şehit, şüheda, gazi vb.)

Vatan(vatan, Anadolu, yurt, ocak, memleket vb.)

Dağılım ve Sıklık

 

 

 

 

H. Suad’ın şiiri

 

x

x

x (3)

x (5)

x (4)

5-14

A.S.’nin şiiri

x

x

x

x

x (14)

x

x (8)

7-27

K.Kâmî’nin şiiri

x (2)

x (2)

x

x (2)

x

x (2)

6-10

İ.Hâkî’nin şiiri

x

x

x

x

x (6)

x (3)

6-13

M.Bahâ’nın şiiri

x

x

x (2)

x (2)

x

x (3)

6-12

M.Muhsin’in şiiri

x

x

x (5)

X

(4)

x

x (2)

 –

x

7-15

M.Âkif’in şiiri

x (6)

x (4)

x (3)

x (3)

x

x (4)

x (6)

x (4)

x (7)

9-38

Sıklık

10

9

14

7

7

11

38

6

25

 

Tablo-4:Temel duyguların kavram daireleri

Tablo-3’te olduğu gibi Tablo-4’te de Âkif’in şiirinin daha kapsayıcı olduğu görülüyor: Belirlediğimiz dokuz kavram, onun şiirinde 38 defa ve her maddede birbirine yakın sayıda kullanılırken, ona en yakın yoğunluk A.S.’nin şiirindedir. Ancak A.S.’nin şiirindeki bu yakınlık, nakaratlar dolayısıyla 14 kez tekrarlanan “millet” ve 8 kez tekrarlanan “vatan” kavramlarından kaynaklanmaktadır. Şiirlerde en fazla kullanılan kavram “millet” (38), aynı zamanda her şiirde yoğun kullanılan kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Âkif bu dokuz kavramın tümünü kullanırken, A.S. ve M.Muhsin 7’sini, K.Kâmî, İ.Hâkî ve M.Baha 6’sını, H.Suad ise 5’ini kullanmıştır ki bu da Âkif’in şiirinin kapsayıcılığını gösteren diğer bir husustur.

 

2.3.Estetik seviye

 

Harp edebiyatı metinleri, olağanüstü şartların telkin ettiği ve olağanüstü şartlarda teşekkül eden eserlerdir. Bunlarda  fiilî durum  ön plâna çıkar. Harple -gerek içinde bulunarak, gerek değişik ilgiler yoluyla- karşı karşıya gelen sanatçılar, duygu ve düşüncelerini bu fiilî durumun uyandırdığı ilhamlarla dile getirirler. Bunlar arasında kendini isbat etmiş sanatkârlar yanında, ilk kalem tecrübelerini bu vesileyle yapanlar da yer alır. Bazı büyük sanatkârlar, mevcut olağanüstü durumun zorlamasıyla, eserlerini her zamanki titizlikleriyle estetik süzgecinden geçiremeyebilirler. Bu sebeple, harp edebiyatı metinlerinde -istisnalar hariç- kuvvetli bir estetik seviyeye ulaşmak kolay değildir. Bu tür metinlerin ana karakteri, üzerinde uzun uzadıya uğraşma fırsatı bulunamamış olması; bir an önce millete, cephedeki askere, cephe gerisinin mağdurlarına “acil mesajlar” ulaştırılmasını hedeflemesi;  faydaya, teşvîke, tenvîre yönelik olmasıdır. Birçok büyük sanatkârın kaleminden çıkmış eserlerin bile estetik seviye bakımından yeterli olmadığı düşünülürse, harp hâlinin estetik seviye kaygısına pek de müsaade etmediği daha rahat söylenilebilir.(Yıldız,1998:39) Buna rağmen, 724 şiirin içinden seçilen şiirlerin şi’riyet yönünden güçlü olması beklenir. Bu yarışmaya kimlerin katıldığı konusunda yeterli bilgimiz bulunmamakla beraber, finale kalan sanatçılar içinde Hüseyin Suad ve Kemalettin Kâmî  dışında, tanınmış bir şaire ait şiirin bulunmaması, Mehmed Âkif’in yarışmaya katılma konusunda yaşadığı tereddütleri diğer tanınmış şairlerin de yaşamış olduklarını, onların da  “yarışma” ve “ısmarlama şiir” kavramları etrafında çıkabilecek tartışmalardan uzak durduklarını düşündürmektedir.

Tabiî, böyle bir durum, yarışmaya katılıp finale kalan şiirlerde bir şi’riyet problemini davet etmiştir. Millî heyecanın, güven duygusunun, işgalcilere karşı duyulan öfkenin, birlik beraberlik duygusunun estetik kaygıyı gölgelediği bir zamanda -Ziya Gökalp’in “şuur devrinde şiir susar” sözünü doğrularcasına- ateşi söndürme sorumluluğunun öne çıktığını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla, finale kalan şiirlerin fonksiyonel değeri bir yana, estetik değer bakımından sıkıntılı olması için yeterli sebepler mevcuttur.

“İleri, arş ileri, arş ileri / Geri kalsın vatanın kahpeleri” (H.Suad); “Veremez kimseye bir Çamlıbeli / Bağlanır mı acaba Türk’ün eli” (H.Suad); “Bağrımızda saklarız vatanın her taşını / Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını” (A.S); Cenk ederiz genç, koca / Bugün değil, yarın da (K.Kâmî); “Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!” (M.Bahâ); “Birleşelim özümüzden, / Dönmeyelim sözümüzden, / Hem silelim bu lekeyi, / Tarihteki yüzümüzden.” (İ.Hâkî) gibi örnekler, bu şiirlerdeki estetik seviye ve söyleyiş sıkıntılarını göstermektedir.

3.Genel Değerlendirme/ Sonuç

Kısa bir değerlendirmesini yaptığımız yedi adet şiir, birer harp edebiyatı ürünüdür. Harp edebiyatı ürünleri harbin yarattığı psikoloji üzerine oturur.Vatan topraklarının önemli bir kısmı işgal altında bulunan, tehdidin gittikçe artmas ıüzerine mücadele merkezinin naklinin bile düşünüldüğü, yıkılışın sancıları ile diriliş umutlarının birbirine karıştığı bir devrin olağanüstü şartları, bu şiirlerin arka plânındaki psikolojinin ana kaynağıdır. Bu ortak arka plân, Tablo-3 ve Tablo-4’te gösterdiğimiz ortak duygu ve  kavramların, şiirlerden seçilen değişik örneklerin açıkça gösterdiği gibi, şiirleri muhteva bakımından birbirine çok yaklaştırmıştır.

Hâl böyle olduğuna göre, yarışma sonuçlarından tatmin olunmayıp Mehmed Âkif’in sürece dahil olması arzusunun sebepleri neler olabilir? Bunları birkaç maddede toplayıp izah edebiliriz:

1.Âkif’in Safahât’ı dikkatle incelenir de kronolojik bir seyir içinde tesbit edilirse, İstiklâl Marşı’nın köklerinin bu büyük eserdeki bazı şiirlerden beslendiği kolaylıkla anlaşılır. Şiir, hemen hemen Safahât’ın millî damarının bir özeti olmak hasebiyle, bir tecrübenin süzgecinden geçerek gelmiş olmaktan dolayı çok “kapsayıcı”dır. İstiklâl Marşı’nın büyük avantajı, arkasında bütün bir Safahât’ın bulunmasıdır. Âkif bu marşı böyle yazmaya hazırdı: Şiiri yazmaya -bir bakıma mecbur kalarak- karar verdiği zaman, söyleyeceklerinin çoğu, ortaya çıkmayı bekliyordu.

2.Âkif, hayat tecrübesi, dinî bilgisi, tabiî bilimler üzerine aldığı tahsil ve yabancı dil (Arapça, Fransızca, Farsça) konusundaki yetkinliğiyle, milletimizin içinde bulunduğu sıkıntılı durumu değişik boyutlarıyla değerlendirebilecek donanıma sahipti. Trablus, Balkan ve Birinci Cihan harplerinin yarattığı hengâmeden aldığı ihsaslar, şiirlerinde kademe kademe filizlenmiş ve İstiklâl Marşı’nda gerçek mecrâına oturmuştur. İstiklâl Marşı, bir “final şiiri”dir ve tabiî, köklerinin o zamanın sosyal olayları ve şairdeki edebî birikimin kaynaşması sayesinde şekillenmiştir.

3.İstiklâl Marşı’nın diğer şiirlerden bir üstünlüğü de duygu ve heyecanın düşünce ile ustaca tahkim edilmiş olmasıdır. Şiirin millî heyecandan ibaret sanılmış olması, diğer şairlerin zayıf yönlerinden biridir. Bu şiirler, daha çok, o günün duygularını, öfkeyi, endişeyi, yiğitlenmeyi öne çıkarmaktadır. Verilmek istenilen düşünce pek net değildir. İstiklâl Marşı ise berrak bir şiirdir: Heyecan kaynağı olarak, ne için mücadele edildiğini izah bakımından ve Türk milletinin nihâî hedefini tesbit açısından karanlıkta kalan bir nokta yoktur.

4.Âkif, Türk milletinin yaşama felsefesini, mâzî fikrini, tarih şuurunu, harp edebiyatı ürünlerinde görmeye pek alışık olmadığımız bir vukufla, metnin arka planına yerleştirmiştir. Bu felsefe ve şuur, vatanın sadece “toprak” olarak görülmesini engelleyen, hürriyet düşüncesini “ezelî bir tutku”, vücudun ise “en dayanıklı sınır tahkimatı ve siper” kabul edilmesini sağlayan “iç dinamiğimiz”dir. Diğer şiirlerde de bu hususlar derece derece yer almakla beraber, şiirin estetik bir yapı olarak işlenişindeki ustalık  burada da kendini belli etmektedir.

5.İstiklâl Marşı’nda, Türk milletinin yaşama üslûbuna dair fikirlerinin yanına kısa bir “medeniyet analizi” de yerleştirilmiştir: Batı, medenilik iddiasında olmakla beraber, aklını, “yok etme”, “yakıp yıkma” yoluyla güçlü kalmaya hasretmiş; medeniyetin asıl sorumluluğunun “yapmak”, “yüksek değerler üretmek” ve “eskimiş olanın yerine yeni ve geçerli değerler ikame etmek” olduğunu unutmuştur. Biz ise, Batı’nın elindeki tekniği, yani maddî kuvveti -ki  teknik,  bu hâliyle bir canavarın ağzındaki tek diş hükmündedir- etkisiz kılma mücadelesi vermekteyiz. Bu mücadelede bizim asıl gücümüz, maddî-manevî bütün varlığımızı ortaya koyabilecek iman ve güven duygusuna sahip olmamızdır. Âkif’in şiirin bütününe başarıyla yerleştirdiği bu yorum, diğer şiirlerin hiçbirinde yoktur.

6.İstiklâl Marşı, insanda yarattığı psikoloji bakımından çok başarılıdır. Milletin maneviyatını yükseltmek, ondaki mücadele azmini körüklemek maksadıyla yazılan / yazdırılan bu marş: “Yurt toprağının üstünde tüten en son ocak sönmedikçe bayrağın Türk ülkesinin şafaklarında dalgalanışının da devam edeceği” inancı ile başlar: “Türk milleti, Hakk’a tapan bir millet olarak istiklâli hakketmiştir”; “Batı en gelişmiş savaş vasıtalarına sahipse, Türk milletinin de sarsılmaz bir imanı vardır”; “Altında sayısız şehidin yattığı vatan toprağı sıradan bir toprak değildir”; “Sıkılsa şehitler fışkıracak kadar kanla yıkanan bu topraklar için kendini feda etmeyecek bir tek Türk yoktur”; “Bir mâbed kadar mukaddes olan Türk yurduna, ona bir Türk gibi bakmayacak olanlar dokunamamalıdır”; “Allah’ın varlığına ve birliğine şahadet eden ezanlar bu yurdun üstünde ebediyen yankılanmalıdır”… gibi temel duygu ve fikirler üzerine oturtulmuş olarak, “Bayrağa da, Türk milletine de ebediyete kadar izmihlâl yoktur” düşüncesiyle sona erer.“Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!” ve “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl” mısralarıyla zirveye çıkmış olan  bu güven duygusu, şiirin her mısraına sinmiş durumdadır.

7.İstiklâl Marşı’nın kelime kadrosu, diğer şiirler içinde en uzun olanının bile iki katından fazladır. Âkif, böylelikle daha fazla kavramı ifade etme imkânlarını arttırmıştır. H.Suad 88, A.S. 88, K.Kâmî 108, İ.Hâkî 56, M.Bahâ 59, M.Muhsin 111 kelime kullanırken, Âkif’in kullandığı kelime sayısı 254’tür. Sayılar her zaman çok şey ifade etmeyebilir. Kelimelerin  kavram değerleri (metin içi değerleri)nin de dikkate alınmasına ihtiyaç vardır. Tablo-4’te gösterdiğimiz kavramların şairlerce kullanılış sayılarına yeniden bakarsak, Âkif’in şiirinin güç kaynaklarından biri daha aydınlanmış olur: H.Suad, 5 kavram 14 defa;  A.S., 7 kavram 27 defa; K.Kâmî, 6 kavram 10 defa, İ.Hâkî 6 kavram 13 defa; M.Bahâ, 6 kavram 12 defa; M.Muhsin, 7 kavram 15 defa; M.Âkif, 9 kavram 38 defa.

  1. Âkif’inkullandığı şiir dili, hem ses yönünden hem de hayaller yönünden zengin ve sağlamdır. “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,”“Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühed┓Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli.”gibi mısralardaki sağlam söyleyiş, bu şiirin önemli üstünlüklerinden biridir. Bayrağın dalgalanışının, yaşanan endişeyi ifade ederken akşam şafağına, şairdeki ümit ve güven yükseldiği zaman sabah şafağına benzetilmesi; zor günlerde bayrağımızın -tıpkı durumdan memnun olmayan bir insan gibi- kaşlarını çatması; vatan savunması için yürüyen Türk’ün “kükremiş sel”e benzetilmesi; garbın canavar, elindeki teknolojinin o canavarın ağzında kalan “tek diş” olarak değerlendirilmesi, şairin günlük dili şiir dili seviyesine yükseltmede usta olduğunu göstermektedir. “Birleşelim özümüzden, / Dönmeyelim sözümüzden, / Hem silelim bu lekeyi, / Tarihteki yüzümüzden.” (İ.Hâkî) veya “Hangi alçak el alır, / El zinciri boynuna? / Kim Yunanı bırakır / Türk kızının koynuna?” (K.Kâmî) gibi mısraların, meselâ “Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: / Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı” mısralarıyla kıyaslanması aradaki farkı açıkça gösterecektir.

9.Şiirlerinde, çoğu zaman, insanı tenkid eden, onu hatalarını yüzüne vurarak eğitmeye çalışan, tenkidi bazan“Damarlarımızdaki kan âdetâ irinleşmiş, / O çıkmak istemeyen can da bir yığın leşmiş!”(Mehmed Âkif,2000:335) mısralarındaki kadar ileriye de götüren şair, İstiklâl Marşı’nda bu tür sertliklere başvurmamış, vatan, din, hürriyet, istiklâl ve bayrak uğrunda mücadeleyi telkin ve tenbihte bulunmuştur. Şiirin verdiği mesaj çok kuvvetlidir. Diğer altı şiirde bu telkin gücünü göremiyoruz.

Bu değerlendirmeler sonucunda diyebiliriz ki: İstiklâl Marşı yarışmasına katılıp finale kalan altı adet şiir, son derece iyi niyetlerle kaleme alınmış, devrin genel duygularını, yine, genel ifadelerle dile getiren, vatan sevgisi, millî birlik ve beraberlik, Türklük, mâzî fikri, mücadele azmi gibi o gün için çok zarurî olan duygu ve fikirleri telkin etmeye çalışan metinlerdir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Âkif’in söyledikleri ile H.Suad, A.S.,İ.Hâkî, K.Kâmî, M.Bahâ ve M.Muhsin’in söyledikleri arasında niyet, duygu ve fikir olarak hemen hemen hiçbir fark yoktur. Ancak bu niyeti, duygu ve fikri “âbidevî bir şiir”le ortaya koymak da önemliydi. Başta devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi olmak üzere, ilgililerin -belki de müsabakanın normal şartlarını da ihlâl ederek- Âkif’in sürece dahil olmasını istemeleri, böyle bir şiiri aramalarından kaynaklanmıştır.

İstiklâl Marşı’nın -estetik seviyesi çok yüksek bir eser olarak-klâsik bir harp edebiyatı ürünü sayılamayacağını düşünüyoruz. Çoğu anlık duyguları işleyen, harbin ve harp hâlinin akışına tâbî olan harp edebiyatı ürünlerinin yüksek bir estetik seviyeyi tutturabildiğine dair örnekler pek fazla değildir. Harp zamanlarında “gür sesli ama derinliği olmayan geçici bir hamasî edebiyat canlanmakta, sonra unutulmaktadır.” (Enginün, 1986:111-129) İstiklâl Marşı ise istisnalar arasındadır. Savaşın bütün şenaatlerini gören, milletin çektiği sıkıntılara yakından şahit olan şair, Çanakkale Şehitleri ve Bülbül gibi iki büyük harp şiirinde olduğu gibi, İstiklâl Marşı’nda da  bütün kadrosuyla harp havasının ve  zaman darlığının üstesinden gelebilmiş; alışılagelen durumun aksine, estetik seviyesi yüksek bir harp şiiri yazabilmiştir.

 http://saadettinyildiz.com

KAYNAKÇA:

Akça, N.C. (2012). “Kaydı Hikâyeye Düşüldü: Balkan Savaşı”, Türk Edebiyatı, S.468, , ss.16-21

Çantay, H.B. (1966), Âkif-nâme (MehmedÂkif), Ahmet Sait Matbaası, İstanbul, s.62

Eşref Edib, (1938). Mehmet  Âkif-Hayatı ve Eserleri, 2. Baskı, İstanbul, s.164.

Enginün, İ. (1986) “Çanakkale Zaferinin Edebiyata Aksi”, Türklük Araştırmaları Dergisi, S.2, ss.111-129,

Mehmed Âkif, (Neşre Haz.M.Ertuğrul Düzdağ,2000).”Fatih Kürsüsünde”, Safahât, s.335

T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, (1337). Devre: I Cilt: 9 İçtima: 2, Altıncı İçtima, 12.III.1337 Cumartesi, s.85, 87

Yıldız, S. (1998). “Harp Edebiyatı Kavramı ve Edebiyatımızda Çanakkale Muharebeleri”, OGÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Çanakkale Zaferi’nin 83 Yıl Dönümü Paneli, Eskişehir, s.39

[1]Bu konuda Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey,  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 12 Mart 1337 tarihli toplantısında söz alarak şu açıklamayı yapmıştır: “Muhterem efendiler, söyleyeceğim sözlerin yanlış anlaşılmamasını,  bir maksad-ı mahsusa hamledilmemesini temineniptidaen bir hakikatten bahsedeceğim; bu Milli Marş müsabakası ilan edildiği zaman ben de iştirak etmek istedim. Fakat bu mesele öyle bir cereyan almıştır ki bendeniz bu müsabaka işinden sarfınazar ediyorum. (M) imzalı şiir bendenizindir. Bunu ithal buyurmayınız.

Gene Kemalettin Kâmî namında biri vardır ki aynı sebepten dolayı gazetemizde kendi şiirini geriye almıştır. Bunun üzerine mütalaanızı beyan buyurursunuz.” (T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre: I Cilt: 9 İçtima: 2, Altıncı İçtima, 12.III.1337 Cumartesi, s.85)

[2]Şiirler, Hasan Basri Çantay’ın Âkif-nâme’sindeki sıraya göre sıralanmıştır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek

"Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye’de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz...

SEVİNÇ ÇOKUM

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü...

Bozkır Kavimleri-Egemen Çağrı Mızra

Egemen Çağrı Mızrak Kimdir? 1978 yılında doğumdu. Orta ve Lise öğrenimini Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’nde (İstanbul/Üsküdar) tamamladı. 2001 yılında...

DİLİMİZDEKİ GÖNÜL GÖNLÜMÜZDEKİ

Özcan TÜRKMEN

‘Gönül’, Kubbealtı Lügatı’nda şöyle kullanılıyor: 1. İman, sevgi ve nefretin; iyi ve kötü bütün duyguların kaynağı olduğu kabul edilen kalbin manevi yönü....

ARİF NİHAT'TA MİLLİYETÇİ TAVIR

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Türk milliyetçiliğinin en önemli beslenme kaynaklarından birisi, hiç şüphesiz, edebiyattır. Sözlü gelenekten günümüze kadar süregelen şiire yatkınlığımız,...

YAZAR, AKADEMİSYEN, VATANSEVER BİR TÜ

Ali_Alper ÇETİN

Kurtuluş Savaşımızın en sıkıntılı günlerinde sırtında bir asker kaputu (parkası) cepheden cepheye koşan, Sakarya ve Dumlupınar Meydan Savaşları’nda...

SEN YOKKEN

Saliha MALHUN

"Sonra çekildim bir kenaraSeyrettim bütün olup biteni.Baktım kimde ben ne kadarımKim bende ne kadar kalmışdiye...Ve geçen ömrüme bir damlaGözyaşı...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA AD

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki...

SÜRÜ ADAMI

Bir adam vardır ki, hiçbir düşüncesinde, hiçbir hareketinde "kendi kendisi" olamaz. Ne düşünse, ne yapsa, ne söylese kendini değil, men­sup olduğu sosyeteyi, ırkı,...

ŞAİRLERİ KOVMAK İSTEYEN ŞAİR

Temel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her dönem tartışılagelmiştir. Çünkü felsefeyi bu alanlardan birine indirgemeden ya...

RUKİYE ÖZDEMİR İLE SOHBET : “Türk

Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma kadar geliyor. Bir an bu...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu....

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden bir taraf mutlaka bulunur. Kimini güldürür fıkralar, neşelendirir; kimini...

Könçek Dönderme

 —Hadi hazırlan da gideli.  —Tamam deyip fırladım. Birkaç gün önceden sözleşmiştik. Hazırlanıp Seyfi’yle yola düştük. Bugün akşama şenlik var:  Güneydeliktaş’ la...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
VEFA DUYGUSU

VEFA DUYGUSU

25.02.2018
Vefa kelimesi sözlüklerde; sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi, bağlılık ve dostlukta sebat; yetme ve yetişme; güzel ve...
Belâ Râhında BenNe yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bendeBelâ râhında şimdi bir mu'ayyen menzil oldum ben(Nereden gam, üzüntü kervanı...
Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın...
2.2.”Koza” şiirlerinde ses yapısı Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana çıkar; ancak şiir boyunca süren...
Melendiç nedir? Gölgesinde neler olmaktadır? Metin Savaş "Zemheri Kuyusu etrafında kurduğu gizemli dünyanın insanlarına bu kez dokuz dallı Melengicin altından...
Gariptir… Bu ülkede doğan herkes daha kendisini tanımadan şu iki kavramı bilir; biri Türk, diğeri ise İslâm! Aslında bunda bir...
DENK(LİK)

DENK(LİK)

21.04.2019
Her şey uygun olsun; kıymeti veya niteliği bakımından aynı değerde olan şey(ler)e sahip olalım, çevremiz de böyle olsun; uygun vakit...
Türk milliyetçiliğinin en önemli beslenme kaynaklarından birisi, hiç şüphesiz, edebiyattır. Sözlü gelenekten günümüze kadar süregelen şiire yatkınlığımız, şiiri diğer türlerden...
Türkiye’nin m i l l î l i s a n ı «İstanbul Türkçesi» dir; buna şüphe yok! Fakat İstanbul’da...
Bakiye Ruhan Adamoğlu Hanımefendi de Uçmağa Vardı! “Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir, Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir, Bir bitmeyecek şevk verirken beste, Bir...
TÜRK TÖRESİ

TÜRK TÖRESİ

30.12.2017
“Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye...
Zaman acımasızdır. Kendine ayak uyduramayanı affetmez. Zamanın gerekliliklerini yerine getiremeyen hemen her kurum yok olmaya mahkûmdur. Değişen şartlara uyum sağlamak...
Şahitler Dergisinin 23. sayısı da dopdolu ve gündemi yakalayan içerikleriyle yayımlandı. Dergiye ücretsiz olarak makalemizin sonundaki linkten ulaşabilirsiniz. Bu sayıda...
Kendisini iyi tarif etmiş, kimlik konusunda tereddütlerini aşmış, kimlik unsurlarını berrak izahlara kavuşturmuş bir toplumun dünya insanlığı arasında kendi yerini...
Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı...