Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

sevda askSevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü sevdadan hangisine aittir bu renk? Ateşten gömlek ise sevda, giyilen, Yûsuf’un mudur, Züleyha’nın mıdır? Bu yol ayrımında; aşk yolunun seyyahı, bağrında sevdanın siyahı ile yürür ve daima “havf ü recâ” (korku ve ümit) arasında çarpar yüreği. Çünkü budur sevdanın gereği.  

Farklı ırmakların bir ummana dökülmesi gibi, aşk menziline varan türlü türlü yollar keşfetmiştir aziz milletimiz. Kendi içinde gidecek yer bulamayan kimseler kalmasın diye... Virane gönülleri âbâd eden ve her türlü vesveseden âzâd eden mimarları vardır bu dünyanın. Böylesine bir dünyayı gönül gözü ile görmek ve can kulağı ile işitmek için, sevda ateşine yürekleri düşürmek gerek önce.

“Sevda olmasaydı da gönüle dolmasaydı” koskoca Kanunî Sultan Süleyman Han şöyle der miydi hiç: “Pendini gûş eyle mûrun Süleymanlık budur”.

Yani öğüdünü dinle karıncanın, Süleymanlık budur. Oysa karınca nerdeeee, Sultan Süleyman nerede! Ne büyük tezat değil mi! Peki bu tezatta neden karınca ve Süleymanlık bir arada zikredilir? Daha da önemlisi neden Süleymanlığın gereği, karıncanın öğüdünü dinlemek olsun? Cevabı Hz. Süleyman’ın kıssasında saklıdır. Karıncanın ismi verilen bir sûrede, Neml Sûresi’nde saklıdır: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler.” diye seslenir karınca. Oysa “Süleyman ve ordusu” farkına varmadan bile ezmez asla. Karıncanın sesini duyar çünkü Hz. Süleyman ve mü’min kullarının birçoğundan onu üstün kılan Allah’a hamd eder. Allah’a hamdın bir işaretidir karıncayı dinlemek. İmtihan dünyasıdır bu. Bazen de karıncayla imtihan edilir bir Süleyman. Kim Süleyman, kim değil, bilir karınca. Peki Akşemseddin’i kim bilir? Gönüller Fatih’i bilir elbette. Fatihler bilir Akşemseddinleri.  

İstanbul’u fetheden komutanın hocası ve fethin manevi rehberidir Akşemseddin Hazretleri. Pîri Hacı Bayram Veli gibi öyle bir sevdaya sahiptir ki bu sevdanın bir zerresi ay ve güneş, bir damlası deryadır. Çok hayret edilecek bir sevdadır bu, değil mi? Zaten Akşemseddin Hazretleri de öyle diyor: “bir aceb sevda”. Tıp ve din ilimlerine dair çok sayıda Arapça ve Türkçe esere sahip Akşemseddin Hazretleri dinî-tasavvufi şiirler de kaleme almıştır. İşte onlardan birinde şöyle der:

“Bu aşkı ben bilmez idim bu bir aceb sevda imiş

Bir zerresi ay ve güneş, bir katresi derya imiş”.

Fethin manevi rehberinin sevdasıyla sevdamız bir. “Gönlüm düştü bu sevdaya… Başımı verdim kavgaya” diyen Yunus Emre ile sevdamız, kavgamız bir… “Sevda çekmek şanlarıdır” diyen Pir Sultan Abdal gibi şanlı sevda erlerine gönül bağladık. “Sorun kim bu ne sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı?” diyen Fuzulî ile gönül birliği ettik. Usanmamalı ve uslanmamalı bu sevdadan. Malum, uslanmak, us’tan gelir. Us ise akıl demek. Hâlbuki sevdanın yeri, yurdu, vatanı, evi ve hatta makamı gönüldür. Hz. Mevlana da şöyle dememiş miydi zaten: “Sen, bu sevdaya doymuş hiçbir âşık gördün mü? İçinde bulunduğu, yüzüp durduğu denize doymuş balık gördün mü?”

Bağrında sevdanın siyahı ile nasibi “peygamber mesleği” olanlar ise karıncanın öğüdünü dinleyen nice Süleymanlar, gönülleri fetheden nice Fatihler, hain kurşunlara gövdesini siper eden nice kahramanlarla bir gönül medeniyeti inşa eder. Bir sevdaya adanır ömürler. Bir sevdayı ekmek için yüreklere… Adına ister “hoca” ister “muallim” ister “eğitimci” ister “öğretmen” deyin. Yok illa “Hoca camide!” diyecekseniz ya da “Keramet hocada değil kavukta” diyecekseniz eğer, Nasreddin Hoca’nın torunları olarak bize de “Hayır, keramet kavukta değil hocadadır!” demek düşer. Ve yine hayır! “Camide olan imamdır, ona hoca demezler, hocanın hakkını kimseye yedirmezler.” demek düşer.  “İlim adamı, üstat, efendi, sahip, profesör” gibi anlamlarıyla hakiki “hoca” olunabilse keşke. “Muallim” ve “muallime” adından sonra; “öğrenci merkezli” eğitim sistemimizde etken bir fiilden türemiş “öğretmen”i de çok sevdik.  Üstelik muallim-muallime’deki kadın-erkek ayrımı olmadan aynı kelimeyle, tek kelimeyle “öğretmen”iz hepimiz. Bu durum, ayrı bir anlam ve güzellik katıyor kelimeye elbette. Velhâsıl-ı kelam; adı sanı ne olursa olsun, bir sevdayı ekmektir işimiz. Velhâsıl-ı kelam asıl sorumuz şudur gönlünü sevdaya düşürenlere: Sevda çekmek mi zor, yoksa sevda ekmek mi yüreklere?

Ateşten gömlek ise sevda, giyilen, Yûsuf’un mudur, Züleyha’nın mıdır? Yani sadakatin midir, ihanetin midir? Bir toplumda sadakat ve ihanetten hangisi galip gelecek, bunu inşa eder öğretmen. Başarılı bireyler yetiştirmenin yanında, hatta ondan da iyisi, değerlerimizle kuşanmış evlatlar yetiştirmek, hayati önemin ötesinde ebedî öneme sahiptir. Birbirine ayna olan güzel gönüllü insanlar yetiştirmektir gönül mimarlarının işi. Nitekim Başöğretmen Atatürk’ün “irfan ordusu” tabirini başka nasıl açıklayabiliriz? “İki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu.” der Başöğretmen Atatürk. İrfan ordusunun vazifesini de en veciz şekilde yine o açıklar: “Sizler ölen ve öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir orduya aitsiniz.” Şehitlerin ölmediğini öğretir irfan ordusu. Bir gül bahçesine girercesine şu kara toprağa gencecik bedeniyle giren, ama ruhu Arş’a yükselen şehitlerimiz buna şahittir. Onlar ki yüreklerimizde her gün çoğalan yaradır. Onlar ki alnı açık, yüzü ak ve gözü karadır.

Hz. Mevlana eğitimciler için toplumun aklı ve kalbidir, der. O hâlde onlar eğrilirse, onlar eğilirse doğruluk bulunmaz hiçbir yerde. İşleri zor, sorumlulukları ağırdır. Zor olan; bilmek, öğretmek değildir. Zor olan; aynı konuları her yıl hiç eksilmeyen bir aşk ve heyecanla anlatmak da değildir. Yarışmalarda, sınavlarda derecelerin tozunu attırmak da mümkün olabilir. Ama asıl başarı “güzel ahlâk”tır ve güzel ahlâk, kuru bilgilerle sinelere işlemez. Değerlerimiz adına söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı tekrar edecektir öğrenciler. Karıncayı bile incitmiyorsak, başkasının hakkına el uzatmıyorsak, doğrudan şaşmıyorsak, onlar da aynısını tekrar edecektir. Biz meslektaşımıza nasıl davranıyorsak öğrencilerimiz de ileride meslektaşlarına öyle davranacaktır.

Koşullar ne olursa olsun, hileyi değil çileyi seçer sevdalı yürekler. Her yerdedir onlar. Kimi bir dağ köyünde, kimi büyükşehrin keşmekeşinde… Kimi ermiş şehitlik mertebesine. Kimileri yanı başımızda… Merdivenlerden düşüp kemikleri kırılır, ancak yüzünün moruyla okula gelir. Kendisine “Hacer Hocam, niye geldin?” diyenlere “Konu yetiştireceğim” cevabını vermişti. Çünkü konu yetiştirmek; yüzünün morundan, kırık burun kemiğinden, ağrısından duramadığı belinden daha önemliydi ona göre. Bağrındaki sevdanın siyahı ile gözünü karartmış, gelmişti işte! Şimdi bu sevdayı; girdiği ders saatinin sayısıyla tartmak mümkün mü? Tartmak ve sayı demişken deyim yerindeyse “deli pösteki sayar gibi” işimizin; girdiğimiz ders sayısından fazla olduğunu, -hani derler ya “buzdağının görünen kısmı” diye, işte tam da öyle olduğunu- anlatmaya gerek görmüyoruz. Eve iş götüren bir meslek grubuyuz zira. Ve işten bile saymayız bir sevdayı yüreklere ekmek için fazla mesaileri. Hatta evi işe taşıyanlarımız bile vardır. Kimler mi? Pansiyonlu okullarda çalışanlar… Okulu gerçek anlamıyla ev yapar, yuva yapar, aynı çatı altında aile yapar gece nöbetleri. İşe gidiyorum, demez hiçbir öğretmen. Ağız birliği etmişçesine “Okula gidiyorum.” der hepsi. Çünkü hâlâ öğreniyoruz. Nitekim annelerimiz “Öğretmen oldun, hâlâ ders çalışıyorsun!” diye yakınır yıllar sonra bile.

Vicdanını kendi üzerine gözcü koyan; kalbi Allah’a, kapısı yetmiş iki millete açık; değerlerimizle kuşanmış bir nesil için “bir” sevdaya düşürdük yüreklerimizi. Sevdanın ateşten gömleğini giydik evvela. Edeb gömleğini çıkarmadan aşk gömleğini yaktık.

Gönüller mimarıyız, bilenlere selam olsun!

Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karıncayız, duyanlara selam olsun!

Akşemseddin misali “bir aceb sevdamız” var, görenlere selam olsun!

“Bu sevdadan usanmaz mı?” diye soranlara selam olsun!

Bizi türlü türlü biçimle sayanlara selam olsun!

Feride TURAN

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya...

PROF. DR. SUPHİ SAATÇİ

Kerkük’te doğdu (1946). İlk ve orta öğrenimini Kerkük’te tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar...

ENVER PAŞA'NIN ANILARI - HALİL ERDOĞA

Kitap Enver Paşanın anılarını üzerine ekleme yapmadan olduğu gibi aktarıyor. Tarihimizde önemli bir yeri olan Enver Paşanın anılarını kendi ağzından dinlemek...

DENEYELİM Mİ?

Özcan TÜRKMEN

Hayat öyle güzel ki... Öyle güzel ki yaşamak. Yaşadığının farkında olarak yaşamanın hazzı bambaşka.Hayatın güzelliği var da yaşanmazı yok mu sanki. Günün...

TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE ÜNLEM

Edebiyat Dunyamız

(Terim ve Tanım, Tasnif, Ünlem Olan Kelimeler, Söz Dizimi ile ilgili sorunlar)Yazılı ve sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler (ünlem...

TÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU MEHM

Ali_Alper ÇETİN

Anadolu’yu ileri fikirleri ve düşünceleriyle, eserleri ve sanatlarıyla aydınlatanlar arasında onüçüncü yüzyılda Türkçe’yi resmî dil olarak ferman eden, Anadolu’da...

ZİYA GÖKALP’TE KÜLTÜR – MEDENİY

Edebiyat Dunyamız

Osmanlı ve erken Türkiye döneminde ilk Türk toplum bilimcisi olarak anılan Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma döneminde geçen hayatı boyunca...

YAZAR- ARAŞTIRMACI SAIT BAŞER: “GÜN

Sakarya Üniversitesi Felsefe Blm. em. öğretim üyesi Sait Başer ile bir araya geldik. Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan yazarımızla dilden...

RUKİYE ÖZDEMİR İLE SOHBET : “Türk

Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAK

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa...

GECEYE KASİDE

Seni görmeseydik yıldızlar hakkında fikrimiz olabilir miydi? Yıldızlar ki tarhlarının papatyalarıdır, ay ki bahçende yüzen sihirli bir nûr havuzudur,...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun  Gece teşkil eden hayâtından  Ninniler...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA AD

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Bir atasözümüz, ‘Terazi var tartı var / Her şeyin bir vakti var.’ der. Atasözünde özetlendiği üzere her şey, sırasıyla oluyor.
Her kentin de tıpkı insanlarda bulunduğu gibi bir kimliği ve bir belleği vardır.Bir kentin coğrafi konumu, doğal ve tarihi dokusu,...
ŞEKİLLER-2

ŞEKİLLER-2

09.12.2018
(Şekil 12 ) Şekil Mimari parça Osman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim Divarcı ve ark. (Editörler), cilt 2, a. g. e.,...
Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından...
Küçükken kışın kar yağdığında sokakta yaşayan kedi ve köpekler için çok üzülür, onları eve alalım diye tutturur ağlardım. Rahmetli annem...
1. Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâbEyler anı müdâhane-i âlimân harâb2. Bilmez ki iki kat yıkılur kendi halkdanİster cihân...
DEĞİŞİM

DEĞİŞİM

20.01.2018
Son yıllarda değişimin üzerinde o kadar çok konuşuldu ki. Değişim, değişti adeta. Değişimin belli bölümleri de değişikliğe uğradı(!) sanki.Her zamankinden,...
Tarık Buğra,“ Gazetecilik sanatın düşmanıdır” derdi. Bugün yaşasa, yeni yaygınlaşan kavramı kullanacak ve “Medya sanatın düşmanıdır” diyecekti. Muazzam bir tesbittir.
Metin SAVAŞ Kurmaca anlatı dallarından biri olan roman sanatının hiçbir ürünü hiçbir şekilde tastamam muhayyel değildir. İster bilimkurgu olsun, ister fantastik...
Saadettin YILDIZ[1] 1.3.2.Filozof-Mütefekkir Ziya Gökalp, çocuk denecek yaşta fikir sancıları çekmiş; kafasına takılan birçok soruya karıştırdığı kitaplarda da doyurucu bir cevap bulamamanın...
"Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye’de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Ferruh Ağca tarafından yazılan; ‘’Uygur Harfli Oğuz Kağan...
15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve...
Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun Gece teşkil eden hayâtından...
Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve...