Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

ferideturan 2“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar gözdesi varsa hakkıyla sefil” diyordu. 21. asrı görseydi acaba kim bilir daha neler neler derdi! Kesinlikle çok daha ağır ve muhakkak doğru konuşurdu. 21. asırda insanlığın durumu; hayra ve barışa giden yolları tıkayan, güzellikleri yıkan, ar damarı çatlamış, azgın bir selin içinde akıntının tersine yüzen damlanın durumu gibidir.  İnsana, insanlığa dair bütün değerleri boğan bu sele sorsanız akıntının tersine yüzen damlalar uyumsuz, çelimsiz ve hatta sevimsizdir. Oysa bilmez ki her damlanın içinde umman saklıdır. Bu ummanda karanlık firar etmiş, kin-nefret yasaklıdır.

“Ah o 21. asır yok mu!” diyoruz biz de. Vicdanı kayıp ve hükümsüz bir asrın evladı olmak yok mu! Dertsiz başlarda dünyalık telaşlar var. Menfaat adlı kardeşler, milleti arkadan vuran kalleşler, riya namlı sırdaşlar var. Standartlar çifte, dillerde tek bir güfte: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”. Benzetmek gibi olmasın, yüzünün derisi kalın bir çağın evladı olmak yok mu! Daha 20. asırdan Akif bizlere bakın neler demiştir:  

“Bakmayın hem tükürün çehre-i murdârımıza!

Tükürün belki biraz duygu gelir ârımıza!

Tükürün cephe-i lâkaydına Şark’ın tükürün!”

Değerler bahsinde bile çift gören gözler, bir türlü kızarmayan yüzler, ahlâk adına yüksek perdeden sözler var. Ancak mangalda kül kalmadı. Hoş, mangal da kalmadı! Mangal gibi yürekler de yandı, bitti, kül oldu.

Vizyonu olmayan bir çağın evladı olmak yok mu! Bir dünya var, o da bu dünya! “Amaaan bi daha mı gelicez dünyaya!” Yaşamak bu güya! Gelen ağam, giden paşam; işte budur dertsiz yaşam!

Aşkın, sevginin bir dert sayıldığı zamanlardan çok uzağız. Fuzulî gibi “Aşk derdiyle hoşem” demek artık bohem… “Sevdiğimi söylemezsem sevmek derdi beni boğar” diyen Yunus’un sözlerinden acaba nasip alınmış mıdır bir dirhem? Sevmek bir Köroğlu’dur şimdi. Yalnızca adı var, zâtı sır olmuş viran gönüllerde. Sevda kuşu tende, aşk bedende; can içre canan yok hükmünde. Suç kimde, diye şair Lütfü Kılıç’a sorsanız Asım’ın nesli, Akif’in sesi olarak size şöyle cevap verir:

“Arz’da bozuldu ayar!

Yer sarsılır, yer kayar…

Metin ol, tefekkür et.

Ey insan!

Sende kir, sende kara…

Kavlini bozan sensin,

Suçu kendinde ara.”

Yaradan’ına ezelde verdiği “Sen bizim Rabbimizsin” kavlini bozmuştur insan. “Kalu bela”dan beri… Şair; insanı suçlayıp kenara çekilmemiş, iki de öğüt vermiştir. İlki “metin olmaktır”; acılar karşısında dayanma gücünü yitirmemek, sağlam durmak, metanetini korumaktır. “Ey Kudüs’e duyduğum gam!” derken; Gazze’ye, Kerkük’e duyduğumuz gam varken, dünyanın her yerinde masumların kanı akarken; istismarın, şiddetin en iğrenç yüzüne “ben insanım (!)” diyenler durup bakarken,  iftar sofralarına ağız tadıyla oturulan mübarek Ramazan’da en çok yetim, İslam coğrafyasında aç iken metin olmak, ne çetin imtihandır. Sonra şu İlahi söz, içimize düşen gam ateşini teskin eder: “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Sûresi/42)

Şairin verdiği ikinci öğüt “tefekkür”dür. “Siz hiç düşünmez misiniz?” İlahi kelamını hatırlatır bu öğüt. “Hâlâ düşünmüyor musunuz?” derken Cenab-ı Allah; hâlâ kötülüklerine kılıf uydurmanın yollarını arayanların cesareti ve cüreti ibretlik doğrusu, çünkü yoktur onlarda Allah korkusu. Doğru-eğri bahsinde ne manidardır Yunus’un vurgusu:

“Eğriler eğri ile, doğrular doğru ile

Yalan yalanı sever, gammâzlar gammâz ile.”

O hâlde bize düşen safımızı belli etmektir. Nemrut’un ateşine ağzıyla su taşıyan karınca gibi, akıntının tersine mecnunca, çılgınca ve mahzunca yüzen damla gibi… Bir gülün sevdasının temiz yoluna akmak için… Temiz olan, temiz olana yönelir çünkü. Gül dendi mi güller medeniyetinde akla tek bir gül gelir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen o bir güle müebbet bir muhabbetle bağlanmıştır gönüller.  Ve ona olan aşk yarışında “ben olaydım” der her bir damla.

“Hilye-i şerif’lerde bir gül de ben olaydım.

Mübarek çizgilerde bir dil de ben olaydım.

Gül-i Muhammedi’yi nakış nakış işleyen

Bahtiyarlar içinde bir kul da ben olaydım.”

Yirmi yıl evvel sadırdan satırlara düşen bu hasret damlaları  “Muhabbetim gülden yana” diyen bir şaire, nice gül bahçesi yetiştirmiş bir eğitimciye, ismiyle müsemma bir Allah kuluna, şiir sanatının bir LÜTFU; sözü ise gül ve dikeni ayıran keskin bir KILIÇ’a aittir. Bahtiyarlar içinde bir kul olmanın bedeli vardır muhakkak ve Hz. Peygamber’in ümmeti olmak gibi bir bahtiyarlık, ona götüren bütün çilelere de âşık olmayı gerektirir. Hak-bâtıl mücadelesinde bedel ödemeyi göze alabilen bahtiyardır ancak.

“Gül-i tere pervane bir kemter ben olaydım.

Yârin al yanağından sızan ter ben olaydım.

Sevgiliye götüren çilelere aşığım;

Sümeyye’den, Bilâl’den bin beter ben olaydım.” der şair.

Bir seçimdir hayat. Onun yolunu seçenler temizdir, su gibi... Kir pas nasıl akıp gidiyorsa suyla; kötülükler, çirkinlikler tutunamaz Hz. Peygamber’in yoluna. O ki “tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir resul”dür (Beyyine Sûresi/2). Ona iman etmeyen; imanın şartlarını tamamlamış olamaz. O zaman iman bakımından temizlenemez de. Nitekim Kur’an, imanlı olana “temiz” der ve Allah’ın vaadi kesindir: Pisi temizden ayıracaktır. “Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri üstüne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Enfâl Sûresi/37)

Öyle seçtim diyerek, öyle inandım diyerek, öyle sadece “diyerek”, öyle sadece bencileyin “yazarak”, öyle afili afili nutuklar atarak, öyle sadece surette kalarak kurtulacağımızı sanıyorsak aldanıyoruz. Cenab-ı Allah’ın sözü gayet açıktır:  “İnsanlar, ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.” (Ankebut Sûresi/2) Temizi seçenler; sözüne ve yaptığına herkesin güvendiği Muhammedü’l Emin gibi güvenilirdir, kimseye bilerek zarar vermezler. İki günü birbirine eşit olmayan bir dinamizmle iyiliğe, güzelliğe, hayra ve barışa dair işler üretmeyi bir yaşama prensibi hâline getirenlerdir temizi seçenler. Temizi seçmek;  hak bilinen yoldan bir eline Güneş’i, bir eline Ay’ı verseler bile dönmemek demektir. Temizi seçmek; hem suçlu hem de güçlünün değil, mazlumun ve mağdurun yanında durmak demektir. Bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir diyen Hz. Peygamber gibi statüsüne, servetine, asaletine, cinsiyetine bakmaksızın bütün insanlara -Yaradan’dan ötürü- aynı hürmeti göstermek demektir.

Ömrümüzün; gaflet uykusunda geçmemesi ve sonu hüsran bir rüya olmaması için Hz. Peygamber, iki cihan saadetine uzanan aşk yolunun yegâne rehberidir. Bu yüzden yalnızca rükûda eğilen başlar, bütün güzellikleri silip süpüren 21. asrın azgın seline meydan okuyarak, akıntının ters istikametine akarlar. Hasretle ve huşu içinde… Onu hatırlatan her şey ve özellikle şiir, makbulümüzdür. Bir şiirle kendini affettiren Kâb bin Züheyr ile ilgili rivayet, aklımızda zira. “Yâ Resulallah! Eğer Kâb gelse, Müslüman olmuş olsa, tövbe etse ve bu şiiri söylemiş olsa onu ümmet kabul eder misin?” demişti Kâb. Şiirini okuduktan sonra kendini böyle tanıtmıştı.  Çünkü öncesinde İslam’a ve Hz. Peygamber’e saldıran şiirler yazıyordu. Bu sefer İslam’ı ve Allah’ın resulünü öven öyle güzel dizeler okumuştur ki şiiri çok beğenen Hz. Peygamber’in Kâb bin Züheyr’e hırkasını hediye ettiği rivayet edilir. Onun aşkı için ele alınan kalemler, onun aşkı için sarf edilen kelamlar onun sevgisini kazanabilir. Kim bilir? İçten yazılan bir şiir affettirebilir. Peki, hasreti dindirebilir mi içten yazılan bir şiir? Ne mümkün! Nitekim şair Lütfü Kılıç “Gül” şiiriyle Resulallah’a olan özlemimizi bir nebze olsun dindirememiş, bilakis Hz. Muhammed (SAV) için yaktığımız aşk ateşini daha da büyütmüştür. Dünya çölünde, gönlümüzde açan tek gül için, şairin sık sık tekrarladığı şu dizeyi biz de tekrarlıyoruz her daim: “İnsafına sığındım, atma bir kenara, gül!” Ateşin kurulduğu ve yaklaştığı, insanların bölük bölük toplandığı o gün, onun bir bakışı yüreğimize su serpecektir zira. İşte bu yüzden asrın o kirli akıntısının ters istikametinde temize akmak için direnen damlalar olarak “denizde yol vardır bize” diyoruz Yunus misali. Ne demişti Yunus: “Hak'dan yana gönelicek denizde yol vardır bize”. -Her anlamıyla- “Hak”tan yana yönelen için denizde yol vardır illa ki. Hayra ve barışa giden yolları tıkayan, güzellikleri yıkan, ar damarı çatlamış sel yüzünden zaman zaman karaya vursak da ne gam! Her denizde gemisini yürütenler, her nabza ayrı şerbet verenler gibi olmasa da evlad-ı Fatihân olarak çileyi şerbet yapıp gemimizi karadan yürütürüz biz de. İlla ki aşk menziline ulaşırız evelallah. Aşk yolunda şu İlahi müjde yetişir bize: “Yemin olsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha şefkatli, daha merhametlidir.” (Tevbe Sûresi/128)

Birbirimizi sevmekten başka ücret istemeyen Sevgili Peygamber’imizin temiz yolunda dosdoğru ilerleyenlerden olabilmek ümidiyle…

Feride TURAN

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile