Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

okumakBu soruyu kendi kendine soran ve de cevap ver(ebil)en insan sayısı ne kadar artarsa okuma oranımızın o kadar artacağına inanıyorum. Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalıştığımız nispette; kendimizi okumayı, insanı okumayı becerebildiğimiz ölçüde rahat okuyabileceğimize inanıyorum.

Aslında okumayı istiyoruz. İstiyoruz istemesine de bir türlü fırsat ve imkân bulup okuyamıyoruz değil mi? Bunun gibi mazeretlerin ardı arkası kesilmiyor değil mi? Bu yolla pek bir yere varamayacağımızı hepimiz biliyoruz ve yine mazeret üretiyoruz değil mi? Aynı şeklide davrandığımızda sonumuzu az çok kestirebiliyoruz değil mi?

Okumak manevi sorumluluğun yüklediği, duyarlı insanların girişimidir. Ne yapacağımızı değil de ne yaparsak ne olacağını okuyarak öğreniriz.

Geleceğin cahili, okumayan kişi(ler) olacaktır. Cehaletle savaşmanın en kısa, en maliyetsiz, en kolay yolu okumak/okutmaktır. Okumadığımız vakit, aklımızı verimli kullanamayız. Bu itibarla kitapsız ilerleme, kitapsız uygarlık, kitapsız kalkınma olmaz.

Köydeki kahveye gidecek, okumaya durumu, şartı, hâli uygun değil. İlçedekinin okumaktan önemli işleri o kadar çok ki. Şehirdekinin öncelik listesinde okuma yok. Büyük şehirlerin gündelik debdebesi de okumayı zaten öteliyor; o yoğunlukta(!) nasıl, ne, niçin okunsun ki(!)… Orta yaş ve üzeri insanımız, sağlık problemlerine dayalı olarak oku(ya)madıklarını beyan ediyor.

‘Kitap pahalı, ona bütçemde ayıracak param yok.’ diyenlerin haddi hesabı yok. Okumak gibi bir endişesi olmayanları da bunlara ekleyelim. Kim kaldı geriye okuyacak; evet, evet okuma kime kaldı gayrı? Hadi bunlar tamam olmasına tamam da mazeret mi şimdi. Şart ne olursa olsun insan okur.

Edebiyatımızda eleştiri türünün de gerekli başarıyı gösterememesi, şair ve yazarların öne çıkarılmasına engel olarak gösterilebilir.

Her şeye rağmen okuma hevesini kaybetmemiş insanımız aldığı eserden gerekli edebi zevki alamıyor, okumadan git gide uzaklaşıyor.

İlkokulda okuma sevgisi aşılanamayan çocuk, dersleriyle ilgisi olmayan bir şeyi okumayı gereksizlik kabul ediyor. Kültür değerlerinde kopan insanımız, kültüre/kültürüne nasıl sahip çıkacağını bilemiyor. Mesleği dışında yayın takip edene pek rastlayamıyoruz. Mevki makam sahibi, iş güç sahibi, mal mülk sahibi insanlar şiir, hikâye, roman okumayı çocuk işi zannediyor.

Okul bitince okuma bitti sanıyoruz. Okumak bir sabır işi, okumak bir eğitim işi…Tavşanın suyunun suyunun suyu bile olsa ciltlerle eserin güya filmi, sözde senaryosu kısa bir zaman sonra bir fikir verebiliyor. Yalnız o kadarcıkla bile bizim seyirci(!) ahkâm kesebiliyor.

Medyada hayat okumak değil seyretmek üzerine kurgulanmış maalesef. Futbolcuların, sözüm ona sanatçıların kaçamakları dâhil söz konusu edilirken hiçbir yazarın hiçbir durumu televizyona, gazeteye, dergiye taşınmıyor. Gazetelerimiz, dergilerimiz şair ve yazarlardan, onların eserlerinden neredeyse hiç bahsetmiyor. Televizyon seyretmek tutku haline gelmiş. Televizyon kanalları günümüzde neredeyse her şeyin yerini aldı; hemen her televizyon kanalı, hepimizi avutacak(!), zihnimizi uyuşturacak bir programı yayınlıyor. Televizyon kanalları, maalesef, ‘okumaya hacet kalmadı(!) ‘diye söyletir hâle getirdi bizleri. Televizyonlarımız eserini diz/film yaptığı sanatçının adını küçük harflerle sadece önde yahut sonda yazıp geçer; adından eserinden, dünya görüşünden bahsetmeyi hiç ama hiç akıl etmez maalesef.

Okumak zor… İnsanımız kolaycılığın cazibesine kendini çabuk kaptırıyor, bir türlü de kurtaramıyor. Okullarımızda okutamıyoruz. Dahası, okuma alışkanlığından uzaklaştırılan çocukların sayısı özel bir araştırma konusu … Görevlisi/memuru olmayan kütüphaneler, yeni yeni eserlerle güncellenemeyen kütüphaneler, derslik oluşturabilmek için kapatılan kütüphaneler, okulun en izbe yerine atılıvermiş kütüphaneleri eğitimin ilgilileri hangi vakit görür bilemiyorum; görmek isterler mi onu bilemiyorum.

İnsanımız başkasının onun yerine düşünmesinde sakınca görmüyor dahası bu çok hoşuna gidiyor. Onun için okumuyor. ‘Az bilmek için çok okumak gerekliyken çok bildiğini zannedip hiç okumamak’ işine de geliyor aslında. Bir tek kitap yazmak için yarım kütüphane okunması gerektiğini söyleyenlere de gülüp geçiyor.

İncelemek, düşünmek, yazmak için okunması gerektiğini hepimiz biliyoruz bilmesine de okumuyoruz bir türlü. Dünü kavramak, yarını iyi anlayabilmek, bugün rahat yaşayabilmek için okumaya ihtiyacımız var. Okumazsak olmuyor, olamıyor; olamayacak!

‘Beden için jimnastik ne ise kafa için de okuma odur.’ diyorlar, ‘Kafalar, boş durdukça kalınlaşır.’ diyorlar, ‘Kitap okurken muhataplarınız, bilim adamları ve düşünürlerdir.’ diyorlar bir bakın hele.

Kitabı dolaba değil kafana koymak gerektiğini bilmeyenimiz yok neredeyse. Kitapsız evin penceresiz odaya benzediğini söylemeyenimiz yok ancak evinde ‘kütüphane’si olanımız çok az.

Allah’ın ilk emrinin ‘Oku!’ olduğunu tam okuyup kavrayamadık maalesef. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her eve bir Kuran-ı Kerim kampanyası başlatmasını acilen istiyorum. Her tür ve kademedeki münevverimizin farkındalık oluşturma anlamında faaliyetlerini artırmasını istiyorum. Vaktiyle Cumhurbaşkanlığı seviyesinde kampanyalar; sergiler, fuarlar vb. organizasyonlar yapıldı. O organizasyonların birine hazırladığın sloganı hiç unutamıyorum: Şimdi en iyi vakit / Haydi oku ve okut

Okumadan âlim yazmadan muallimlere daha ne kadar imkân ve fırsat vereceğiz.

Evet, ‘Şimdi en iyi vakit / Haydi oku ve okut.’

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile