Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

turkceVar oluşumuz, sınır bekçimiz durumunda olan din, tarih ve her çeşit kültür san’atımıza bağlıdır.

Türklüğün ikbal ve istikbali açısından bu değerlere sıkı sıkıya sarılmak icab eder. Bu değerlerin varlığı da, belli bir yerde, dile bağlıdır.

Dilini kaybeden bir millet için yaşamaya devam hakkını düşünebilmenin abesliği gözden uzak bulundurulmamalıdır.

Derin bir mazimiz ve bu geçmişe bağlı kökü zengin olan kültürümüzü halen ayakta tutabilen, elbette, Türkçemizdir.

Sağlam ve sarsılmaz milli birliğimizin direği dilimizdir. Var oluşumuzun temeli dilimizdir.

Dil insanlığın iskeletidir.

Bizi içten yıkmaya uğraşanların asıl amacı dilimizi yozlaştırmak ve dil-millet arasını açabildiği kadar açmaktır.

Nesilden nesile intikal eden milli mirasın sekteye uğraması için yabancıların hazırladığı senaryonun oyuncuları, ne yazık ki, bizim insanımızdır. Gerçekten hazin olan da senaryo yerli bile olsa insanımızın yabancı suflörün diline, ağzına kulak kabartarak oynaması değil mi?!

Günümüzde hainlerin peşine şuurlu ya da şuursuz katılan gafillerimize acımak, şartları olduğu gibi kabul etmekten ileri gelen bir teselli durumundadır.

Her yere ve her şeye rağmen Türkiye’de yaşayan, bu toprakların nimetinden faydalanan bütün vatandaşlar Türkçe konuşmalıdır.

Yahya Kemal Beyatlı’nın o veciz ifadesiyle ‘Bu dil, ağzımda annemin sütüdür.

Dil, canlı bir varlıktır. O, kendini kabul ettirecek ve tarihi seyri içerisinde kendi kendini yenileyecektir. Her canlı gibi o da değişen şartlara gelişerek cevap verecektir. Dilin kendini yenilemesi yanlış anlaşılmamalıdır. Yenilemeyi ille de arıtma-tasfiye yapmak, aklın alacağı bir şey değildir. Bunun körü körüne bir inanış şuuru olması da bambaşka... Anayasamızın öngördüğü şekilde dilimizi kullanmak, hepimizin yurttaşlık görevidir. Türk insanının dilini gereği şekilde koruyup kullanacağına dair güvenimiz sonsuzdur.

Prof. Dr. Nuri Köstüklü, Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretimi (ISBN 9786055022808 / Çizgi Yayınları) adlı kitabında dilimizin okul kitaplarındaki acı durumunu şöyle belirtiyor: Bizim ilköğretim ders kitaplarında ortalama beş bin kelime var. Bu sayı İtalya’da 30193, Amerika’da 71681, Almanya’da 70400, Japonya’da 44224 ….

Sayın Köstüklü’nün tespitinin vahametini gözler önüne sermekte fayda var. İlgili, yetkili, görevli, sorumlu kim(ler) varsa hissesine düşeni hemen almalıdır bence. İlköğretim yaşındaki bir çocuğun bu kelimelerden kaçıyla yazdığı, konuştuğu üzerinde bir araştırma var mı bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki anlaşamıyoruz; zira konuşamıyoruz. Konuşacak malzemeyi de bulamıyoruz. Yeterli malzeme olmayınca da ‘sapına küpüne vuruyoruz’. Okuduğunu, dinlediğini anlayamayan insanların çokluğu hepimizi rahatsız ediyor, etmeli de. Bu insanın bu hâle niye düştüğüne dair çözüme de bu noktadan yaklaşılmalı bana göre.

Dilimizin öğretilmesi çalışmalarına yeni bir şevkle, yeni bir heyecanla, yeni bir ruhla ve yeniden başlanmalı; dilimizin, kaybolmasına tahammülümüz olmamalı değil mi?!

Unutmayalım dil yaşadıkça millet de yaşar.

  1. Yüzyılda Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig (Saadet Veren Bilgi) adlı eserimizde dil ile ilgili aşağıdaki ifadeler, konuyu yererince özetliyor zannediyorum:

Bana dilim pek çok eziyet çektiriyor. Başımı kesmesinler de ben dilimi keseyim.

Başını kurtarmak istersen dilini gözet.

Dil bazen övülür; bazen sövülür.

Doğru söyleyecekse dilin kımıldasın; sözün eğri ise onu saklasın.

Her işte tatlı dil kullanırsan saadet, sana bağlanır.

Karabaşın düşmanı, kırmızı dildir.

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile