Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

girdimgonulsehrineUyanıklar dünyasında rüzgârlar menfaat yönünde eser. Bu dünyanın ağaçları karşılıksız meyve vermez. Çıkarı yoksa kuş uçmaz, kervan geçmez; selam vermez, kelam etmez. İklimi zamana, zemine ve kişisine göre değişkendir. Gözüne kestirdiğini suya götürür, susuz getirir. Böyle gelmiş böyle gider deseler de her zaman böyle gitmez elbet. Bir gönül erine çarparlar arada bir. Nasreddin Hoca da bunlardan biridir. Ancak Hoca’mız uyanıklar dünyasının âdeta kâbusu olmuştur. Onlara gereken dersi ne de güzel vermiştir.

Onun kadılığı sırasında bir adam bir hamaldan davacı olmuş. Hakkını istediğini söylemiş Hoca’ya. Hoca da,

– Ne hakkın var onda? diye sormuş.

Davacı başlamış anlatmaya.

– Bu hamal odun yüklemiş gidiyordu. Bir ara ayağı kaydı. Odunlar sırtından yere döküldü. Odunları sırtına yüklemem için yardım istedi. Ben de zahmetime karşılık bana ne vereceğini sordum. O da “Hiç!” dedi. Ben de yardım ettim. Bana vaatte bulunduğu “hiç”i vermesini istiyorum.

– Haklısın, demiş Nasreddin Hoca, davacıyı yanına çağırmış ve oturduğu pöstekinin bir ucunu tutarak kaldırmış. Ve adama sormuş:

– Orada ne görüyorsun?

Adam:

– Hiç! diye cevap vermiş.

– Güzel, demiş Nasreddin Hoca. Al o “hiç”i de buradan hemen uzaklaşmaya bak! Hakkın kalmasın!

Hak hukuk, hak getire! Acaba nereden ne kapabilirim derdindeki kişiye “hiç” unutmayacağı bir ders vermiştir Hoca.

Hiç demişken, bir de menfaatleri doğrultusunda “hiç” olmayacak şeyleri bile kabul eden; ancak rüzgâr tersine, kendi aleyhlerine döndüğünde akıl küpü kesilenler vardır. Nalıncı keseri gibi hep kendine yontan ve “Rabbena hep bana!” diyenlerin de karşısındadır Hocamız.

Meşhur “kazan” fıkrasında komşusundan ödünç kazan isteyen Hoca, kazanı iade ederken içine küçük bir tane daha koyar ve “Müjde komşum, senin kazan doğurdu!” der. Komşusu çok sevinir. Bir süre sonra Hoca kazanı tekrar ister. Komşusu kazanı tekrar verir. Ancak uzunca bir süre geçmesine rağmen kazanın geri gelmemesi üzerine meraklanan komşu, Hoca’nın kapısını çalar ve kazanını geri ister. Hoca ise “Kazan sizlere ömür!” der. Bunun üzerine adam: “Hocam hiç kazan ölür mü?” deyince, Hoca da: “Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da niçin öldüğüne inanmıyorsun” cevabıyla komşusuna unutulmaz bir ders verir.

O, fırsatçıları öyle komik durumlara düşürür ki bunu fark ettiklerinde yüzleri görülmeye değerdir. “Hoca, bir yolculuğu sırasında mola verip bir hana girer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyleyerek bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca, “Ben balığın sadece başını yiyeceğim.” der. Hancı bunun nedenini sorar. Hoca da, “Balık başı zekâyı arttırır, balık başı yiyen insan akıllı olur” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve “Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum.” der. Nasreddin Hoca itiraz etmez ve balığın koca gövdesini âfiyetle yer, sadece balığın başını yiyen diğer yolcu ise şöyle seslenir: “Sen koca gövdeyi yedin, karnını doyurdun; ben sadece kafayı yedim, aç kaldım.” Hoca bunun üzerine, “Bak nasıl da hemen akıllandın!” cevabını verir.

İşte fırsatçılığın Nasreddin Hoca fıkralarındaki sonu! Aslında onun kişilerle bir işi yoktur, onun asıl hedefi kötü ve çirkin davranışlardır. Muhataplarına tuttukları yolun yanlışlığını gösterir ve ister ki bu yanlışta bile bile ısrar etmesinler. Eğer ısrar ederlerse bilsinler ki başları dertte. Zira kendi elleriyle kendilerini tehlikeye atmış olurlar. Mesela haksız yere başkalarının mallarını yemenin, hakkı olmayana el uzatmanın, göz dikmenin âhirde kişiye zarar vereceğini çok iyi bilir Hoca.

“Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara başvurarak yemeyin; bilip durduğunuz hâlde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın.” (Bakara Sûresi/188)

Nasreddin Hoca uyanık geçinenlere verdiği bütün derslerde onları kötü ve çirkin davranışlardan caydırmak ister. Güzel düşünüp güzel işler yapmak yönünde telkinlerde bulunur, eğer işitip anlarlarsa. Çünkü güzellikler sergileyenleri seven Yaratıcı, insanların bencillikten uzak ve paylaşımcı olmasını ister.

Allah yolunda harcama yapın/nimetleri paylaşın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın! Güzel düşünüp güzel işler yapın! Çünkü Allah güzellik sergileyenleri sever. (Bakara Sûresi/195)

Üstelik güzel işler yapanlar, bunun karşılığında daha güzeli ve fazlasını alacaklardır.

“Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet…”(Yûnus Sûresi/26)

Onların yüzlerine bir kara ve zillet bulaşmasın diye Hoca’mız, bu dünyada iken, yani henüz fırsat varken, aslında gaflette olduklarını, uyanık geçinenlerin yüzlerine vuruyor. Belki öğüt alır ve kendilerine çekidüzen verirler diye…

Feride TURAN

(Bu yazı; Feride Turan’ın “Girdim Gönül Şehrine” kitabının Nasreddin Hoca bölümünden alınmıştır.)

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile