Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

guzidetaranogluÖrnek bir Türk kadını, mutlu bir ana, velüt bir şair, vefakar ve hamiyyetli bir insan olan Güzide Taranoğlu; çok yönlü sosyal faaliyetleriyle, çevreye hizmet etmekten, son derece önem verdiği dostları için her fedakarlığı göze almaktan ve herkesin yardımına koşmaktan haz ve mutluluk duyar.

Taranoğlu’nun babası, büyük şairimiz Yahya Kemal’in:

Üsküp ki Şar-dağı ’nda devamıydı Bursa ’nın

Bir lâle bahçes'ıydi dökülmüş temiz kanın

mısralarıyla canlandırdığı Üsküp’ün, Hacıkamberoğulları ailesinden Tahir Efendi’nin oğlu Rifat Bey’dir.

Üsküp’te doğan Rifat Bey, İstanbul’a gelerek Kimyager-Eczacılık tahsili yapmış ve diplomasını aldıktan sonra İstanbul’un tanınmış ailelerinden ve Dar’ül-fünun Fârisî Müderrislerinden ünlü hattat ve hakkak Abdurrahman Zihni Bey’in kızı Nevres Hanım’la evlenmiştir.

Evliliklerinin dördüncü senesi, 28 Ocak 1922 de, aileyi çok sevindiren, güzel bir kız çocukları dünyaya gelmiş ve adı GÜZİDE konmuştur.

Dört lisan bilen ve kültürlü bir zad olan Rifat Bey, Eczacılık mesleğini geliştirmek için Anadolu’ya geçmeye karar vermiş ve üç yaşındaki kızı Güzide ve ailesiyle birlikte Kozana gelmiştir. Bir süre sonra işyerini Konya Ereğlisi ve oradan da Ilgına intikal ettirmiştir.

Genel kültür ve sanat duygusunu ailesinden miras alan, disiplinli ve üstün bir aile terbiyesi gören Güzide, henüz okula başlamadan, ezberlediği manzumeleri, aile toplantılarında okur olmuştur.

Yeni harflerin kabulü ile, Rifat Bey yabancı dil bilmenin verdiği ehliyetle, kasabada başöğretmen olmuş, İlgın ilçesinin kaymakam ve eşrafı başta olmak üzere, çevresindekilere, ailesine ve özellikle kızı Güzide’ye kısa sürede yeni alfabeyi öğretmiştir.

Böylece okula başlamadan okuma yazmayı da öğrenen Güzide, okul sırasında bütün öğretmenlerin sevgi ve takdirine mazhar olmuştur. Ne var ki, babası Rifat Bey’in 7 Mart 1932’de vefatı, Güzide’yi son derece sarsmıştır.

O sıralarda beşinci sınıfta olan Güzidenin ailesi Ilgın’dan İstanbul’a taşınmış, 1935 yılında kanunun çıkartılmasıyla birlikte “GÜLPINAR” soyadını almıştır.

Daha ortaokul sıralarında şiir denemelerine başlayan Güzide Gülpınar’ın, lise tahsili süresince şiire olan tutkusu devam etmiş ve giderek artmıştır.

Lise tahsilini tamamladıktan sonra, Emlak ve Eytam Ban-kası’nda iş hayatına atılmış, 1940 yılında, o zaman Tıp Fakültesi öğrencisi olan, Sayın Bilal Taranoğlu ile tanışmış ve evlenmişlerdir.

Bilal Bey’in, Tıp Fakültesini bitirmesinden sonra, memleketi olan Ordu iline Hükümet Tabibi olarak tayin edilmesi üzerine, Güzide Taranoğlu iş hayatını bırakarak, artık yalnız evinin hanımı olmuş, oğulları Şanser ile kızları Serpil ve Ender’in iyi bir şekilde yetiştirilmelerine ve bu arada san’at çalışmalarına da geniş zaman ayırma imkânı bulmuştur.

Sosyal faaliyetlere, çocuklarının okul çağlarına gelmesiyle, Okul-Aile Birliklerinde görev alarak başlamış, eşi Dr. Taranoğlu Ankara’ya tayin edilince, dostlar halkası ve hizmet alanı daha da genişlemiştir.

“Bütün sanatların şiir kapısından geçtiğini ve sanatın, kişilerin ruhunu, benliğini kötülüklerden uzaklaştıran, mutluluk aşılayan, olgunlaştıran bir kuvvet olduğunu” ifade eden Güzide Taranoğlu, yüreğindeki pırıl pırıl şiiriyet cevherini, ailesi, öğretmenleri, çevresi ve uzak-yakın dostlarının teşvik ve takdir hisle-riyle, şekillendirmesini bilmiş ve bugün yurt çapında, haklı bir şöhrete erişmiştir.

Taranoğlu, tâ ilkokul sıralarından itibaren yazmaya başladığı şiirlerini yayınlama cesaretini, tanınmış şairlerimizden merhum Ziya Osman Sabanın yakın ilgi ve teşviklerinden almıştır. 1940 yılında, Emlâk ve Eytam Bankasında bulunduğu sırada, aynı serviste çalışan Ziya Osman Saba, Güzide Taranoğlu’nun şiir yazdığını öğrenince, onunla yakından ilgilenmiş ve özel şiir defterine yazdığı:

“Bu duygular inhisar altına alınamaz.

Muhakkak yayınlamak lâzımdır.

Çok güzel şiirleriniz var...” tarzındaki yapıcı ten-kidleri, Taranoğlu’na güç ve cesaret vermiş, onun şiir dünyasına yeni ufuklar açmıştır. Bu arada şair Ziya Osman Saba’nın; Cahit Sıtkı, Yaşar Nabi ve diğer yakın arkadaşlarıyla olduğu gibi, çalıştığı bankadan emekli maaşını almaya gelen üstad Yahya Kemal’le de şahsen tanışması, günden güne tanıdığı şöhretler ve sanatçı dostlarının artması, şiir ve sanat tutkusunu körüklemiş ve sanat yolunda önemli merhaleler katetmiştir.

Güzide Taranoğlu’nun basın hayatına atılması ise; Fevzi Boztepe tarafından Ankara’da yayımlanan “Medeniyet” gazetesinin, 1954 yılında Samsun muhabirliğini almasıyla başlar.

Kanımda kıvılcım, canımda ateş

Dünyama sen ışık verir gibisin 

O asıl varlığın meleklere eş 

Cennet’ten süzülüp gelir gibisin

mısralarının muhatabı olan ve bir dönem Ordu Milletvekili olarak Parlamentoya giren eşi Dr. Bilâl Taranoğlu’nun, 1961 yılında Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu’na tayin edilmesi ve Ankara’ya yerleşmesiyle birlikte, basınla ilişkisi de artmış, Çaba, Ankara Sanat, Sesimiz, Ajans Türk, Filiz, Eflatun, Kadın, Bahçe, Hisar ve Yeni Adam gibi seçkin sanat dergileriyle, yurdun çeşitli yerlerinde çıkan birçok dergi ve gazetenin sanat sayfalarında şiirleri yayınlanmıştır.

1967 yılında “Merhaba Dostum” adlı ilk şiir kitabını yayınlamıştır. Bu ilk eserinin basında ve sanat çevrelerinde büyük yankı uyandırmasından cesaret alan Taranoğlu, 1968’de “Mutlu Acı” adındaki ikinci şiir kitabını çıkarmış ve şöhreti yurt çapında yayılmaya başlamıştır.

Yine, 1968’te İstanbul’da Divan Oteli’ndeki bir toplantıda, üstad şair Faruk Nafiz’le tanışarak, ona kitaplarını takdim etmiştir. Güzide Taranoğlu’nun şiirlerini çok beğenen Faruk Nafiz, kendisine “Sultan Şaire” unvanını vermiş ve duygularını şöylece ifade etmiştir:

“Şiirlerinizde çok güzel ve üstün duygular ve imajlar var. Serbest de yazdığınızı gördüm. Ama Sultanim, heceyi bırakmayın. Çünkü hem hecede daha başarılısınız, hem şiir dili, şiire ahenk veren hece ’dir... ”

Ünlü şair ve şahsiyetlerden gördüğü böylesine teşvik ve yardımlar, onu süratle başarının doruklarına yaklaştırmış ve 1969’da üçüncü eseri olan “Tozpembe"yi yayınlamıştır. Aynı yılda, Tanin gazetesinin (Sanat Sayfasıjnı hazırlamaya başlamış zaman zaman evinde de sanat toplantıları düzenleyerek büyük bir vefa örneği sergilemiştir.

Bu arada, yurdumuzda etamin bezi üzerine işlenerek yazılan ilk şiir sergisini açan şairimiz, 1972’de yayınladığı “İnsanlar Mutlu Yaşasın "dan sonra, 1975’te “Ve Mutluluk Çiçek Açar" isimli beşinci şiir kitabını yayınlamak mutluluğuna erişmiştir.

Halide Nusret Zorlutuna’nın da belirttiği gibi:

“.... Baharı her şair yazmıştır, övmüştür. Öyle sanıyorum ki bizde de, bütün dünya şairlerinde de bahar ziyadesiyle vardır.

Güzide Taranoğlu’nda da bahar vardır. Ama onunki bir başka bahar. Bahar onun kaleminde sadece güzelliği ile gözleri gönülleri değil, bereketi ile de, insanlarımızı doyuran, cömert kutsal bir mevsim"dir.

Gerçekten televizyon ve radyolarımızdan sık sık dinlediğimiz:

Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın

Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın

mısraları, onun gönlündeki bir başka baharı ne güzel yansıtıyor...

Şiirlerinde, genellikle toplumu ilgilendiren konuları işleyen Taranoğlu’nun sanat ve şairlik yönünü yansıtan, özellikle:

Yüzlerde yılların yorgunluğu var Kalplerde sevdanın olgunluğu var Eritse zamanı binbir hatıra Bir aşka bir ömür yetmez diyorlar.

tarzındaki, “aşk" duygularını dile getiren nefis şiirleri olmuştur.

1976’da, güzel sözleri ve öğütlerini ihtiva eden “Diyorum ki" isimli kitabından başka, yine aynı yılın Mayıs ayından itibaren sanat-edebiyat dergisi “GÜLP1NAR"\ çıkarmaya başlamıştır.

Bir saman alevi gibi parlayıp sönen bir sürü yayın organlarına rağmen, “ Gülpınar”, Güzide ve Dr. Bilâl Taranoğlu’nun, eksilmeyen şevk ve azmi ile, halen yayınlanmakta olan sanat dergileri arasındaki müstesna yerini almış bulunmaktadır.

Nigar Hanım, Rabia Hatun, Halide Nusret Zorlutuna ve Şükufe Nihâi gibi edebiyat tarihimizde, “hanım şair” olarak, ayrı bir yer alacak ölçüdeki şiirlerini, daha sonra “Huzur Çağı”, “ Umutlar Canda Çiçek” ve "Aşk Yıllara Yenilmez” isimli kitaplarda toplamıştır.

“Can Parçamız Çocuklar” kitabının da sahibi olan Tara-noğlu, ilk sayısından itibaren (Gülpınar)da kaleme aldığı Başyazıdan, 1996’da (Selamlarım) adlı kitapta toplamıştır.

Son olarak, daha önce yayınladığı şiir kitaplarını, 28 Ocak 1997 yaş günü dolayısıyla “BİR DALDA BİN ÇİÇEK’ isimli nefis kitapta bir araya getirmiştir.

Pek aziz ve değerli şairimiz Güzide Taranoğlu’nun, böyle-ce özetlemeye çalıştığımız sanat ve hayat hikayesini vaktiyle kendileri için düzenlenmiş bir jübile vesilesiyle terennüm ettiğim ve samimi duygularımın ifadesi olan şu dörtlükle bitirmek istiyorum:

Hayal bahçelerinde ruhun coşar da coşar

Özlediğin âlemde “İnsanlar Mutlu Yaşar" 

Hamiyyet sende, vefa sende, duygu şendedir 

Şi’rinle gönüllerde “Mutluluk Çiçek Açar. ”

Abdullah SATOĞLU/ * Gülpınar Dergisi: Ocak 1997.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile