Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

cumagunuayazğıylecevÇağdaş Tatar edebiyatının zirve romancısı olarak kabul edilen Ayaz Ğıylecev, Tataristan’ın en büyük sanat ve edebiyat ödülü Ğabdulla Tukay Ödülü ve Sovyetler Birliği döneminden Maksim Gorki Devlet Ödülü’nün sahibidir. Ayaz Ğıylecev 17 Ocak 1928 yılında Tataristan’ın Sarman ilçesi Çukmarlı köyünde doğmuştur ve 13 Temmuz 2001 yılında vefat etmiştir. Ğıylecev romancı, öykücü, mütefekkir, drama ve deneme yazarı ve güçlü bir eleştirmendir. Sovyet rejiminin mağdurlarından biri olarak Ğıylecev daha henüz 22 yaşındayken devrim karşıtı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış ve yaklaşık dokuz ay boyunca hapis yatmıştır. Akabinde ise yedi yıl daha ceza alarak muhtelif kentlerdeki Islah Evi kamplarında güya ıslah edilir. “Tarihte silinmez iz bırakacak edebiyat yalnızca millî olandır,” diyen Ğıylecev kendi hayat tecrübesini şöyle özetliyor: “Hapishane ve kamp beni düzeltemedi; aksine fikirlerimin daha bir perçinlenmesini sağladı.” Düzyazıda (nesirde) Tatar edebiyatını canlandıran kişi olarak tanımlanan Ğıylecev eserlerinde bilhassa hafızaya önem vermiştir çünkü Sovyet rejiminin hedefinin millî hafızayı yok etmek olduğunun şuurundadır.

Biz bu yazımızda Ayaz Ğıylecev’in en önemli yapıtlarından biri olan “Cuma Günü, Akşam…” adlı romanını tanıtmaya ve değerlendirmeye yelteneceğiz. 1979 tarihli bu romanın adındaki “Cuma Günü” ibaresi baskıcı Sovyet rejimi şartları içerisinde apaçık bir mesaj içermektedir. Müslümanlığın kutsal günü olması itibarıyla Ğıylecev bu romanına hiç çekinmeden Cuma gününü esas almıştır. Geriye dönüş tekniği üzerine inşa edilmiş bu roman Cuma akşamında başlar, romanın esas kahramanı olan Bibinur’un çocukluğuna ve oradan da gençliğine dönmesiyle devam eder, nihayetinde yaşlılığına kadar gelerek başladığı gibi Cuma akşamında son bulur. Kazan Federal Üniversitesi’nden Dr. Milevşe Habutdinova’nın “Cuma Günü, Akşam… Romanının Tahlili” başlıklı denemesinde vurguladığı şekliyle, “Cuma” sözcüğü bu romanda metaforun merkezidir, Müslüman kültürünü bilen okuyucu indinde simgesel okunuşa sahiptir ve Cuma günü bu romanda metnin mitolojik katmanıdır.

“Cuma Günü, Akşam…” romanı esas itibarıyla “terk edilmiş yaşlılar” temasını işler gibi görünse de, buradaki terk edilmişlik, Tatar halkının Sovyet rejimi altındaki kültür yozlaşması sonucunda aile bağlarının nasıl zayıfladığı ve bireyleşen Tatarların millî kimliklerinden uzaklaştıkça birbirlerine nasıl yabancılaştıkları problemine yöneliktir. Tatar halkının Tatar kültürüne, Tatar insanının kendisine yabancılaşması (veya yabancılaştırılması) söz konusudur bu romanda.

Esas kahraman Bibinur’un hayat hikâyesinden yola çıkılarak kurgulanmış bu romanda çocukların ebeveyne yönelik vefasızlığı, erken yaşta dul kalanların dramı, toplumsal dönüşümün doğurduğu gizli veya açık mutsuzluklar, hayal kırıklıkları, savunmasız kadınların hem kendilerini koruma çabaları hem de hayata tutunma gayretleri yalın bir gerçekçilik atmosferi içerisinde anlatılmaktadır. Gorki’nin romanlarındaki realizmi Ğıylecev’de hiçbir abartıyla karşılaşmaksızın görebiliyoruz.

Tataristan’ın Aksırgak adlı ücra bir köyünde yaşayan Bibinur ile Zöhrebanu ikizdirler. Fakat dış görünüşleri gibi karakterleri de birbirinden çok farklıdır. Bibinur saflık derecesinde iyi yürekli ve fedakâr bir kadınken, Zöhrebanu hayata daima olumsuz bakan ve herkeste kusur arayan, bununla beraber kendisinin maruz kaldığı birtakım talihsizlikleri hep Bibinur’un fesatlığına yoran karamsar bir kadındır. Oysaki Bibinur etrafındaki herkesin iyiliğini istemektedir. Öyle ki, Ğalikey adında bir adam Bibinur’a talip olduğunda Bibinur kendi aklınca bir tezgâh hazırlayarak mutsuz kız kardeşinin Ğalikey ile evlenmesine zemin hazırlayacaktır. Böylece de kendi talihsizliğini aslında kendi olumsuz karakteriyle yaratmış olan Zöhrebanu’yu yalnızlıktan kurtaracaktır. Fedakârlıkta gidebileceği yere kadar gitmekten çekinmeyen Bibinur, henüz genç kızken kendisine kur yapan bir delikanlıyı samimi bulmayarak reddetmiştir ve hem dul hem de yaşlı sayılabilecek bir erkekle (sırf o adamın çocukları anasız büyümesinler diye) evlenmiştir. Kocasına hep sadık kalmış, aşk duygusunu hiç tatmamış, kocası öldüğünde kendisi de dul kalmıştır ama fedakârlıkla büyüttüğü kocasının çocukları yuvadan uçtuklarında fedakâr cici annelerine vefasızlık ederek hiç arayıp sormaz olmuşlardır. Günün birinde köye (Aksırgak köyüne) Cihangir Seferğalin adında genç ve enerjik bir kolhoz yöneticisi gelir. Cihangir Seferğalin ilk başta tepki görse de kısa zamanda köy halkının sevgisini kazanarak birtakım projeler üretir, tuttuğunu koparan biri olarak da projelerini hayata geçirmeyi başarır. Daha sonrasında yanlışlıkla bir cinayete kurban gidecek olan Cihangir Seferğalin köye kolhoz yöneticisi sıfatıyla geldiğinde Bibinur artık yaşlı bir kadındır.

Cihangir Seferğalin’in cenaze töreniyle başlayan “Cuma Günü, Akşam…” romanı dönüp dolaştıktan sonra Bibinur’un ölümüyle bitecektir. Bibinur artık çok yaşlı bir kadın olmasına rağmen gencecik Cihangir Seferğalin’e gönül verir. Bu aykırı sevgisini daima iç dünyasında saklayan Bibinur ömründe ilk kez aşk duygusunu böyle tadacaktır. Romanın başlangıcında Cihangir Seferğalin toprağa verilir, Bibinur da cenazede tanıştığı yaşlı bir adamın Cihangir Seferğalin’in babası olduğunu anlar. Yaşlı adam Bibinur’u bir başka köydeki evine davet eder. Gizliden gizliye sevdiği Cihangir Seferğalin’in baba ocağına bir geceliğine konuk olan Bibinur ertesi gün kendi köyüne dönmek için yayan yapıldak yola çıkar ama bir müddet sonra yolunu şaşırarak bir ormanda kaybolur. Tabiatın zor şartlarında, hava kararınca uykuya daldığında ormanın vahşi hayvanlarına yem olur. Kendisine saldıran yoz köpek sürüsünün içinde Karabay adında bir it vardır ki, bu köpek Aksırgak köyünün köpeklerinden biriyken kaçıp gitmiş ve ormanda vahşi hayata alışmıştır. Ayaz Ğıylecev bu kurgu içerisinde örtük bir mesaj veriyor okurlarına. Rusluk ve Tatarlık didişmesidir burada kastedilen. Kadim zamanlarda Tatarlar efendiyken, Ruslarsa medeniyetten uzak bir orman kavmidir.

Romanın 187. sayfasında şöyle denmektedir: “İnsanlardan gerekli şeyleri öğrenmiş, sonra da sahipsiz kalarak yabanileşmişti bu köpekler.”

Ayaz Ğıylecev, Bibinur’un iç konuşmaları yoluyla Tatar milliyetçiliğini şu şekilde romanına yansıtmaktadır: “Biz var gücümüzle kurtları kırıp geçirdik köyde. Sonsuza dek kurtulduk canavarlardan diyerek naralar attık. Oysaki tabiat için kurt çok gerekliymiş. Kurt doğaya hâkimken her şey çok başka! Kuvvetmiş o, insan dostuymuş! Güçlü bir hâkimin olmadığı yerde, aşağılık, zorba köpekler idareye el koyup o yerin başına geçerler. Şehir holiganları gibi organize olurlar ve hiçbir zaman yalnız dolaşmazlar. Onlara katılan katılana, derken sürü olurlar, aralarından lider de seçerler, bir müddet sonra öyle güçlü hâle gelirler ki bunlar!”

Bibinur’un iç konuşmaları aracılığıyla Ğıylecev burada Rus toplumunun karanlık geçmişine gönderme yapmaktadır. Ormanlarda dağınık boylar halinde yaşayan Ruslar peyderpey birleşmişler, pek çok Rus prensliğini tasfiye ederek ve kendilerine bir lider (Çar) seçerek Moskova’nın başkentliğinde güçlenmişlerdir ve zaman içerisinde de kendilerinin efendisi olan Tatarlara hâkim olmuşlardır. Yukarıda alıntıladığımız paragraftaki yoz köpeklerin kimler ve kurtların kimler olduğu açıkça bellidir. Aksırgak köyünün beslemesi olan Karabay ise kendi kavmine ihanet eden birtakım yozlaşmış Tatar tayfasını temsil etmektedir.

Kolhoz yöneticisi Cihangir Seferğalin her şeye rağmen yozlaşmamış Tatar ruhunu simgelemektedir bu romanda. Genç, enerjik ve idealisttir. Genç kızlığı heba olmuş Bibinur ise ancak altmışından sonra aşkı tadacaktır çünkü Cihangir Seferğalin’de Tatarlığın saf ve enerjik ruhunu görebilmiştir. Bibinur aslında Cihangir Seferğalin’e değil de Tatarlığın millî ruhuna âşıktır. İlerlemiş yaşında âşık olması ise Tatar kavminin gecikmişliğiyle paralellik arz etmektedir. Ve tabii ki Cihangir Seferğalin o idealist enerjisiyle, kabına sığmayan terütazeliğiyle geçmiş yüzyıllardaki Tatarlığın zaferlerini çağrıştırmaktadır Bibinur’un şuuraltında.

Terk edilmiş yaşlılar temasıyla birlikte, gerek genç yaşta gerekse orta yaşlarda dul kalmış Tatar kadınlarının dramatik yaşantıları –aynı zamanda– Tatar halkının keder yüklü tarihine de çarpıcı bir gönderme olarak yorumlanabiliyor “Cuma Günü, Akşam…” romanında. 59. sayfadan şu alıntı buna iyi bir örnektir: “Eşleri tâ ne zaman cephede ölüp gitmiş, kocaya hasret yaşlı kadınlardan geçilmiyordu Aksırgak’ta! Gece gündüz tarla işine koşturmaktan, kolları morarıncaya kadar yabani otları yolmaktan, belleri doğrulmaz hale gelinceye kadar ekin dövmekten, soğuk ve rüzgârlı havalarda çuvalları taşıyıp atların sırtına vurmaktan, onu bunu düşünmeye vakti kalmıyordu kadınların “ Bu ifadeler Tatar halkının tükenmişliğe doğru sürüklenmesi endişesini de taşıyor. Nitekim 157. sayfada Bibinur şöyle tasvir edilmektedir: “Ölmemiş daha Bibinur’un kalbi; yaşlanıp sönmeye yüz tutmamış henüz. Gövdesi yıpranmış, gözünün feri gitmeye başlamış, gözlerinin altında mor halkalar oluşsa da kalbi olduğu gibi duruyormuş…” Asırlar boyunca Rus zulmü altında çok sıkıntılar çekmiş olan Tatarlık bedenen, coğrafi ve toplumsal olarak yıpranmışsa da Tatar ruhu ve Tatar yüreği parlak günlere geri kavuşmanın umuduyla her şeye rağmen canlıdır.              

[*] Cuma Günü, Akşam… Ayaz Ğıylecev, (özgün adı: Comğa kön, kiç bilen…1979); Kazan Tatarcasından Türkiye Türkçesine ilk kez olarak Fatih Kutlu tarafından aktarılmıştır; Bengü Yayınları, Ankara 2013

Yazar Hakkında

Metin SAVAŞ

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

SEMAH AŞKA DOĞRUDUR - A.YILMAZ SOYYER

Semah Aşka DoğrudurA.Yılmaz SOYYERPost Yayıncılık Bu roman kendilerine Alevî de denilen Kızılbaşların günümüzdeki hikâyesidir. Ülkemizin meçhul bir dağ...

TARİHTEN GÜNÜMÜZE IRAK TÜRKMENLERİ

Irak'ta yüzyıllardan beri varlık gösteren Türkmen toplumu, köklü geçmişine, ülkede bıraktığı zengin tarihî ve kültürel mirasa, günümüzde bile hâlâ canlılığını koruyan...

OSMANLI BÜROKRASİSİNDE GÖREV ALMIŞ

Nuri Kavak' ın 18 Mayıs 1944 Soykırımı'nda kaybettiğimiz Kırım Tatarları' nın anısına ithaf ederek yazmış olduğu "Osmanlı Bürokrasisinde Görev Almış Kırım...

OSMANLI DÖNEMİ ŞİİRİNDE EDİRNE

Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I. Murad tarafından fethi, hem İstanbul’un hem de Balkanların kapısını...

'ÇOK DEĞERLİ' ŞAİR VE YAZAR ARKADA

Edebiyat Dunyamız

a) Unvan kullanmaya pek itibar etmeyin. Özelikle 'eğitimci yazar', 'yazar / şair' ibarelerinden titizlikle kaçınınız... Hele, 'yedi dağın çiçeği', 'Torosların Gülü' gibi...

HARP EDEBİYATI ÜRÜNÜ OLARAK İSTİKL

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.GİRİŞ  1.1.Harp edebiyatı ve harp edebiyatı ürünleri Türk tarihinin kurucu unsurları içinde -hiç şüphesiz- harp en başta gelen unsurlardan biridir. Çünkü bilinen...

MİLLİYETÇİLİĞİN İKİ İTİCİ G

Metin SAVAŞ

Kamuoyunun daha ziyade kültür ve siyaset felsefesine yönelik çalışmalarıyla tanıdığı Milay Köktürk “Millet ve Milliyetçilik”[1] adlı çalışmasında bir...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HARİD F

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.Giriş Şiir, her şeyden önce “dil” sanatıdır. İnsanların hafızalarında roman-hikâye cümleleri yerine mısraların, beyitlerin daha çok yer etmiş olması,...

PROF.DR. ABDÜLKADİR İLGEN İLE "TÜRK

Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama, ilgili fikir çevrelerindeki yaygın kanaat eğer bir Türk medeniyeti oluşturulacaksa bunun zeminin...

HALK ŞİİRİNDE UYAK VE REDİF

Halk şiirinde uyak, uyak ya da ayak terimleriyle anılır. Divan şiirinde olduğu gibi, halk edebiyatının uyak konusunda kuralcı bir tutumu yoktur. Halk şairleri en eski...

ÜSKÜP’TEN OHRİ’YE MAKEDONYA GEZİ

Ağustos başında ailece kısa süreliğine Makedonya’ya gezmeye gittik. 5-6 gün boyunca Üsküp ve Ohri’de konaklayıp epey gözlem yapma fırsatı yakaladığımızı...

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti...

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü. Çocukluk...

Peyamî Safa

Milletimizin, son yarım asırda emsalini pek az yetiştirebil-diği değerli fikir ve sanat adamlarımızdan biri de Peyami Sa-fa'dır. Basın mesleğinin hemen her...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Bestseller, yani çok satan popüler kitaplar üzerinde yapılan bir araştırma oldukça ilginç ve çarpıcı sonuçlar ortaya çıkarmış. Edebiyatta değişen yazım...
SILA-YI RAHİM

SILA-YI RAHİM

26.03.2018
Gurbet, insanın sılasından ayrılmasıdır.Gurbet diyarındaki insan açısından doğulan ve sürekli yaşanılan yerdir sıla.Gurbet ve sıla birbirine zıt iki kardeştir."Sıla bir...
Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem birçok hikâyeler okudum hem birkaç tanesini yazdım. İhtimal ki...
CÖMERTLİK

CÖMERTLİK

15.12.2018
Kendine ait şeyleri kolaylıkla verebilen, ikram edebilen, vermekten kaçınmayan eli açık kimselere; verimli, bol bol veren kimselere ‘cömert’, bu duyguya...
DİL ÜZERİNE

DİL ÜZERİNE

09.03.2019
Var oluşumuz, sınır bekçimiz durumunda olan din, tarih ve her çeşit kültür san’atımıza bağlıdır. Türklüğün ikbal ve istikbali açısından bu değerlere...
Geçen yazımızda Prof.Dr.Nurullah Çetin beyin “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” isimli makalesi çerçevesinde “Türkçe’deki Vatan” yazımıza devam edeceğimizi belirtmiştik.
Edebiyatımızın ve cemiyetimizin renkli ve hareketli simalarından biri olan Behçet Kemal Çağlar, 14 Ekim 1969 günü İstanbul’da vefat etti. Ben, Behçet...
Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve...
(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer Seyfettin'dir. Ömer Seyfettin,...
Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına...
Oryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim dalıdır. Bu kavramın TDK Türkçe Sözlük’teki karşılığı Doğu Bilimi...
Bir insanın anavatanı çocukluğudur, der psikologlar. Ne kadar doğru. Nereye gidersek gidelim, hangi mesleği seçersek seçelim, hangi konuma gelirsek gelelim,...
Edebiyatta gelenek, ruh beraberliğinin, her türlü edebi verimde ortaya koyduğu bir alışkanlıklar bütünü vedeğerler toplamı olarak tanımlanabilir. İçinde yaşadıkları toplumun...
SEVGİ DİLİ

SEVGİ DİLİ

02.12.2018
Ahmet URFALI “Ben gelmedim dava için, Benim işim sevi için” Yunus Emre, bütün insanlığa sevgi diliyle seslenir. Bilgi, sevgi, kanaat ve imanın yoğurduğu;...
Türk aydınının Paris sevdasının kökleri çok derinlere iner. Genelde Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ile başlatılan bu sevda hemen her dönemde...