Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

nasreddinhocaDoğrusunu söylemek gerekirse şimdiye kadar hiç duymadığım bir cümle: “Kızdıramazsın beni”. Bilakis sabır törpüsü olduğum durumları hatırlıyorum. Oysa Nasreddin Hoca fıkraları yakından baktığımızda kulağımıza fısıldar bu cümleyi, uzaktan baktığımızda ise seslenir bize: “Kızdıramazsın beni!” diye.

Nasreddin Hoca, şartlar ne olursa olsun hoşgörü ve nezaketinden asla taviz vermemiştir. Kabalıktan uzak durmuş, gönül kırmamaya özen göstermiştir. İnsanı çileden çıkaracak durumlarda bile sükûnetini korumuştur. Tebessümle ve incitmeden söz söyleme konusunda yüksek hassasiyete sahiptir. Yani popüler bir kelimeyle ifade edersek o, hep “relaks”tır. Kızmadan ve üzmeden diyeceğini der.

Konakladığı bir handa tavan ağaçlarının çürüdüğünü fark eden Hoca, hancıya tavanı tamir ettirmesini söyler. Hancı da “Sen ne biçim hocasın. Bilmiyor musun ki her varlık kendi dilince Allah'ı zikreder. Bu ağaçlar da gıcırdayarak zikir ediyorlar.” diye çıkışır. Şimdi bu sözün üstüne ne denir ki! Serde hocalık var, ama böyle de tevekkül olmaz ki. Acaba Hoca’dan başka kimin aklına gelirdi şu cevap: “Biliyorum da! Ya zikrederken coşup secdeye kapanırlarsa... Ondan korkuyorum.” Hancının kurnazlığına nazik bir şekilde karşılık verilmiştir böylece.

Kendisiyle alay edenler karşısında bile onun asabı bozulmaz, gayet sakindir Hoca, gerilmez, “bana böyle dediler” diye komplekse kapılmaz, hele bunalıma hiç girmez. Ancak gereken cevabı illa ki verir. Nezaketini bozmadan elbette...

Nasreddin Hoca, arkadaşlarıyla gezerken birden bir öküz böğürmüş. Ve kalabalıktan alaylı bir şekilde gülüşmeler başlamış:

– Hoca, öküz seni mi davet ediyor, demişler.

Hoca hiç bozuntuya vermeden öküzün yanına gidip kulağını öküze yaklaştırmış ve dostlarının yanına gelerek:

– O bana, “Sen neden eşekler ile geziyorsun?” dedi, diye cevap vermiş.

Hoca bağırıp çağırmaz hiç. Zira bir bildiği vardır: “Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhâlde eşeklerin sesidir!” (Lokman Sûresi/19)

Kızmadan, köpürmeden, sesini yükseltmeden kendisiyle alay etmeye çalışan bir kadı için de gereği düşünülmüştür. “Efendi, duyduğuma göre siz her şeyi çift görüyormuşsunuz. Doğru mu?” diyen kadıya Nasreddin Hoca şu cevabı vermiştir: “Doğru efendim”.

Ama doğru değil ki! Hoca çift görmez ki! Niye böyle dedi… derken, Hocamız cevabına şu sözü ekler: “Şimdi de sizi dört ayaklı görüyorum.”

Oldu mu o kadı şimdi dört ayaklı! Hocamıza kusur yazmaya çalışırken kendisine dört ayaklı dedirtmiş oldu. İstediğini söyleyen istemediğini işitirmiş.

Göze göz, dişe diş bir dünyada Nasreddin Hoca kin ve öfkeyi mizah yoluyla bertaraf etmiştir. “Öfke kontrolü”… Hocamızın sadece bu yönünü bile davranışa dönüştürmek yaşamı kolaylaştıracaktır. O, bize yaşamı güzelleştirecek başka yöntemler de sunmuştur. Mesela gönülleri kırmadan, kelimelerin kaşını gözünü yarmadan nasıl “hayır” denir?

“Bir tanıdığı Hoca’nın evine misafirliğe gelir. Akşam yemeği yenilir. Gece yarısına kadar sohbetler edilir. Tam yataklar hazırlanmaya başlandığı sırada, misafir bir türkü mırıldanmaya başlar:

“Bizim eller bizim eller,

Yatar iken üzüm yerler.”

Misafirinin böylesine kibar bir şekilde üzüm istemesine gülümseyen Hoca, eliyle yatacağı yeri gösterirken, diliyle de misafirine şöyle der:

“Bizde böyle âdet yoktur,

Saklarlar da güzün yerler.”

Yani Nasreddin Hoca şiire şiirle, söze sözle, ancak gayet tatlı dil ve güler yüzle karşılık verir. Onun çelik gibi sinirleri ve paslanmaz bir gönül aynası vardır. O; kızmaz, üzmez; sövmez, dövmez; gönül yıkmaz, yaptığı iyiliği başa kakmaz, kimseye yan gözle bakmaz, fani şeyleri aklına takmaz; gönül evine “kibir” sokmaz. Kimseyle alay etmez, kimseye hor bakmaz. Zira düşmez kalkmaz bir Allah.

(Feride Turan’ın “Girdim Gönül Şehrine” isimli kitabının Nasreddin Hoca bölümünden…)

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile