Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

gultekinsamanogluGültekin Samanoğlu, imzasıyla, ilk defa Akın Karauğuz’un Zonguldak’ta çıkardığı “Doğu" dergisinin Ağustos/1949 tarihli sayısında karşılaştığımı hatırlıyorum.

O yıllarda, Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi, Kay-seri’de de elektrik pek yaygın değildi ve bizim evimizde de elektrik yoktu... O yüzden, ders çalışmak için hep Halkevi kütüphanesine gider, o arada yurdun dört bir yanından Halke-vi’ne gelen kitap ve dergileri de büyük bir heyecanla okurduk.

Bu dergiler arasında, yukarda bahsettiğim “Doğu” dergisinin, benim sanat hayatımda önemli bir yeri vardır... Çünkü o sayıda, Zonguldak’ta düzenlenen bir edebiyat matinası dolayısıyla, ülke çapındaki birçok seçkin şairin, kısa biyografileriyle birlikte, resimleri ve şiirleri yer alıyordu.

Bunlardan, bugün çoğu aramızdan ayrılan: Halide Nusret Zorlutuna, Behçet Kemal Çağlar, Basri Gocul, Rıza Polat, Osman Attila, Mehmet Çakırtaş, Mehmet Çınarlı, Azmi Güleç, Mustafa Necati Karaer, Yahya Benekay, Ferit Ragıp Tuncor, Ahmet Tufan Şentürk, İlhan Geçer, Fahri Ersavaş, Halil Soyu-er, Fikret Sezgin, Erdoğan Ünver ve Hüseyin Çolak (Yurdabak) gibi şairlerimizin, hemen hepsiyle de, zamanla yakından tanışma ve dost olma mutluluğuna eriştim.

Gültekin Samanoğlu da, derginin o sayısında “Gönül” isimli:

Gönül neler çektim senin elinden

Beni çırılçıplak soydun da gittin. 

Gayri bundan sonra sevemez diye 

Şeytanın sözüne uydun da gittin.



Bir zaman teşbihi oldun dillerin

Bir zaman mızrabı oldun tellerin.

En nihayet hesap soran yılların

Önünden boynunu eydin de gittin.



İçini aşk denen gülle döşerdin

Yükseklere çıkar, sonra düşerdin 

Her gün öldürürler, her gün yaşardın 

Beni cehenneme koydun da gittin.

şiiriyle yer almıştı...

En son, üç ay kadar önce, Basın İlân Kurumu Genel Müdürlüğü makamında ziyaret etmiştim. Sohbet sırasında “Doğu" dergisinden bahsediyorduk ki, masasının gözünden, derginin o sayısını çıkarmış, büyük bir sevinç ve heyecanla o günlere ait hatıra ve düşüncelerini anlatmıştı...

Demek ki, Zonguldak’ta çıkan “Doğu” dergisinin, onun üzerinde de özel ve önemli bir yeri vardı...

1927 yılında Konya’da doğan ve 1949’da Harbiye’yi bitiren Gültekin Samanoğlu, çeşitli yerlerde görev yaptıktan sonra, 1959 yılında ordudaki görevinden ayrıldı. Bir süre Basın-Yayın ve Turizm Bakanlığında İç Basın Müdürü olarak çalıştı ve yeni kurulan Basın İlân Kurumuna geçti. O sırada Kayseri’de çıkardığım “Hakimiyet” gazetesi ile ilgili bir konuyu görüşmek

üzere gittiğimde, şahsen tanışma imkânı bulmuştum... Daha o ilk karşılaştığımız gün, kendisi de beni daha önceden gıyaben tanıdığını söylemiş, son derece sıcak bir ilgi göstererek, iltifatta bulunmuştu...

Daha sonra, 1972’den 11 Nisan 2003 günü vefatına kadar, aynı Kurum’un Genel Müdürlüğünü üstün bir gayret ve başarı ile yürütmüş, ayrıca 1989’dan itibaren iki dönem TRT Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunmuştu.

Türk sanat ve fikir hayatında önemli bir yeri olan “Hisar’ dergisinin kurucuları ve yazarları arasında yer alan Samanoğlu için, Mehmet Çınarlı “Sanatçı Dostlarım” isimli kitabında diyor ki:

“Hisar yüzünden çektiğimiz üzüntüler, düştüğümüz anlaşmazlıklar bir değil beş değil... Bunların bir kısmının hallinde, Gültekin ’in aracılığı gerçekten faydalı olmuştur... Çevresindeki insanların kalbine girmeyi, dostluğunu kazanmayı öyle güzel başarıyor ki, kendisine benim tanıttığım bazı kimselerle dahi, benden çok fazla içli dışlı olmuştur.”

Edebiyat Tarihçisi Ahmet Kabaklı’ya göre:

“Samanoğlu, temelde ferdî duyguları ağır basan, aşkı, üzüntüyü, hayranlığı, sevgiyi, aile mutluluğunu daha sık söyleyen bir şairdir. Mecaza fazla tutkun olmamakla beraber, şiirleri düz ve yalın da değildir. Genellikle mısra kuruluşuna önem veren bu şair; eş, aile, çocuk, evlat, torun, gündelik hayat, ev manzaraları, küçük ev dertleri, parasızlık, yaşlanma üzüntüsü, geçen zamana hayret şiirleri ile, Ziya Osman Saba ve Behçet Necatigil’i andırmaktadır."

Şiirlerini, 1970 yılında “Alacakaranlık” ve 1983’te “Uzun Vuran Gölge” isimli kitaplarda toplayan ve ayrıca, Cahit Sıtkı Tarancı ve Kemalettin Kami ile ilgili inceleme kitapları bulunan Samanoğlu, doğduğu yer olan Mevlâna diyarı Konya’ya hayrandı.

Kapısından ağır ağır şehre gir

Mâbedlerde her derdine bul çâre 

İçlerinden bir tanesi şehittir

İnce Minare.

Vaktiyle bu şehrin başı dimdikmiş

Yaşarmış dünyaya bükmede ede... 

Ney sesleri kubbe kubbe birikmiş Yeşil Türbe’de.

O. hayatı boyunca kendi iç dünyası ve hayal âleminde, fakat mukaddes değerlerimize bağlı olarak yaşamış, samimi bir Türk milliyetçisi idi. 1071 Malarzgirt Zaferi’nin yıl dönümü dolayısıyla terennüm ettiği:

Sinan’da kubbe, kemer, Yahya Kemal’de beyit

Binler yanında gazi, binler ardında şehit 

Mehşere at koşturan dini bütün bir millet

 Ki ömrü at sırtında, çadır altında uzar.

mısraları, gökkubbemizde gür ve hoş bir seda olarak kalacaktır.

Örneklere, yine onun 1948’de “Çınaraltı” dergisinde yayınlanan “O Kadın” isimli, ilk şiirinden aldığımız bir dörtlükle son verelim:

Sen ilk iftar meyvesi

Ramazan sinisinde

Sen kadın üstü kadın, gönül kavsimde saklım.

Hayal havzumun suyu, ipek ipek dudaklım

İşlenmemiş minyatür ıstırap çinisinde...

Abdullah SATOĞLU
* Türk Edebiyatı: Temmuz 2003.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile