Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

ferideturan 2“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar gözdesi varsa hakkıyla sefil” diyordu. 21. asrı görseydi acaba kim bilir daha neler neler derdi! Kesinlikle çok daha ağır ve muhakkak doğru konuşurdu. 21. asırda insanlığın durumu; hayra ve barışa giden yolları tıkayan, güzellikleri yıkan, ar damarı çatlamış, azgın bir selin içinde akıntının tersine yüzen damlanın durumu gibidir.  İnsana, insanlığa dair bütün değerleri boğan bu sele sorsanız akıntının tersine yüzen damlalar uyumsuz, çelimsiz ve hatta sevimsizdir. Oysa bilmez ki her damlanın içinde umman saklıdır. Bu ummanda karanlık firar etmiş, kin-nefret yasaklıdır.

“Ah o 21. asır yok mu!” diyoruz biz de. Vicdanı kayıp ve hükümsüz bir asrın evladı olmak yok mu! Dertsiz başlarda dünyalık telaşlar var. Menfaat adlı kardeşler, milleti arkadan vuran kalleşler, riya namlı sırdaşlar var. Standartlar çifte, dillerde tek bir güfte: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”. Benzetmek gibi olmasın, yüzünün derisi kalın bir çağın evladı olmak yok mu! Daha 20. asırdan Akif bizlere bakın neler demiştir:  

“Bakmayın hem tükürün çehre-i murdârımıza!

Tükürün belki biraz duygu gelir ârımıza!

Tükürün cephe-i lâkaydına Şark’ın tükürün!”

Değerler bahsinde bile çift gören gözler, bir türlü kızarmayan yüzler, ahlâk adına yüksek perdeden sözler var. Ancak mangalda kül kalmadı. Hoş, mangal da kalmadı! Mangal gibi yürekler de yandı, bitti, kül oldu.

Vizyonu olmayan bir çağın evladı olmak yok mu! Bir dünya var, o da bu dünya! “Amaaan bi daha mı gelicez dünyaya!” Yaşamak bu güya! Gelen ağam, giden paşam; işte budur dertsiz yaşam!

Aşkın, sevginin bir dert sayıldığı zamanlardan çok uzağız. Fuzulî gibi “Aşk derdiyle hoşem” demek artık bohem… “Sevdiğimi söylemezsem sevmek derdi beni boğar” diyen Yunus’un sözlerinden acaba nasip alınmış mıdır bir dirhem? Sevmek bir Köroğlu’dur şimdi. Yalnızca adı var, zâtı sır olmuş viran gönüllerde. Sevda kuşu tende, aşk bedende; can içre canan yok hükmünde. Suç kimde, diye şair Lütfü Kılıç’a sorsanız Asım’ın nesli, Akif’in sesi olarak size şöyle cevap verir:

“Arz’da bozuldu ayar!

Yer sarsılır, yer kayar…

Metin ol, tefekkür et.

Ey insan!

Sende kir, sende kara…

Kavlini bozan sensin,

Suçu kendinde ara.”

Yaradan’ına ezelde verdiği “Sen bizim Rabbimizsin” kavlini bozmuştur insan. “Kalu bela”dan beri… Şair; insanı suçlayıp kenara çekilmemiş, iki de öğüt vermiştir. İlki “metin olmaktır”; acılar karşısında dayanma gücünü yitirmemek, sağlam durmak, metanetini korumaktır. “Ey Kudüs’e duyduğum gam!” derken; Gazze’ye, Kerkük’e duyduğumuz gam varken, dünyanın her yerinde masumların kanı akarken; istismarın, şiddetin en iğrenç yüzüne “ben insanım (!)” diyenler durup bakarken,  iftar sofralarına ağız tadıyla oturulan mübarek Ramazan’da en çok yetim, İslam coğrafyasında aç iken metin olmak, ne çetin imtihandır. Sonra şu İlahi söz, içimize düşen gam ateşini teskin eder: “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Sûresi/42)

Şairin verdiği ikinci öğüt “tefekkür”dür. “Siz hiç düşünmez misiniz?” İlahi kelamını hatırlatır bu öğüt. “Hâlâ düşünmüyor musunuz?” derken Cenab-ı Allah; hâlâ kötülüklerine kılıf uydurmanın yollarını arayanların cesareti ve cüreti ibretlik doğrusu, çünkü yoktur onlarda Allah korkusu. Doğru-eğri bahsinde ne manidardır Yunus’un vurgusu:

“Eğriler eğri ile, doğrular doğru ile

Yalan yalanı sever, gammâzlar gammâz ile.”

O hâlde bize düşen safımızı belli etmektir. Nemrut’un ateşine ağzıyla su taşıyan karınca gibi, akıntının tersine mecnunca, çılgınca ve mahzunca yüzen damla gibi… Bir gülün sevdasının temiz yoluna akmak için… Temiz olan, temiz olana yönelir çünkü. Gül dendi mi güller medeniyetinde akla tek bir gül gelir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen o bir güle müebbet bir muhabbetle bağlanmıştır gönüller.  Ve ona olan aşk yarışında “ben olaydım” der her bir damla.

“Hilye-i şerif’lerde bir gül de ben olaydım.

Mübarek çizgilerde bir dil de ben olaydım.

Gül-i Muhammedi’yi nakış nakış işleyen

Bahtiyarlar içinde bir kul da ben olaydım.”

Yirmi yıl evvel sadırdan satırlara düşen bu hasret damlaları  “Muhabbetim gülden yana” diyen bir şaire, nice gül bahçesi yetiştirmiş bir eğitimciye, ismiyle müsemma bir Allah kuluna, şiir sanatının bir LÜTFU; sözü ise gül ve dikeni ayıran keskin bir KILIÇ’a aittir. Bahtiyarlar içinde bir kul olmanın bedeli vardır muhakkak ve Hz. Peygamber’in ümmeti olmak gibi bir bahtiyarlık, ona götüren bütün çilelere de âşık olmayı gerektirir. Hak-bâtıl mücadelesinde bedel ödemeyi göze alabilen bahtiyardır ancak.

“Gül-i tere pervane bir kemter ben olaydım.

Yârin al yanağından sızan ter ben olaydım.

Sevgiliye götüren çilelere aşığım;

Sümeyye’den, Bilâl’den bin beter ben olaydım.” der şair.

Bir seçimdir hayat. Onun yolunu seçenler temizdir, su gibi... Kir pas nasıl akıp gidiyorsa suyla; kötülükler, çirkinlikler tutunamaz Hz. Peygamber’in yoluna. O ki “tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir resul”dür (Beyyine Sûresi/2). Ona iman etmeyen; imanın şartlarını tamamlamış olamaz. O zaman iman bakımından temizlenemez de. Nitekim Kur’an, imanlı olana “temiz” der ve Allah’ın vaadi kesindir: Pisi temizden ayıracaktır. “Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri üstüne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Enfâl Sûresi/37)

Öyle seçtim diyerek, öyle inandım diyerek, öyle sadece “diyerek”, öyle sadece bencileyin “yazarak”, öyle afili afili nutuklar atarak, öyle sadece surette kalarak kurtulacağımızı sanıyorsak aldanıyoruz. Cenab-ı Allah’ın sözü gayet açıktır:  “İnsanlar, ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.” (Ankebut Sûresi/2) Temizi seçenler; sözüne ve yaptığına herkesin güvendiği Muhammedü’l Emin gibi güvenilirdir, kimseye bilerek zarar vermezler. İki günü birbirine eşit olmayan bir dinamizmle iyiliğe, güzelliğe, hayra ve barışa dair işler üretmeyi bir yaşama prensibi hâline getirenlerdir temizi seçenler. Temizi seçmek;  hak bilinen yoldan bir eline Güneş’i, bir eline Ay’ı verseler bile dönmemek demektir. Temizi seçmek; hem suçlu hem de güçlünün değil, mazlumun ve mağdurun yanında durmak demektir. Bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir diyen Hz. Peygamber gibi statüsüne, servetine, asaletine, cinsiyetine bakmaksızın bütün insanlara -Yaradan’dan ötürü- aynı hürmeti göstermek demektir.

Ömrümüzün; gaflet uykusunda geçmemesi ve sonu hüsran bir rüya olmaması için Hz. Peygamber, iki cihan saadetine uzanan aşk yolunun yegâne rehberidir. Bu yüzden yalnızca rükûda eğilen başlar, bütün güzellikleri silip süpüren 21. asrın azgın seline meydan okuyarak, akıntının ters istikametine akarlar. Hasretle ve huşu içinde… Onu hatırlatan her şey ve özellikle şiir, makbulümüzdür. Bir şiirle kendini affettiren Kâb bin Züheyr ile ilgili rivayet, aklımızda zira. “Yâ Resulallah! Eğer Kâb gelse, Müslüman olmuş olsa, tövbe etse ve bu şiiri söylemiş olsa onu ümmet kabul eder misin?” demişti Kâb. Şiirini okuduktan sonra kendini böyle tanıtmıştı.  Çünkü öncesinde İslam’a ve Hz. Peygamber’e saldıran şiirler yazıyordu. Bu sefer İslam’ı ve Allah’ın resulünü öven öyle güzel dizeler okumuştur ki şiiri çok beğenen Hz. Peygamber’in Kâb bin Züheyr’e hırkasını hediye ettiği rivayet edilir. Onun aşkı için ele alınan kalemler, onun aşkı için sarf edilen kelamlar onun sevgisini kazanabilir. Kim bilir? İçten yazılan bir şiir affettirebilir. Peki, hasreti dindirebilir mi içten yazılan bir şiir? Ne mümkün! Nitekim şair Lütfü Kılıç “Gül” şiiriyle Resulallah’a olan özlemimizi bir nebze olsun dindirememiş, bilakis Hz. Muhammed (SAV) için yaktığımız aşk ateşini daha da büyütmüştür. Dünya çölünde, gönlümüzde açan tek gül için, şairin sık sık tekrarladığı şu dizeyi biz de tekrarlıyoruz her daim: “İnsafına sığındım, atma bir kenara, gül!” Ateşin kurulduğu ve yaklaştığı, insanların bölük bölük toplandığı o gün, onun bir bakışı yüreğimize su serpecektir zira. İşte bu yüzden asrın o kirli akıntısının ters istikametinde temize akmak için direnen damlalar olarak “denizde yol vardır bize” diyoruz Yunus misali. Ne demişti Yunus: “Hak'dan yana gönelicek denizde yol vardır bize”. -Her anlamıyla- “Hak”tan yana yönelen için denizde yol vardır illa ki. Hayra ve barışa giden yolları tıkayan, güzellikleri yıkan, ar damarı çatlamış sel yüzünden zaman zaman karaya vursak da ne gam! Her denizde gemisini yürütenler, her nabza ayrı şerbet verenler gibi olmasa da evlad-ı Fatihân olarak çileyi şerbet yapıp gemimizi karadan yürütürüz biz de. İlla ki aşk menziline ulaşırız evelallah. Aşk yolunda şu İlahi müjde yetişir bize: “Yemin olsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha şefkatli, daha merhametlidir.” (Tevbe Sûresi/128)

Birbirimizi sevmekten başka ücret istemeyen Sevgili Peygamber’imizin temiz yolunda dosdoğru ilerleyenlerden olabilmek ümidiyle…

Feride TURAN

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve Niyazi Mısri'nin tasavvuf geleneğindeki yerleri ve etkileri kuşkusuz çok büyük ve...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - NECAT

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla kültürümüz çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Türk...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya...

TARİHTEN GÜNÜMÜZE IRAK TÜRKMENLERİ

Irak'ta yüzyıllardan beri varlık gösteren Türkmen toplumu, köklü geçmişine, ülkede bıraktığı zengin tarihî ve kültürel mirasa, günümüzde bile hâlâ canlılığını koruyan...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden bir taraf mutlaka bulunur. Kimini güldürür fıkralar, neşelendirir; kimini...

Şiir Hakkıında-2

Edebiyat Dunyamız

Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta, şiir lisanına dua demişti. Kabulü biraz güç olan bu iddiada siir li­...

FETHEDİLECEK YENİ UFUKLAR

Edebiyat Dunyamız

İstanbul'un fethi bu sene her zamankinden başka bir alay-ı vâlâ ile geçti. Pekçok sosyolojik ve siyasi faktörün katman katman üst üste binerek ortaya...

BOŞLUĞA MEKTUP

Ayla Coşkun CEREN

Aylardan Ocak. Kar yağmaya gece başlamıştı ve belli ki hiç ara vermeden yağmış. Bu kar içimize de yağıyor durmadan biliyorsun. Evimin önündeki merdivenlerden...

DİLİMİZ

Ahmet Midhat (1844-1912) şöyle yazmıştı:Türkistan’dan bir Türk ve NECİD’den bir ARAB ve Şiraz’dan bir Acem (İranlı) getirsek, edebiyatımızdan en güzel bir...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAK

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA AD

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki...

RIZA TEVFİK

Filozof Rus Tevfik’in ölümüne iki yüzden acımalıyız: Birincisi, halk ş¡irinin her çeşit lezzetini bize tattıran çok kıymetli bir şairimizi kaybettiğimiz için....

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİKLER

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak hesabı da denir). Hece ölçüsüyle yazılan bir şiirde, ilk dizede kaç hece varsa...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

MASALSIZ TOPLUM VE OKULDA DEĞERLER EĞ

Halk kültürüne bağlı sözlü bir anlatım türü olan masallar, çocukların eğitiminde, sosyal hayata katılmalarında önemli bir yere sahiptir. Masal geleneği,...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir...
Dede Korkut hikâyeleri evreninde Aruz Koca adında bir bey vardır. Aruz Koca’nın iki oğlu vardır. Bu iki oğuldan biri Aruz...
Tarih yazıyla başlar diyenler, geçmişin aktarıcısı olarak yazıyı kabul ediyorsa, bu durumda yazıdan önce kaya resimlerine bakmaları gerekir. Türk tarihi...
Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı...
1.Giriş: 1.1.Millî Mücadele’nin Ana Karakteri...
YAŞAMAK

YAŞAMAK

08.04.2018
Hani diyorum, kendimizi şöyle sorularla / cevaplarla biraz(cık) meşgul etsek… Değerlendirsek kendimizi şöyle bir… Benzer sorular üretsek; üretsek de sevdiklerimize...
Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/ Okusan da olur okumasan da” diyor. Okunmayan, yaşanmayan,...
Sivas’ta Her Şey Üşüye Üşüye Büyür Saadettin Yıldız, Hasret Damlaları -Mensûreler-, Ötüken Yay., İst. 2017, 116 s. Kelimelerin izini takip...
Okumanın bittiği yerde şiddet başlar. Okumayı hiçbir şey engellememelidir. Okumayı engelleyen fiziksel engeller(düzensiz ortam/televizyon/bilgisayar …) ve psikolojik engeller ile ilgili...
ŞEKİLLER-2

ŞEKİLLER-2

09.12.2018
(Şekil 12 ) Şekil Mimari parça Osman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim Divarcı ve ark. (Editörler), cilt 2, a. g. e.,...
a) Unvan kullanmaya pek itibar etmeyin. Özelikle 'eğitimci yazar', 'yazar / şair' ibarelerinden titizlikle kaçınınız... Hele, 'yedi dağın çiçeği', 'Torosların...
Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız konuları da kendi kendinize mütalaa eder misiniz hiç? Karşınızdaki...
Osman Yüksel SERDENGEÇTİ1917 yılında Antalya'nın Akseki ilçesinde doğdu. Asıl adı Osman Zeki Yüksel’dır. Serdengeçti dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı...
BASRÎ GOCUL

BASRÎ GOCUL

23.09.2018
Balkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı...
İnsanî ve ahlakî erdemlerle düzenlenmiş hayata ömür diyoruz. Ömrümüz, inşallah, iyilik ve güzelliklerle geçer. Ömrümüzü yaratılış ve varlığımızın gayesine uygun olarak...