Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

bayramlarbuyuklerMilletçe sevinç içinde kutladığımız milli ve dini günlerimiz, bayramlarımız …

Bayramlarımız, hüznün kederin, sevincin, mutluluğun paylaşıldığı günlerimiz. Sevenlerin ve sevilenlerin bir arada olduğu en tatlı günlerimiz bayramlarımız. İnsanımızın birbirine daha çok yakınlaştığı, dargınlıklar ortadan kalktığı, kardeşlik ve dostluk duygularının daha da pekiştiği huzurlu günlerimizdir bayramlarımız. Gelmeyene gidilen, aramayanı aranılan günlerimizdir bayramlarımız. Bayramlarımız, ihmal etiğimiz büyüklerimizin, bize emek verenlerin, ekmeğini yiyip suyunu içtiklerimizin, bizde hakkı olanların, hısım akrabalarımızın, arkadaşlarımızın, konu komşularımızın daha çok hatırlandığı günlerimizdir. Kine, öfkeye, hasede, fesada sırtımızı dönerek birbirimize sarıldığımız günlerimizdir bayramlarımız. Hataları, kusurları hatta suçları affetmenin adıdır bayramlarımız. Hâsılı sevginin sevgiyle, muhabbetin muhabbetle yeni bir şevk ve heyecanla kucaklaştığı günlerdir bayramlarımız.

Sevenlerin sevilenlerin bekleyişleri; kavuşmaların hazzı doruk noktasındadır bayramlarımızda. Ayrılığın acısı katmerlense de yürekte kavuşmanın hazzı çözer geçer onu bayramlarımızda.

Bayram, maddi ve manevi bir arınmanın ardından fıtrata dönüş, öze yöneliştir. Bayram; ibadettir, selâmdır, duadır, sıla-i rahimdir, kardeşliktir. Bayram; yetimlerin başını okşama, kimsesizlerin kapısını çalma, muhtaçların yüzünü güldürme, hastalarla düşkünlerle hemhal olma zamanıdır.

Bunlar iyi, bunlar hoş da azaldı mı bunlar size göre de? Bunları artık daha az mı görüyoruz yanımızda yöremizde? Sizi tam bilemiyorum da bana öyle mi geliyor ki. Bir kısmı sadece kitaplarda, sözlerde kaldı gibime geliyor evet. Evet, uygulama alanımızda da yok gibime geliyor. Ben yanılıyor olsam keşke, keşke ben tamamen yanılmış olsam. Keşke benim gördüğüm sadece bir rüya olsa. Keşke düşümden uyanmış olsam artık ben de.

Bayram şekerleri yerine çikolatalar, çeşit çeşit tatlılar var artık. Bayram üstü alışveriş yok artık. Bayramlar sezonuna göre yaz ya da kış tatili oldu artık. Bayramlıklar, bayramcalıklar yok artık. Bayramlaşmalar sosyal medyadan daha kolay(!) artık. Bayram tebrik kartları hayal oldu artık. Bayram namazı çıkışlarındaki bayramlaşmalar bunun adı tadı tuzu yok artık. Komşularda bayramlaşma yok artık.

Yokların devamını isterseniz siz uzatabilirsiniz.

Aldatma, cimrilik, dargınlık, haksızlık, haset, ihanet, kibir, sabır, tahammül, temizlik, yalan, yardım vb. hususlarında anlayışımız kavrayışımız değişti de değişti. Bu kavramların içi boşaldı da boşaldı. Neyin doğru, neyin yanlışa daha yakın olduğu konusunu düşünmede zorlandıkça zorlanır olduk.

Nasıl davranacağımız, ne yapacağımız, ne diyeceğimiz konusunda epey bir sıkıntımız var. İyilik kötülük; itaat isyan; doğru yanlış, sevgi kızmak, nefret, kin … arasında bocalar olduk iyiden iyiye.

Bayram çocukken daha güzel miydi, çocukluğumuz mu bayramı güzelleştiriyordu hiç düşündünüz mü?

Aslında bayramlar aynı bayram… Bayram, bayram olmasına aynı bayram da biz eski biz miyiz?

Sizi bilemiyorum ama benim epey bir tereddüdüm var.

Hemen hepimiz ‘eski bayram, eski bayramın tadı, nerde o eski bayramlar’ der durur olduk. Adı da kendi de tatlıydı bayramlarımızın. Adını unutmak üzereyiz; tadı zaten yok şimdiki bayramların.

Sılayı rahim vardı; bunun ayrı birtadı vardı. Sanal âlemdeyiz; her şey sanal şimdi. Evden eve dağılan pişilerin kokusu ortalığı kaplardı. Bayramdan bir gün önce özellikle ikindi namazı sonundaki kabir ziyaretlerinde ayrı bir birlik ruhu vardı.

Bekleyişler güzeldi gurbettekini. Kavuşmaların tadına doyum olmazdı. Garip guraba, yetim öksüz bir aradaydı, bir avludaydı, bir yuvadaydı. Birdik; bir aradaydık, huzurluyduk, mutluyduk. Bize alınan en ufak bir kıyafet, bize verilen az da olsa para hepimizi mutlu ediyordu.

Alamadığımız kıyafet yok sanki şimdi. Harçlık verilen paralar epey birçok şimdi. Niye mutlu değil çocuklar? Paralar mı değerliydi bize alınan hediyeler mi çok kıymetliydi hiç düşündünüz mü?

Ne dersem deyim ne anlatırsam anlatayım ben, yine de, köyümdeki; çocukluğumdaki, gençliğimdeki bayramları istiyorum.

Herkesin güzel bayramı kendine güzel ama yine de sormak istiyorum Prof. Dr. Muharrem Dayanç dostum gibi:

Hiç düşündünüz mü bilmem, normal bir insan ömrüne kaç bayram sığar?

Hemen aklınıza yaşadığınız yıllar gelecek, onları ikiyle, dörtle çarpacaksınız, ortaya bir sayı çıkacak, hayır hayır, kastım böyle bir bayram hesabı değil. Sorunun sınırlarını gelin birlikte çizelim: Hayaliyle günlerce uyku uyuyamadığınız giysilere, ayakkabılara, oyuncaklara kavuştuğunuz kaç bayram yaşadınız mesela? Rüyalarınızı süsleyen insanları/dostları yüz yüze gördüğünüz veya uzaktalarsa seslerini duyarak kulaklarınızdan kalbinize bir sıcaklığın indiğini hissettiğimiz kaç bayram? Dalını kırdığınız ağaçla, kanadını incittiğiniz kuşla, hevesini kursağında bıraktığınız bir çocukla ödeştiğiniz kaç bayram? Hoyratça davrandığınız, sabrını taşırdığınız, kalbini hırpaladığınız, zor gününe yetişemediğiniz, iyi gününe ortak olamadığınız, size ihtiyaç duyduğunda gözünüzü kaçırdıklarınızla helalleştiğiniz kaç bayram? Pişmanlıkların, mahcubiyetlerin, vicdan azaplarının, içinizi kemiren keşkelerin yükünden kurtulup bir tüy gibi hafiflediğiniz, arındığınız kaç bayram?

Hadi sayın veya hadi sayalım.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

İSKENDER PALA’NIN ŞAH VE SULTAN ADLI

Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

XX. yüzyılın son yarısında, daha açık bir ifade ile, 1950 den bu yana, şiir dünyamızda hoş seda bırakan şairlerimiz arasında...
Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim üniversite yıllarımda kaldığım derneğe gelip gidermiş. Adana’da okuduğum zaman...
Şiirin temel ögelerinden biri olan imge, şairin duygularını kendi sosyal şartları, mizacı ve dehâsı doğrultusunda daha güçlü, zengin ve...
Abdürreşid İbrahim'in fikir ve aksiyon çerçevesini Eşref Edip şöyle belirlemektedir: "Takip ettiği siyaset, Türk müslümanların Türkiye namı altında ve bir...
Oryantalist birikim ve mantığıyla kendisine kim olduğunu öğretmeye çalışan sosyal bilimlere, Batılı üstadlarına daimî zebun sosyal bilimcilere kezâ, bu toplum...
Hiç sizi yaralayanı, öldürmek isteyeni, elinin çamuruna, yüzünün karasına bakmadan affettiğiniz oldu mu? Hayır mı?“Sevgiyi senden öğrendim…” diyor şarkılar… Yalan! Gerçekte bir sevgi...
Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. An ketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu?... Her hafta bir...
Düşündük mü hiç? Neyi, niçin, nasıl, ne kadar anlayabiliyoruz? Günde kim bilir kaç kere iletişim kazası yaşıyoruz? Kaç kere kim bilir bilmeden biri(leri)nin...
Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları...
Ali Alper ÇETİN Anadolu Selçuklu Devleti’nin son devirlerinde, Sultan Veled, Yunus Emre, Âşık Paşa gibi Türkçe yazıp Türkçe söyleyen şairlerimiz arasında...
Saadettin YILDIZ[1] 1.3.2.Filozof-Mütefekkir Ziya Gökalp, çocuk denecek yaşta fikir sancıları çekmiş; kafasına takılan birçok soruya karıştırdığı kitaplarda da doyurucu bir cevap bulamamanın...
1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı: Edebî hareketler, bir taraftan sosyal olaylara, diğer taraftan da başka edebî hareketlere bağlı...
GAZEL Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm bütün virâneler gördüm Bulundum ben dahi dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de Felâtun’u...
SULTAN VELED'den Sinün yüzün güneşdür yoksa aydur Canum aldı gözün dakı ne eydür...