Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

denlikHer şey uygun olsun; kıymeti veya niteliği bakımından aynı değerde olan şey(ler)e sahip olalım, çevremiz de böyle olsun; uygun vakit ve fırsatlar hep bizim için olsun; işlerimiz rast gelsin, denk düşsün uygun/münasip olsun, tam zamanına zamanında rast gelsin… mücadelesindeyiz hepimiz.

Allah inşallah cümlemizin işini denk getirir.

Günümüzde problemlerin yaygınlığı belli bir yerde çözümleri de yaygınlaştırmıştır. İş, denk gelen çözümü bulabilmektir. Özellikle sosyal çevredeki uyumsuzluklar, problem çözümünü zorlaştırmaktadır. Hepimizdeki stres yükü, ruh ve beden olarak hepimizin uyumunu olumsuz yönde etkilemektedir.

Uyumlu ve tatmin edici bir ilişkimiz olmadığı sürece kendimizle ve çevremizle sıkıntı yaşarız. Düzenli ve uyumlu olabilmek için çabalar dururuz.

Uyum surecini yönetebilen insan, başarılıdır. Uyum sağlama yeteneğini olumlu kullanabilen insan başarılıdır. Çevremizle duygu ve düşünce paylaşımı yönünden ne kadar uyumlu ve tatmin edici bir ilişkimiz varsa o kadar başarılıyız demektir.

Hayata karşı isteksizlik, iş motivasyonunda azalma, aileye olan ilgide/vakitte azalma, uyku/iştah değişiklikleri, konsantrasyon düşüklüğü, çabuk sinirlenme, tahammülsüzlük, yalnızlığa eğilim, sosyal çevrelerinde uyumsuzluk(lar), halsizlik, yorgunluk, iş/çevre problemleri, duyarlılık ve esnekliğin azalması … genel anlamıyla ‘depresyon’, işimizin denk gitmesine biraz engel oluyor. Dengeyi yitirir gibi oluyoruz bazen. Bazen de maalesef dengesiz davrandığımız oluyor. Uyum sağlamada zorlanıyoruz ister istemez.

Uyum, karşımızdaki kişinin dikkatini tutabilme ve güven duygusunu yaratabilme yeteneğidir. Uyumlu olma becerisi, başkasının haritasına girebilme ve onun dünyasını anlayabilme becerisidir. Uyum, iletişimin en önemli unsuru ve insan ilişkilerinin temel taşıdır. Uyum olmadan iletişim sağlanamaz.

Sevdiğimiz kişiler, uyumlu olduğumuz kişilerdir. Bu kişilerle pek çok ortak yönümüz vardır. Sevdiğimiz kişilerle farklı zevklerimiz olsa bile, özellikle, etik değerlerimiz uyum içerisindedir. Hırçın ve dalavereci birinin güvenilir biriyle dostluğu olmaz.

Hastalıkların tedavisinde hastayla uyum içine giren doktor çok daha çabuk sonuç alır. Çünkü hasta anlaşıldığını hisseder. Çoğu hastanın ilacı, ilaç firmalarının ürünleri değil, bir yudum sevgi ve anlayıştır.

Herkesi olduğu gibi kabul edebilmeye çaba gösterebilmeliyiz. Cahili var, ukalası var, iftiracısı var, inatçısı var, yalancısı var, haini/kalleşi/katili var, tecavüzcüsü var, ikiyüzlüsü var, arsızı/hırsızı var, sapkını/sapığı var, bencili/fırsatçısı var, komplekslisi var, delisi var, dedikoducusu var. Herkesi olduğu gibi kabul edip bedelini de ödeyebilmeliyiz.

Davranışlarımız, çevremiz, bu kabule göre şekillenir elbette. Neyden, niçin, nasıl, ne kadar uzaklaşacağımızı ya da ona/onlara yaklaşacağımızı iyi hesap etmek durumundayız. Atasözlerimiz bu konuda rehberimiz. Şöyleki: ‘Araba, atın önüne koşulmaz.’, ‘At yerine eşek bağlanmaz.’, ‘Dirhem, teraziye yakışır.’, Her kuş, kendi cinsiyle uçar.’, Her şey yerinde yakışır.’ ….

Deyimlerimizdeki uyarılara da kulak vereceğiz elbette. Terbiyesizlikten vazgeçip terbiyeli, dengeli hale gelecek edebimizi takınacağız. Sağımız solumuz belli olacak; dengesiz olmayacağız.

Dengeyi kaybetmeyeceğiz, şirazeden çıkmayacağız. Bir işe başlarken veya başlamadan önce iyice düşüneceğiz, adımımızı denk atacağız. Başkalarının bize yapabileceği kötülüklere karşı uyanık olacağız, ayağımızı denk alacağız. Yakışmadığımız hiçbir yerde durmayacağız, dengimiz olmayanlarla boşuna zaman öldürmeyeceğiz, boyu boyumuza huyu huyumuza olacak kısacası.

İşlerimiz bizim hâlimize uygun, uyumlu gidecek, katığımız ekmeğimize denk olacak.

Zorluklar olacak elbet bu faaliyetimizde. Tuzağa düşürmekte, kurnazlıkta birbirine denk olmakta hemen avcı kediye kurnaz fare olacağız. Bizimle yarışması, denk olması imkânsız olanlar, elimize su dökemeyecekler olacak, bizimle eşit, denk olmak isteyenler başa baş gelmek için çabalayanlar olacak, bize denk olması, bizimle karşılaştırıldığında bizden eksik yanı olmadığını söyleyenler olacak, bizden aşağı kalır yanı olmadığını iddia edenler olacak, olacak da olacak…

İki ucunu bir araya gelemeyecek belki de.

Olsun, her şeye rağmen aşırılıkları dengeleyeceğiz. Olsun, zıtları barıştıran ahengini sırrını arayacağız. Olsun, ‘Bir çivi bir nal, bir nal bir tırnak, bir tırnak bir ayak, bir ayak bir at, bir at bir kumandan, bir kumandan bir millet kurtaracak.’ Olsun, dengine getireceğiz. Dengiyle karşılaştıracağız. Kısa kesip denk yükleyeceğiz.

Evet, yürümeyi bilmeyen yolu bozsa da söylemeyi bilmeyen sözü bozsa da dengi dengine olacak her şeyimiz; bunun için daha da çok çaba harcayacağız. Mevla’nın dediğini de hiç akıldan çıkarmayacağız: ‘Ayakkabının biri ayağa dar gelirse ikisi de işe yaramaz.’

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile