Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

sadettin yildiz2Geçmişin hiçbir döneminde çağın bilgisine sırtını döndüğü hâlde rahat yaşamış, yükselmiş, ilerlemiş bir toplum yoktur; gelecekte de olmayacaktır. İnsanoğlu kendi devrini doğru okuduğu müddetçe geleceği de erkenden okuma şansını elde etmiştir. Devrinin nabzını tutamayan, ritmine ayak uyduramayan toplumlar belli bir süre daha az yorulsalar bile uyandıklarında hep koşmak zorunda kalırlar; fırsat çoktan kaçmış olur. 

Zamanımız “kolay ulaşım / hızlı erişim çağı” olarak adlandırılsa yeridir. Sahibi olunamayan (tesahüp edilemeyen) bilgilere ulaşabildiğimiz ışıklı / akıcı bilgi kaynaklarımız var. Kütüphane raflarından, sayfa aralarından arayıp bulma iştiyakının yerini arama motorları aldı. Artık, iri iri kitapların sayfalarında, satır aralarında kaybolmak yok! Bilgi sayfalardan süzülerek çıkar, hafızamızın gözeneklerine yerleşir; mülkiyetimize geçerdi. Şimdi ışık hızıyla parmaklar ve gözler arasında uçuşup duruyor. 

Teknolojiyi üretenler ve satanlar ile onu satın alanlar -ki artık bilgi de bir metadan ibaret olduarasında dağlar var. Neyi öğrenmemizi istiyorlarsa onu tezgâha koyma imkânları ellerindedir. Bu konudaki her türlü zaaf bizim yaramızken teknoloji tezgâhçılarının can damarı oluyor. 

Bilgiye erişmek çok kolay, fakat bir “tıklama”yla eriştiğimiz bilgiyle tanışmaya zamanımız yok. Kopyalayıp yapıştırdığımız metinler sadece bir yerden bir yere göçüyor. Göz açıp kapayıncaya kadar “masaüstü”ne aktarıverdiğimiz metinler, yüzlerce, binlerce harften ibaret bir kemmiyet. Bilgi beynimizin kıvrımlarında, idrakimizin sanal kozmik odalarında demlenmediği için bizim olamıyor. Bilgiye kolay ulaşmak başka, kolay bilgiyle yetinir hâle gelmek başka şeydir. 

Bütün bu kolaylıkları terk edip eskiye mi dönelim? Bunu ne kadar istesek de yapamayız. “Zaman zamân-ı terakkî...” O hâlde, insan yetiştirme sorunumuzu -evet, bu bir “sorun”durgünün şartlarına göre yeniden ve çok yönlü olarak ele almalıyız. Eğitilecek insan değiştiği halde sistem değişmiyorsa başarıya ulaşılamaz. 

Eğitim planlayıcıları, kendilerini “teknoloji yorumcusu” olacak şekilde yeniden yetiştirmezlerse, anketler, istatistikler, alan araştırmaları, ölçekler, kuramlar, kavramlar arasında avunmanın ötesine geçemezler. Nerede hangi okulun açılacağı, orada hangi derslerin okutulacağı, eğiticilerin hangi okullarda yetişeceği elbette önemlidir; fakat önlerine gelen “öğrenici insan” çok değişti. Bilgiyi çantasında, hatta cebinde taşıyan bir insan var artık. Bu insan, telefonunun şarjı bittiğinde, internet bağlantısı kesildiğinde, arama motorları çöktüğünde ne yapacağını şaşırıyor. Önünden akıp giden bilgiye sahip olmayı öğrenemediği için zavallı duruma düşüyor. Bilgi var, fakat yok! 

ion Buna çare bulmak ve bilgiyi cebinde taşıyan adamı, bilgiyi edinen, kullanan, telefonun çekmediği, internetin olmadığı yerlerde de “bilen” hâline getirmek gerekir. Artık, teknoloji okurluğunu yeniden tanımlamak zorundayız. Birtakım maddeler sıralayarak bu işin içinden çıkamayız. Karşımızda -hâlâ- insan var. Onu teknolojiye esir olmadan imkânlarından yararlanır hâle getirmeliyiz. 

Ülkemizde, bilgiye ulaşmada teknolojiden en üst seviyede yararlanan bir kesim bulunmakla beraber, çeşitli sebeplerle kullanamayan veya yanlış kullanan çok büyük bir kitlenin var olduğunu da unutmamalıyız. Fırsat eşitliği sağlanmadığı sürece teknolojinin avantaja dönüştürülmesi mümkün değildir. En büyük toplumsal tehlikelerden biri de doğru bilginin makul bir kısmının geniş kitlelere yayılamamasıdır.

-Uluslararası Beşeri Bilimler ve Eğitim Dergisi 10.sayıya yazdığım “editör notu”ndan- alınmıştır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış....

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan...

Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş olmasına rağmen Kıbrıs Türk edebiyatında adı anılan, yalnız şehit...
Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde...
Allah’ın ilk emri: ‘Oku!’ Hafızanızdaki kelime sayısını merak ediyor musunuz? Hafızanızın kelimelerle beslendiğini size hiç söylediler mi? İnsanın zekâsının bildiği kelime sayısı...
Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 500 Yılı olarak kutlamıştır. Yıl boyunca birçok organizasyon yapılarak...
KORKMA SÖNMEZ

KORKMA SÖNMEZ

12.08.2017
Anayasa’nın 3. Maddesinde Cumhuriyetimizin nitelikleri sayılırken, ‘’Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.’’ hükmüne yer verilmiş, değiştirilmesi teklif edilemeyecek ibaresiyle karara bağlanmıştır. Buna...
Gerçekten insaf, vicdan ve adalet güzel, içinde ne olursa olsun "sır" olarak taşınanları ister silâh, ister ilaç isterse eşek ölüsü...
Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik...
Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle, Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan. Hâlâ doludur bahçeler...
Dede Korkut hikâyeleri evreninde Aruz Koca adında bir bey vardır. Aruz Koca’nın iki oğlu vardır. Bu iki oğuldan biri Aruz...
Metin SAVAŞ Biz insanlar hazır bulduğumuz bir hayatın içine doğarız. Ve fakat içine doğduğumuz bu hayatı yaşarken bir gözümüz daima kör...
Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün...
İnsanız işte… Acı, bunalım, düşünce, gam, gerilim, hüzün, ıstırap, kaygı, keder, korku, neşe, öfke, sevgi, sıkıntı, umut ve daha niceleri hep...
Eski Yunanca olan arketip sözcüğü Türkçe’de ilk imge, ilk örnek gibi anlamlara gelir. Arketipler, insanlığın ortak mirasıdır. Sanat eserlerinde arketiplerin...
Göç Destanı

Göç Destanı

18.01.2017
Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Hulin Dağı yükselirdi olanca ihtişamıyla.Nehirler boyunca bereket fışkırırdı topraktan. Hulin Dağı, yaylaktı sıcak...
Halk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı hatırlarsak, XX. yüzyılın ünlü Halk Şairi “Talibî” Coşkun da,...