Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

dusBir ırmak düşü gördüm. Sevgi, “sesini ırmak sularından” alıp “kalbimizin bahçesine” akıyordu. Irmak boyunca aşkın kuşları kanat çırpıyor, sabır ve dua çiçekleri açıyordu. Burada ümit dağlarına sığınan ceylanlar, ak kanatlı kuğular ve güvercinler var. Rüzgârlar aşkın sırrını fısıldıyor kalbinize. Burada ağaçların hışırtısında ve gülün renginde aşka dair bir ima var. Rengârenk kır çiçekleri, karanfiller, leylaklar, Afrika menekşeleri, fesleğen bahçeleri ve ıhlamur dallarından süzülen ıtırın etrafınızı sardığı bir cennet köşesindesiniz.

Bir düş ki düşülür yollara. Bulutlar yol gösteriyor bir ırmağın akışında. Mehriyâr’ın bir çift bakışında ve kalbi her yakışında umuda tutunur burada aşk. “Yüreğim bir anka kuşu” diyen şairin bütün kelimeleri O’nu söyler burada; bir şiirde yanıp kül olur, sonra başka bir şiirde küllerinden doğar böylece anka yürekli şair. Bütün kelimelerin bittiği anda, “Bir Irmak Düşü” kitabından hiç bitmeyen bir aşkın sabahına uyanırsınız.

Dervişâne bir edayla “Yine her sayfasında sen” diyerek önceki şiirlerindeki aynı aşkı aynı teslimiyetle tazeler şair. Öyle ki kitabını “Sen”le başlayıp “Sen”le bitirir. Bir şiir “Senden sana doğru bu koşu” derken diğeri de “Bütün rüzgârlar senden yana / Ağaçların coşkusu sana doğru” diye teyit eder. “Hangi ceylanın ardına düşsem/ Sana doğru uzuyor gölgesi” der başka dizeler. Göklerde ve yerde her şeyin kendi lisanıyla Allah’ı zikrettiğini koro hâlinde tekrarlar bütün mısralar, “serbest” nazmın sağladığı hürlük ile aynı yöne nizami dönüp aynı yemini eder hepsi:

“Yağmura ve toprağa ant olsun ki

İçimde başlayan bu şarkı

İçinden aktığım yeni ırmak

Hepsi senden açılan sayfalar”

O’na açılan bir kalbin O’na açılan sayfaları olur elbet. Şairin “Dilim Ol Söyle” kitabında da O’na açılmıştı sayfalar: “Gelene bakıyorum senden / Gidene bakıyorum sana” demişti Mustafa Özçelik. Bu “yine”lik bir “yeni”liktir aslında. Ölümünden sonra dirilen toprak gibi, solup dökülen sonra da yeniden yeşeren yaprak gibi, her namazda yeniden şehadet eden parmak gibi, her gece uykuda ölüp, gün ile yeniden doğarak yaşamak gibi… Mustafa Özçelik’in “Aşka dair yeni sözlerim var” demesi de bundandır. O’na dair sözler, her defasında yeniden, yine yeniler kendini. Kül olmuş yürekler, O’nun aşkına dair kelimelerle yeniden alev alır ve her dem yeniden doğar. Yürekler Anka’dır artık.

Mustafa Özçelik, kitabının başköşesinde Yunus’un şu dizelerini ağırlar:

“Ey padişâh-ı Lem-yezel kıldım yönüm senden yana

İş bu yüzüm karasıyla vasl isterem senden yana”

Bu beyti kitabının başında vererek yönünü de beyan eder aslında. Yunus’la aynı yöne yüzünü döndürdüğüne sadece bu dizelerle hükmetmiyoruz elbette. Şiirlerini kuşatan değerler, kullandığı metaforlar, yazdığı yazı ve kitaplarıyla da hükmetmiyoruz. Oysa samimiyetin eseri olan bu çalışmalar şairin gönlüne tutulan aynalardır ve asırlar geçse de üzerinden, okuyucu sadece eserleriyle bile şairin derviş gönlünü mısraların arasından tanır. Biz ise hem mısraların arasından, hem satır arasından hem de insanların arasından -derviş sükûneti ve sabrı- ile tanırız Mustafa Hoca’mızı. Yunus’la ağız birliği etmiş, şiirinin merkezine “Ezel Hükümdarı”nın aşkıyla dolu olan “kalb”i getirmiştir. İnsan gönlüne, kalbine o da Yaradan’ın “şehri” demiştir.   

“Karanlığımın içinde doğan yıldızım

Kalbimi bir şehir yapan ezel hükümdarı

Toprak yağmuru çağırırken

Önünde eğilirken bütün dağlar

Ben bu mevsimden ve buralardan mahmur

Derin bir sükûta girmek istiyorum”

“Bir Irmak Düşü” ile derin sükût arayışında olan şairin, kitabına aldığı ilk şiirin adı “Aşk Beyaz”dır. “Unutma! Her şey siyah / Ne yeşil yaprak ne sarı yaz / Aşk beyaz”dır şaire göre. Aşktan gayrı her şey karanlık, her şey siyah; aşk, beyaz… Âşık dillerde ise hep niyaz… “Unutma!” ikazı ise Yunus’tan renkleri hatırlatır gönüllere. Yunus da aşktan gayrıya karanlık demişti çünkü.

“Onun nûru karanlığı sürer gönül hücresinden

Pes karanlık nûr ile bir hücreye nasıl sığar”

Yani diyor ki Yunus “Gönül hücresine O’nun nuru girerse karanlığı sürer oradan. Zaten karanlıkla aydınlık bir hücreye, aynı hücreye nasıl sığar ki? Asla sığamaz elbette. Biri varken diğeri yok olur.” Aşkın dışında her şeye siyah diyen Mustafa Özçelik’te, aşkın olmadığı gönle karanlık diyen Yunus’un tesiri görülse de dikkatle bakıldığında -bunun bir tesirden ziyade- Yunus’la ikisinin aynı temiz kaynaktan beslendiği anlaşılacaktır. Karanlıklardan aydınlıklara çıkaran Yaratıcı’nın eşsiz güzellikteki şu sözlerinden ilham almışlardır çünkü:

“O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.” (Hadîd Sûresi / 9)

“O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü’minlere çok merhamet edendir.” (Ahzab Sûresi / 43)

Mustafa Özçelik’in şiir geleneğimize uygun olarak “Dua” ile bitirdiği “Bir Irmak Düşü”nde Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Yusuf ve İsmail Peygamberler, “ihanet”in karşısında ve “teslimiyet”in, “ümid”in timsali olarak ele alınmıştır.

“Bir belâ kuyusunda Yusuf gibi çaresiz

Savrulurken bir ihanetin pençesinde

Kalbime sığınıp bir niyet tuttum içimden

Bir umuda tutunup seni düşündüm”

O, şiirlerinde bir dem gelir “Bütün ihanet sayfalarını yaktım” diyen bir İsmail olur ateşin gülünde. Bir dem gelir Leyla’dan geçme faslındaki Mecnun’dur aşkın çölünde. Bir dem gelir ırmak olup akar Yunus misali Molla Kasımların gözü önünde. Bir dem gelir “Sen beni bir ırmak say / Nice yollar ve yıllar aşıp / Gelmişim sularının güzelliğine” der Yunus’un yönünde.

Şair yeni kitabında tıpkı Yunus gibi O’nu anmak, O’nu zikretmek için vesileler aramıştır. Aslında eserlerinin tamamında şairin en temel mesajı; Yunus Emre’nin gönül defterimize kaydettiği “Baksam seni görür gözüm, söyler isem sensin sözüm” dizesinin manasından başka bir şey değildir. “Bir Irmak Düşü”nde sanki Yunus’un kayıp sayfaları gürül gürül akar. Molla Kasım’ın ırmak kıyısında koparıp koparıp attığı sayfalar sanki bu düşteki ırmakta yüzer. Sonra Molla Kasım’ın pişmanlıkla ardından bakakaldığı sayfaları, bu ırmağın kıyısında buluverecekmiş gibi oluruz. Bulursak şaşırmayız. Zira Yunus’un vefalı torunlarının ırmağında, kayıp değerlerimizin bulunması kadar tabii ne olabilir ki!

Yunus gibi, Nasreddin Hoca gibi, Battal Gazi gibi Eskişehir’in manevi değerlerini anlatmak için su gibi zaman harcamış, memleketi Eskişehir’e evlatlık görevini layıkıyla yerine getirmiş Mustafa Özçelik’e Eskişehir’in yapmadığını Çorumlu yapmış; şaire bir de vefa gecesi düzenlemiştir. Üstelik “Vefanın Yakıştığı Adam” demişlerdir ona. “2017 Türk Dünyası Kültür Başkenti Türkistan”da kendisine uluslararası şiir şöleninde “Mağcan Cumabayulı Ödülü”nün verilmesiyle bütün Türk dünyasının şairidir artık Mustafa Özçelik. Bu ödül, aslında Nasreddin Hoca, Yunus gibi bütün Türk dünyasının tanıdığı ve sevdiği değerleri yetiştiren Eskişehir’in aynı güzel talihinin devam ettiğinin anlamlı bir nişanesidir.  

Türk dünyasının sevip takdir ettiği şair Mustafa Özçelik; “Bir Irmak Düşü”nde  “Ben ki şimdi çöllerin yeni mecnunuyum / Adım Yusuf adım Kays” dese de “ve ben bir İsmail’im” dese de, aslında o; Yunus gibi bir ırmaktır. Ne demişti Yunus ırmak olmak hakkında, hatırlayalım:

“Benim cânım uyanıktır dost yüzüne bakan benim

Hem denize karışmaya ırmak olup akan benim

Irmak gibi ben çağlarım, gâh gülerim gâh ağlarım

Nefsim ciğerin dağlarım, kibr ü kini yıkan benim”

Uyanıklığı modern dünya “cin olmadan adam çarpmak, kandırmak, ayak kaydırmak, kuyrukta bile kaynak yapmak, on parmağında on kara olmak” sanır. Oysa can uyanıklığı bütün bunların tam tersidir. Irmak olmak, kibir ve kini yıkarak sevda denize karışmaya azmetmek demektir. Aşkın talibi, derya mürşidine seyr ü sefer ederken kim bilir belki de umman bulur. İşte bundandır ki Mustafa Özçelik “Aşk ve Niyaz” kitabında “Sevda nasıl deniz olur / Bunu ırmaklara sormalı” demişti. Irmaklar bilir çünkü.

Yunus misali, gönüllere akan bir ırmağın düşüne açılır sayfalar. “Bir Irmak Düşü” kitabıyla bizlere “bir ırmak düşü” kurduran şairin, aşka dair yeni sözleri var.

Yunus misali kibir ve kini yıkarak sevda denizine karışan bir ırmak olabilmek ümidiyle…

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile