Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
tastangelinler

Hâlâs it masivadan kalbüni pâk

Hicâb olmaya sana hergiz eflâk

Geçesin reng ü bûyu iltifattan

Giyesin hıl'ati hoş meskenetden

Hz. Üftâde

Güneş var bugün...

Gökyüzü masmavi. Yaşadığım kenti seviyorum. İnsanları seviyorum.

Dolmuşta karşımda oturan aristokrat sarışın hanıma cesaretimi toplayıp duayla gülümsüyorum, o da bana gülümsüyor. Hepsi bu... 

Mavi beni kendine çekiyor… Üftade Hazretleri de…

Sonsuzluk bir ev sahibiymiş de içine atlamam için bekliyor sanki… Dayanamıyorum ve ruhumu teslim ediyorum maviliklere, sırtımı da güneşe… Uzun uzun yürüyorum sokaklarda. Nasıl olsa göklerin misafiriyim. Ruhuma usulca dokunup vınlayarak kaçan bir şey hissediyorum. Başımı çevirip bakıyorum; Okçu Baba. Ziyaret edip dışarı çıkıyorum.

Türbedarı ilgimi çekiyor. 

On sekiz yaşlarında, tekerlekli sandalyeye mahkûm naif ve garip bir genç. Anlatırken dalıyorum. "Osmanlı Ordusunda o kadar çok okçu varmış ki, her biri için bir türbe yapılmaya kalkılsa ev yapacak yer kalmazdı. Ama Okçu Baba bambaşka… Çok hızlı ve çabuk atarmış oku. Attığı oklar çoook uzak mesafelere gidermiş. Hatta Uludağ’dan bir ok atmış, nereye düşerse türbemi oraya yapasınız demiş..." Okçu Baba’yı anlatırken arada bana da sorular soruyor. Sen kitap yazıyor musun abla? Hayır diyorum, arada bir karalıyorum bir şeyler… Sonra hakkımda başka doğru bilgileri de soruyor. Tam da benim ona söylemek isteyip de vazgeçtiklerimi. Yetmiş bin Evliyaullahın metfun bulunduğu bu şehirde hâlâ onları temsil eden İsmail gibi diriler bulunduğu için Rabbime şükrediyorum.

Türbenin etrafında bir sürü tatlı minnoşlar var, neşe içinde zıplayıp oradan oraya koşuyorlar. Adeta çocuk gibi ziyaretçileri karşılayıp bize ne getirdiniz diye bakıyorlar. Tonton yaşlı bir amca onları ciğerle doyuruyor. O da bu vazifede bir gönüllü...

Yollar beni taşıdıkça taşıyor...

Taşıdıkça uzaklaşıyor... İçimde sığınmama izin veren tek şey sonsuzluk… Her sokakta kavuklu bir mezar taşı ya da kendilerine özel bir mekân ayrılmış mezarlıklar... Durup, bu mermerden kavuklu, başörtülü mezar taşlarına bakıyorum. Hepsini kucaklamak, öpmek istiyorum. Bazen dayanamayıp kucaklıyorum da... Ve taş sinelerine kapanıp ağlamak istiyorum. Nazlı gelinler gibi sokaklarımızda oturan bu taştan gelinler bizim için neyi ifade ediyorlar ki kaldırıp onları atamıyoruz? Yolun şurasından kalk ta şurada otur diyemiyoruz. Kim bu nazlı taş gelinler? Bizim için ne ifade ettiklerinden de geçtim, peki biz ne ifade ediyoruz onlar için? Toprak kokusunu duymak beni her zaman rahatlatmıştır, yine rahatlıyorum. Gün ortasında Hz. Üftâde’ye varıyorum... Gülbanklardan birine oturuyorum. Başımı kaldırıp gökyüzüne dalıyorum… Türbenin üst tarafındaki yeşil yazılara takılıyor gözüm. Ne garip, türbenin ayakları bu mekândayken başının farklı bir mekân ve iklimde olduğu hissine kapılıyorum. Başka bir ülke de ama neresi bilemiyorum…

Gitmek istiyorum… Nereye olursa olsun gitmek... Bir yere varmayı da pek beklemiyorum… Ancak Okçu Baba beni bir fırlatsa diyorum. Sırtımı banka yasladım, arkamda Garip Kutup İbrahim Efendi yatıyor. Türbeden çıkanlar el açıp ona da Fatiha okuyorlar. Ben önlerindeyim. Sanki bana okuyorlar... “Niye ben ölmüş miyem anne?” diye fısıldıyor Âşık Garip. Taş gelinlere bakıyorum, bulunduğumuz dünyada ne de sıradışılar. Dünyamızı bu kadar sıradanlık ve basitlik kaplamışken, nasıl da bin nazla oturmaya tenezzül ediyorlar sokaklarımızda. Bizden sıkılıp gitmediklerine hayret ediyorum. Masiva bir leke, bir koku gibi hepimizin elini ayağını sarıyor, saçlarımızdan damlıyor. Tuttuğunu bırakmayan, öldüren bir hastalık gibi. Masiva yüreklerimizi kaplamış, gözlerimizin rengi olmuş âdetâ. Birazcık şanslı olanların gönlünde bir giz olarak kalmış sadece. Dolmuşta bana gülümseyen sarışın bayan, Türbedar İsmail ve kedi dostu amca gibi. Gerisi ölü bir dünya… Şu taş gelinler gibi olabilsem keşke. Beni insan yapan beynimden önce, beni ben yapan yüreğimi şu taşların içine bir sokabilsem! Onlarla bir hemhâl olabilsem! Gözlerim o taşları delip maveraya bir uzanabilse…

Taş gelinler içimizde şeffaf gölge gibi yaşıyorlar. 

Dünyaya ait hiçbir şey onları ilgilendirmiyor, lâkin her iki âlemde de yaşamaya devam ediyorlar. Bu taşlar ne de diri! Kalbim boşalıyor bir an… Ellerlim buz kesiyor! Ellerimle birlikte ruhum da üşüyor. Şaşırmak, deliler gibi hayrete düşmek istiyorum, lâkin bu dünyanın hiçbir şeyi beni şaşırtmıyor artık!.. Ne insanların kabalığı, kalpsizliği, ihaneti ne de basitliği!..

Ellerimi açıp Fatiha okuyorum...

Ama Üftâde Hazretleri için değil, kendi ruhum için... Asıl ölü olan kendim için... Karşımdaki ağaç bir elif misali, bana “Dik dur hayatın içinde!...” diyor, kıyam ve secdeden önce… Evvela elif olmak lâzım... Sonra kıyama geçmek,

Sonra secdeye 

Taş gelinlerleyim

Hayatın kalbinde gibiyim 

Namazın ikliminde

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

LÂMELİF - SAHURA YAĞMUR ARICAN

“Varlığın bana yetmezken, yokluğunla avunmak zorundayım.” der Mevlâna… Ve ekler; “Ya al götür kalanımı ya da gel tamamla eksik kalan yanımı.” Tolstoy’un “İnsan...

Mehmet Çınarlı

Mehmet Çınarlı(d. 1925 - ö. 19 Ağustos 1999), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Türk yazar, şair, denemeci, eleştirmen. Hisarcılar akımının kurucusu.1925...

PROF. DR. SUPHİ SAATÇİ

Kerkük’te doğdu (1946). İlk ve orta öğrenimini Kerkük’te tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar...

TARİHTE FÜTÜVVET VE AHİLİK - UMUT G

Ahilik, bir Ortaçağ esnaf teşkilâtıydı. Batı’daki lonca teşkilâtının, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış bir modeliydi. Aslında, ekonomik bir müessese olarak...

TOP-LUM

Eski Türkçe ile söyleyecek olursak Cemaat...Cem olmak, birlik olmak, yekdiğerinin ezasını bilmek, noksanını gidermek, zehrini almak idi bu kelimenin meali....

ŞEKİLLER-2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

(Şekil 12 ) Şekil Mimari parçaOsman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim Divarcı ve ark. (Editörler), cilt 2, a. g. e., s. s.140.(Şekil 13) Abdulkadir Geylani...

KAYIPLARIMIZ

Özcan TÜRKMEN

‘Nelerimiz kayboldu? Nelerimizi kaybettik? Yitiklerimizden neyi/neleri hep arayıp duruyoruz? Kayıp verdiklerimiz mi çok, kayıplara karışanlarımız mı çok? Ağır...

BİR KENDİNE DÖNÜŞ HİKÂYESİ; YABA

Saliha MALHUN

“Wild”; Cheryl Strayed’in romanından sinemaya uyarlanmış bir film. Filmin kahramânı Cheryl henüz daha yirmi üç yaşında olmasına rağmen hayat adına sıfırı...

DİREKLERARASI

Geçen gün tramvayla Şehzadebaşından geçerken Direklerarasını aradım. Epey zamandır görmemiştim: Sağ taraf kısmen duruyor, ama sol taraftan eser kalmamış! Eski...

GAZELİN ANLAM-YAPI İLİŞKİSİNDE MET

Divan Edebiyatı gazellerinin şekil özellikleri hakkındaki bilgiler hemen hemen bütün el kitaplarında yer alır. Ayrıca gazel konusunda kapsamlı ve değerli bir...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: “D

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam Anlayışı ve İslam’ın Geleceği...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde...

TARIK BUĞRA - HAVUÇLU PİLAV MESELESİ

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ V

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak sınıflanabilir. Biçimsel unsurların başında nazım birimi gelir....

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Türk tarihçiliğinin en verimli kalemlerinden Yılmaz Öztuna, artık bir klasik sayılan Bir Darbenin Anatomisi kitabında Sultan Abdülaziz Hân’ın devletin önde...
AZMİ GÜLEÇ

AZMİ GÜLEÇ

09.03.2019
Türk sanat hayatına: Fetih Yıldızı, Kapısız Sokaklar, Zamanların Ötesi, Ağustos Güneşi-Malazgirt Destanı ve Azmî’den Rübaîler gibi güçlü eserler kazandıran şair...
Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma kadar geliyor. Bir an bu saatte...
1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun...
Gerçekten insaf, vicdan ve adalet güzel, içinde ne olursa olsun "sır" olarak taşınanları ister silâh, ister ilaç isterse eşek ölüsü...
Nasrettin Hoca bir yolculuk sırasında havanın aniden kötüleşmesi yüzünden, köhne bir handa konaklamak zorunda kalır. Gece büyük bir fırtına çıkar...
Ağzının içine baktıklarımız gibi, ağzından bal akanlar gibi konuşamadık bir türlü… Sözü ağzından dirhemle çıkanları örnek alamadık, taklit bile edemedik...
Prof. Dr. Nurullah ÇETİN beyin “Milli Doğruluş Yeniden” isimli eserinden “Milletleşme sürecimizin tahribi değil tahkimi” adlı yazısından bazı alıntıları sizlerle...
2.3.TürkiyeUluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda sakin Kıbrıs’a özlemi artmıştır da. Fakat o, şairane duygularla...
Türk’ün tarih seyrinde göç, gurbet olagelmiştir hep. Türk’ün dinamik yapısı biraz da bununla ilgili olsa gerek.
On beş Temmuz şehitlerine ithaf… Önümde İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün 1990 yılı mezuniyet yıllığı duruyor. Yıllığa...
Liseye giderken sevdiğimiz şairlerin başında geliyordu Abdurrahim Karakoç Ağabey. Özü bizdendi, sözü bizdendi. Her şiiri yüreğimizden yakalıyordu. "Ha Hasan'a Ha...
Tanpınar’la bahar mevsiminin herhangi bir hafta sonunda, herhangi bir İstanbul köşesinde, diyelim ki Fatih itfaiyesinin önündeki parkta buluşmak için sözleştik.
Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama, ilgili fikir çevrelerindeki yaygın kanaat eğer bir Türk medeniyeti...
Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve...