Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

konusmaAğzının içine baktıklarımız gibi, ağzından bal akanlar gibi konuşamadık bir türlü… Sözü ağzından dirhemle çıkanları örnek alamadık, taklit bile edemedik hiç.

Açtık ağzımızı yumduk gözümüzü… Ağzımızda geveleyip durduk bir şeyleri ya da açamadık ağzımızı belli bir süre.

Çenemiz düştü. Çenemiz açıldı. Çene çaldık. Çene yarıştırdık, çene yorduk; gene olmadı.

Ağzımızı tutamadık, ağzımızı toplayamadık. Ağzımızı bozmasak da pek hayra açamadık. Bilir bilmez onun bunun ağzını yokladık. Ağzımızın payını verdikleri de oldu ama ağzının payını vermeyi, atıp tutmayı ayrı bir marifet saydık.

Pek farkımız olmadı birbirimizden. Hoş, farklı olalım diye çoğumuzun bir çabası da yoktu zaten.

Kavram alanlarını ve çağrışım alanlarını fark edemedik, ayırt edemedik, dahası birbirine karıştırdık. Heyecan, güvensizlik, bilgi yetersizliği konuşma tempomuzu bozdu. Okuma hızı ve konuşma hızı dengesini sağlayamadık. Denge sağlayamadığımız için de varlık, kavram ve nesnelerin kısa süreli belleğe ve uzun süreli belleğe ulaştırılmasında problem yaşadık. Konuşurken gereksiz hareketler yaptık.

Düzenli olamadık, her şeyi uzattık, dinleyenlerimizi pek hesaba katmadık, konuşmamızdan önce hemen hiç prova yapmadık.

Konuşmadan önce ne söylemek istediğimizi pek düşünemedik. Bizi dinleyen kişinin bizi duyabileceği kadar yüksek sesle konuşamadık. Bildiğimiz ve bizim için önemli olan konularda konuşamadık. Dinleyenlerin aktardıklarınızı izleyip izlemediğini kontrol edemedik

Söyleyecek bir şeyimiz olduğunda sustuk; susacağımız yerde de nedendir bilinmez öylesine konuştuk.

Kendimizi bir şey söylemeye mecbur hissettiğimizden mi nedir konuştuğumuzu zannedip durduk.

Cankurtaran simidimiz ‘şey’ kelimesi, mümkün olduğunca düşmedi dilimizden. Dilimize pelesenk ettiğimiz(!) bir de ‘aynen’ çıktı bu ara ne idüğü, nasıl kullanıldığı/kullanılacağı bir türlü bilinemeyen.

Boğazın dokuz boğum olduğunu unuttuk. Düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, ölçüp tartmadan, doğuracağı sonuçları hesap etmeden söyledik.

Aklımıza gelen dilimize dökülmemeliydi oysa.

Konuşmadan önce söyleyeceğim/söyleyeceklerim doğru mu, söylemem şart mı, yeterince nazik mi, karşımdakini üzer mi, karşımdakini ürkütür mü diye düşünürsek problemi, yarı yarıya çözüyoruz aslında.

Konuşma öncesinde kendimize güvenimizi tazelediğimizde, tedbirli olduğumuzda, fizikî kontrollerimiz yaptığımızda, zihnî faaliyetimizi sıraladığımızda yanlışımızın çok çok azalacağının farkındayız aslında.

Konu seçimi ve tespitindeki gayretimiz, amacımızın netliği, araştırmalarımız, konuşma planımız, mümkünse konuşma provamız biz daha güzel konuşturuyor aslında.

Söze başlarken duruşumuz, kılık-kıyafetimiz, konuşulan mekân ve dinleyicinin değerlendirilmesi, göz teması, ses tonumuzun ayarlanması, konuşma ile hareketler arasındaki uyum, konuşma süresinin kontrolü, canlı, samimi, inandırıcı ve ilgi çekici olmaya dikkat edişimiz performansımızı artıyor aslında.

Yapmacık bir söyleyiş, yanlış tonlama, anlamsız kelimeler kullanma, “şey, filan vb.” kelimeleri “ee.., ııı... vb.” sesleri sürekli kullanma, argo ve kaba konuşma, yersiz duraklamalar, yanlış vurgulamalar da bizi külliyen başarısız yapıyor. Bunların sıklığı da dinleyeni çileden çıkartıyor tabi.

Konuşurken başarılı olmak için özetle:

Konuşmadan önce ne söylemek istediğimizi düşünelim.

Bildiğiniz ve bizim için önemli konularda konuşalım.

Dinleyen bizi duyabileceği kadar yüksek sesle konuşalım. Konuşma tempomuz ortama göre ayarlayalım. Dinlemeyen dinletemez; dinlemeyi bilelim. Dinleyen(ler)in gözlerine bakalım. Dinleyicinin aktardıklarımızı izleyip izlemediğini kontrol edelim. Gerektiğinde susmayı da bilelim.

Yaşayan Türkçe konuşalım. Kültür ağzıyla konuşalım. Asla sıkıcı olmayalım. Anlaşılır cümle kuralım. Anlatımda değişik zamanlar kullanılalım. Aynı kelime ya da cümleyi sık tekrar etmeyelim. Az ve öz konuşalım. Birbirini izleyen cümlelerimizi mantıklı bir sırada sunalım. Kelimeleri yerli yerinde kullanalım. Konuyu ancak nüktelerle bölelim ama bunun yerini iyi seçelim.

Anlamlı, terbiyeli konuşalım. Konuşmak, öğretmek demek değildir. Unutmayalım. Konuşurken nezaket kurallarına uyalım. Birisi konuşurken ona müdahale etmeyelim.

Zaman ve zemine uygun konuşalım. Yalan söylemeyelim. Zanlarla değil bilgi ile konuşalım. Gerektiğinde jest ve mimiklere yer verelim. Örnekleri canlı ve mümkünse hayattan seçelim. Veciz sözlere yeri ve zamanı geldiğinde yer verelim.

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu....

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani bir gözün piyasada, bir kulağın avangart zümrelerdeyken kendin olamıyorsun...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve...

Yedikuleli Mansur”, ilk ortaya çıktığında bir öyküydü. Kayıp Dünya’da 28 Eylül 2011’de yayınlanan “Kanlı Pençe” adlı öykünün devamıydı. Aralık 2011’de...
Muhatabının bileğini bükmek derdindeki dinleyiciye bir şey anlatmak imkansızdır. Öğrenme iştiyakı taşımayan muhatab hocanın kâbusudur. Söz daima kasdedilen mânâdan azdır. Açık...
İLHAN GEÇER

İLHAN GEÇER

02.12.2018
Sanat ve edebiyat dünyamızın en renkli şairlerinden biri İlhan Geçer, bir kitabına ismini verdiği “Bir Bulut Geçti” şiirinde: Bir bulut geçti...
Aşkı bir de benden dinleyin. Bu giriş dört kelimeden meydana gelmiş, çok büyük bir cümle oldu galiba. Aşk üzerine yazılmış...
Uyanıklar dünyasında rüzgârlar menfaat yönünde eser. Bu dünyanın ağaçları karşılıksız meyve vermez. Çıkarı yoksa kuş uçmaz, kervan geçmez; selam vermez,...
Kadim zamanlardan günümüze kadar gelip kesintisizce geleceğe dek sürüp gitmekte olan Dünya Türklüğünün bugünümüze en yakın nüvesi Göktürk Kağanlığı dönemidir.
Kemal, yaşadıkları; eski bir Rum evi olan binanın ikinci katındaki salonun penceresinden uzanan yolu ve yoldaki durakta, şiddetli yağmur...
Sezai Karakoç'un hayatı boyunca ideal bir uygarlık şekli olarak sunduğu ve savunduğu "Diriliş Uygarlığı"nın en önemli ayağını oluşturan "insan" ögesini...
Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme...
Alman ruhbilimci Erich Fromm İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri adlı çalışmasında şöyle der: “İnsandaki yıkıcılığın nedenlerinden birisi de küme özseverliğidir.” Erich Fromm...
Ali Alper ÇETİN Toros dağlarının başı dumanlandı mı bir kez, Avşar Türkmenlerinde bir telâş başlardı. Kışı zorlu olurdu Torosların… O geçit vermez...
Garipsememeli bu durumu…Bu ülkenin tedrisinde “bil!” sadece “bil!” deyip ancak hiç “kendini bil!” denmedikçe okumuş camia içinde ülkesine ihanet eden...
Türkiye OECD üyesidir. OECD, kuruluşundan bu yana üye ülkelerin kişi başına gayri safi hâsılalarını bir grafiğe dökmüş. 1970'den, bu kitabı...
Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın gerçek sahiplerini edebi bir dille ifade eder: ‘’Bu vatan, toprağın...
PEYAMİ SAFA-1

PEYAMİ SAFA-1

21.07.2017
Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar"...