Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

degerlerSosyal medyada rastlamıştım; süslü süslü yazılmıştı, epey bir dikkat çekiyordu. İlk bakışta anlamı tam kavrayamadım. Okudum, bir daha, bir daha, bir daha…

Yoruldum, anladım, üzüldüm… İfade, beni epey sarstı. ‘Dostluk tatile çıktı, aşk sizlere ömür, sabır tükendi, tebessüm hasta, saygı raporlu…’ yazı devam ediyordu: ‘Anlayış sıfır, mutluluk yok, yalan diz boyu, adam harcamak gündemde…’

Geriye ne kalmıştı ki.

Değerlerimiz (ahlakî, ailevî, dinî, eğitici, ekonomik, estetik, hukukî, ilmî, kültürel, manevi, millî, siyasî, sosyal… ), paylaşılan değerlerimiz, her geçen gün daha da yozlaşıyor. Hepimiz bunu gözlüyoruz, takip ediyoruz, seslendiriyoruz.

Değerlerimizle değerlenmek hepimizin ortak arzusu…

Bizi biz yapan, milletimize has değerlerimizden bazılarını şöyle sıralamak mümkün: Adalet, aile, aşk, başarı, başkalarına hizmet, bilgelik, coşkunluk, cömertlik, destek olma, dostluk, duyarlılık (insanî, ahlakî, kültürel, ruhî, sosyal, evrensel), dürüstlük, eğlence, erdem, güç, güler yüzlülük, güven, güzellik (ruh, beden), hoşgörü, iç disiplin, karşılıklı iletişim, kendine hâkim olmak, kul hakkı gözetmek, mücadele, olgunluk, özgünlük, özgürlük, rahatlık, ruhî bütünlük, sadakat, sağlık, saygı, serüven, sevgi (kişi, tabiat, vatan, millet …), sorumluluk, şefkat, vefa, yakınlık, yaratıcılık…

Bu değerlerin değersizleşmesi/değersizleştirilmesi hepimizi üzüyor. Değerlerin deforme olması, bizim de sosyal yapımızı bozuyor. ESOGÜ Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ejder Okumuş, Çalışan Gençlik ve Değerler (Akçağ Yayınları, Şubat 2015) adlı eserde bu bozulmanın temel sebeplerini özetle şöyle sıralıyor: Adaletsizlik, ahlak anlayışı değişiklikleri, akrabalık bağlarındaki zayıflamalar, azim ve kararlılıktaki zaaflar, bağımlılıklar (madde, internet vb.), belirsizlik, birlik ve dayanışma ruhundaki problemler, bunalım, çalışma barışındaki bozukluklar, çıkar odaklı ilişkiler, güven kaybı, hak ve hukuk ihlalleri, hedefsizlik, huzur ve güven ortamındaki sıkıntılar, insani ilişkilerdeki kopmalar, istismar(lar), iş ve ticaretteki problemler, kardeşlik hukukundaki zayıflıklar, kentlileşme problemleri, kişisel/psikolojik/sosyal problemler, kuralsızlık, kutsaldan uzaklaşma, küreselleşme problemleri, mahalle kültürünün kaybolması, örnek/model insan eksikliği, sanal âlem alışkanlıkları, sevgi-saygı ve hoşgörüdeki sıkıntılar, sosyal duyarlılık problemleri, sosyal kontrolün zayıflaması/azalması/ortadan kalkması, şiddet ve intihar artışları, toplumda yalnızlaşma, toplumsal çöküş, tüketim alışkanlığı, yabancılaşma, yoksulluk, yolsuzluk(lar), zengin fakir ayrımının artması vb.

Hoca’ya katılamamak mümkün değil. Değerler davranışlarımızı değiştirmede kullanılabilecek en güçlü araçlardır. Değerler güdülemeyi sağlayan en güçlü araçlardır. Bizi tanımlayan ve bize yön gösterecek olan değerler, uğruna öleceğimiz değerlerimizin eğitiminde problemlerimiz olduğu aşikâr.

Değerler eğitimini sistemleştiremeden, temel değerlere sahip çıkmadan başarılı olmak imkânsızdır. İnsanları birbirlerinden ayırmanın en kolay yolu en temel değerleri hakkında ikileme düşmelerini sağlayacak davranışlarda bulunmaktır.

Devletimiz konuyu behemehal yeniden ele almalıdır. Durumun vahameti göz ardı edilmemelidir. Herkes, her kesim değerler eğitiminde aktif rol almalı, bunun kendi meselesi olduğuna inanmalı, diğerlerini de inandırmalıdır. Neresinden bakarsak bakalım bu meselenin çözümü ailede ve de özellikle öğretmende başlayıp bitmektedir.

Bu konuda kafa yoran meslektaşım Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Fadime Arslan’ın kısa bir denemesini bilgilerinize sunuyorum:

“Çiçeklerin hepsini severim ama gül ile karanfilin yeri başkadır benim için. Edebiyatçıyım ya. Gül deyince Hz. Muhammed, bülbül, büyük aşklar, sevgili, masumiyet, temizlik, saflık gelir. Kimi zaman sevgilinin yüzü, kimi zaman dudağının rengidir. Yakıştıramam öyle her ele.

Karanfil deyince güzel koku, zarafet, Osmanlı geleneksel sanatlarında süsleme motifi gelir. Karanfil kimi zaman sevgilinin başını süsler, kimi zaman yüzünü. Bir ben olur kimi zaman da âşığın aklını başından alan. Cenaze törenlerinde büyük kalabalıkların sessiz çığlığı olur karanfil. Yaralı yüreklerin acısını dindiremez belki ama onlarca, yüzlerce, binlerce karanfil hep bir ağızdan haykırır gidenin ardından: ‘Seni asla unutmayacağız.’ diye. Yani o da yakışmaz her ele. Para da kurtarmaz durumu.

Sevmek lâzım, sevgiye inanmak lâzım… Saygı lazım. Öyle küçük, ortanca, büyük hanım sıralaması yapan şahısların idrakinin çok çok üstündedir mevzu. Anlamaya kapasite yetmez. Yürek de yabancıdır hiç yaşamadığı bu duyguya. Sınıf atlamak uğruna birer çocuk yapıp sıraya giren kadınlar gibi değildir o ardından karanfil atılan kadınlar. Onun için kötü niyetli olanlardan zaten gül de beklemez karanfil de.

Hadi diyelim ki ancak o kadar olur. Kimden, ne bekliyoruz? Ya bu açıklamayı gülümseyerek alkışlayanlara ne demeli? Kısa bir insanlık molası lütfen!

Gül ile karanfil. Yakışmaz her ele. Hele ki üç beş şakşakçının pohpohlamasıyla gaza gelip şuursuzca hareket edenler zinhar uzak dura. Yoksa kalmaz masumiyeti, gölgelenir güzelliği…”

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı. Ak Hoca,...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka...

Könçek Dönderme

 —Hadi hazırlan da gideli.  —Tamam deyip fırladım. Birkaç gün önceden sözleşmiştik. Hazırlanıp Seyfi’yle yola düştük. Bugün akşama şenlik var:  Güneydeliktaş’ la...

Soru : Eski şairlerden ve yaşayanlardan sevdikleriniz kimlerdir? Cevap : Bu soru çok tehikeli ve politk.-Esk şairlerden sevdiklerim çoktur. Kopuzu ile...
"İmaj oluşturma tarzı"ndan kastımız -mecaz, istiare, sembol, mit vb. kavramların hepsini içine alabilecek genişlikte ve genellikte olmak üzere- "hayal sistemi"dir. Bu...
Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek...
Ailesi ve Medrese tahsili Osmanlı Devleti’nin ilim ve devlet adamlarından olan Ahmet Cevdet Paşa; milâdî 26-27 Mart 1823 (Hicrî 13-14 Recep...
Unutulmaya yüz tutan Ramazan Manilerinden birini hatırlatıp öyle başlayalım istedim. "Bu aya hürmet gerekNimete şükür gerekMübarek RamazandaHakk’a ibadet gerek” Cenab-ı...
Sevecek ve sevilecek çok şey var. Sevmek ve sevilmek için o kadar çok sebep var ki. Sevdiğimiz en az bir kişi var. Sevmek...
Dr. Halil Atılgan’ın “ Hey On Beşli” isimli eseri....
Büyük sanatçılar, dünyamızı sıradan ölçülerin üstüne çıkaran dil ustalarıdır. Onlar, duygu ve düşünce dünyamızı millî kültürün taşıyıcısı olan dil...
Kemal, yaşadıkları; eski bir Rum evi olan binanın ikinci katındaki salonun penceresinden uzanan yolu ve yoldaki durakta, şiddetli yağmur...
Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite hayatımın ilk yılını Edirne’de geçirmemiş olsaydım, genel anlamda edebiyata,...
Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah...
ŞARKIBir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâdaGidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’aİşte üç çifte kayık iskelede âmâdeGidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’aGülelim...
“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir uğruna çılgınlara dönmüşüm!... ”Hacmi küçük olmasına rağmen, gerçekten büyük...
Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde...
Her yazı bir mektuptur,zamana yenilmediği sürece sahibini arar. İç dünyasıyla örtüşen yüzlerle karşılaşıncayeniden canlanır, yeniden yazılırher mektup. Dosttan dosta gitmezsadece,...