Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

hatır‘Sökdü(ğ)üm pancarı çekmedi motur / Geçdi eski zaman galmadı hatır’ diyordu köyümüzden derlediğim bir türküde. Türkünün yakıldığı yılı hesap etmeye çalışırken (En yakın ihtimalle elli yıl) Karacaoğlan ses verdi hemen: ‘Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelince / Anı yâd ellere açıcı olma’ diye.

İkisinde de ‘hatır’ kelimesine kilitlenmiştim. Neydi, neredeydi, nasıldı … derken yokladım zihnimi şöyle bir:

‘Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd’, ‘Gönül, duygu, his’, ‘Durum, keyif, hâl’ anlamlarında da kullanılan ‘hatır’ kavramının özellikle ‘Bir kimsenin biri üzerindeki saygılı etkisi, itibar’ özelliği dikkatimi daha çok çekti.



Evet, hatırı sayılır kişiler çoktu elimizde obamızda. Hatır sayılılardan biri olmayı isterdik hepimiz.

Hemen herkese değer verir, saygılı davranır, hatırını sayardık. Gönlünü alır, hoşuna gidecek şekilde davranır hatırını yapardık büyük küçük demeden çevremizdekilerin.

Makam mevkiin, kişinin, köyün/ilçenin, toplumun, sülalenin … hatırı vardı. Hatır hatıra ulalı idi. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Delinin hatırını saymayan sahibinin hatırını sayardı. Köyün, köylünün hatırına belli konuda belli hususlar sineye çekilirdi.

Hatıra hayale gelmedik işler de yapılırdı bazen. Yapılırdı yapılmasına da sülalenin hatırına hatası/kusuru/yanlışı olan kişi, belli ölçüde, hoş görülürdü.

Köyde, yaylada yazıda, çiftte çubukta yapılan imece çalışmaların altında hep o ‘hatır’, konu komşu hatırı yatardı. Rahmetli babamın ilçemizdeki esnaf arkadaşlarına verdiği hatır sentlerini hatırlarım. Unutuldu şimdi oysa esnaf arasında önemli bir yeri vardı hatır senedinin. Çekinmeden imza atılırdı o senetlere, ne bir şey sorulur ne bir şey söylenir ne de o senette bir sıkıntı olurdu.

Değer verdiğimiz birinin hatırı için (birine) saygı gösterir, onun gönlünü hoş tutmaya çalışır, hatır güderdik/hatır kollardık.

Para ile yapılmayan/yapılamayan çok şey(ler)in hatırla nasıl çözülüverdiğini benim yaş grubumdaki herkes çok iyi bilir. Çocukluğumuzda gençliğimizde hatta yakın zamanda hatır vazgeçilmezdi bizler için. Fedakârlık(lar) yapardık karşımızdakini memnun etmeye, hatır hoşluğuna. Birisini memnun etmek maksadı ile katlanılan sıkıntılı duruma, işe rıza gösterir; hatır belâsına gereğini yapardık. Bizim için de yapılırdı aynı şeyler.

Hatırını hoş etmek istediklerimiz; gönlünü hoş emek, gönlünü almak, sevindirmek istediklerimizle yan yanaydık, omuz omuzaydık. Hatırını kıramayacaklarımız; incitmeyecek, gücendiremeyeceklerimiz arkamız kalemizdi bizim. Hatırını saydıklarımız; değer verip ona göre davrandıklarımız, saygı gösterdiklerimizle beraber birbirimizi kollayıp gözetirdik. Birisini gücendirir, kırarız; birisinin hatırı kalır diye ödümüz kopardı adeta. Gücenilmesin, dargınlık olmasın, kırgınlığa sebep olunmasın diye hatır gönül kalmamasına özen gösterirdik gündelik hayatımızda. Gönül kırmak, incitmek, hatır yıkmak/kırmak yoktu lisanımızda.

Hatırından çıkılmayacak kadar sayılan kimseler, hatırı büyük kişiler/hatırlı kişiler çoktu yanımızda yöremizde. O hatırnaz insanlar, birbirinin hatırını hiç kırmazdı.

Karşısındakinin gücenip gücenmeyeceğine, üzülüp üzülmeyeceğine bakmadan yapacağını yapanlara, hatır gönül bilmeyenlere/saymayanlara/tanımayanlara, iyi gözle bakmazdık.

Yolda belde karşılaştığımızın konuşmaya başlamadan önce hatırını sorardık; görmediğimiz, göremediğimiz kişileri ziyaret edip onlarla hal hatır ederdik. Gönül telimize dokunan, hatırımızda kalırdı; hatırı olurdu yanımızda onun.

Hatırımıza bir şey gelmezdi, ‘söz ve davranışlarım seninle ilgili değil, sakın kırılma; hatırına bir şey gelmesin’ diye arada bir de uyarırdık yanımızdakileri.

Hatırından çıkamadığımız, sevip saydığımız, istediğini reddetmeyip gönlünü kırmaktan çekindiğimiz kişiler vardı epey bir.

Özetle, karşısındakinin kırılıp üzüleceğine aldırmadan kendi bildiğini yapanlar, hatıra gönüle bakmayanlar mekân tut(a)mazdı çevremizde.

Hatır gönül yok şimdi değil mi? ‘Hatırımıza dokunanlar gittikçe artıyor değil mi? ‘N’oldu bize, nasıl oldu da böyle olduk?’ sorusunun kendimize sık sormak gerekiyor değil mi? Sizce de çok sorup çok cevap almak gerekiyor değil mi?

Hatırınıza değmesin ama hâlâ hatır mirası yiyoruz bence.

Sorunuz/cevabınız ne olursa olsun ama hatırınız var olsun. Evet, samimiyetin ifadesiyle, teşekkürle, duayla hatırınız var olsun efendim.


Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile