Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

feyzihaliciBen, dergicilik alanında ve Türk Edebiyatı Tarihinde mümtaz bir yeri olan “Çınaraltı” dergisine yetişemedim. O itibarla da, ilk şiirleri bu dergide yayınlanan ve 1940’h yıllardan itibaren, şöhreti ülke çapında yayılmaya başlayan “Feyzi Halıcı"nın, Çınaraltı’daki şiirlerini o zaman okuyamadım.

Ancak, Feyzi Halıcı imzasını ilk defa, Behçet Kemal Çağlar ın İstanbul da haftalık olarak çıkardığı “Şadırvan’ dergisinin 27 Mayıs 1949 tarihli 9.cu sayısında yayınlanan “Battal Gazi” şiirinin altında okuduğumu hatırlıyorum.

Türk kahramanlık ve hamasetinin, Türk şuuru ve milliyetçilik duygusuyla dile getirildiği şiirin bazı bölümleri şöyle idi:

Şevk dökülür davullardan

Sanki Hülâgû Han gider.

Allah’a varan yollardan

Atlar duman duman gider.

 

Gamdır dağılan peyderpey

Dağlar seslendikçe, hey hey!

Dize gelir kaç derebey

Kaç diyara ferman gider.

Şiir yazma hevesine ilk kapıldığım yıllarda, dilimden düşürmediğim bu mısraların sahibi Feyzi Halıcı ile, yıllar sonra, aynı kader çizgisi üzerinde yürüyüp, aynı potada eridiğimizi, aynı havayı teneffüs ettiğimizi, aynı inanç ve görüşlere sahip olduğumuzu görmenin engin mutluluğunu yaşıyorum.

O’nun ifadesiyle: “Konya ile Kayseri arasında bir gönül birliği var. Konya ’nm bir tepsi gibi, alabildiğine dümdüz ovasından, Kayseri’nin burç burç gökyüzüne, sonsuz bir vuslata yücelen Erciyes dağına, gez-göz ve gönül merceğinden seyre durursanız, karşınıza, bir turkuaz aydınlığında, Mevlanâ ile Seyyid Burhaneddin çıkar.

Hâl, dil ve gönül yolunda, Selçuklu dünyasının iki Alp ereni, biri hoca, biri talebe olarak, Anadolu’yu mısra mısra, nota nota niyazlar ve tennurelerle, Hakkın birliği yolunda yoğurmanın mutluluğu, huzuru içerisindedirler. Kayseri’de gerçek aşka susayan can dostların gönülleri kubbe kubbedir. ”

Benden on yaş büyük olan Feyzi Halıcı’nın Konya’daki faaliyetlerini kıskanarak değil, fakat hep gıpta ile izliyordum.

Nitekim, o bir Mevlâna hayranı olarak, onun bütün eserlerini gönlünde mezcetmiş, onun potasında âdeta buhara inkılap etmiştir... Sonra Mesneviyi mısra mısra tercüme ederek, şiir diliyle bugünkü nesle sunmuştur. Ben ise, türbesi Kayseri’de bulunan, Mevlâna’nın Hocası Seyyid Burhaneddin’e yazdığım “İstimdat” ve hayatı ile ilgili bir eseri yayınlamış olmanın hazzını duyuyordum.

O, 1957 yılında Konya’da aylık sanat edebiyat dergisi “Çağrı’’yı çıkarmıştı. Ben de 1958’de “Filiz’’ dergisini çıkardım. O, 1956’da “İstanbul Caddesi” isimli nefis şiir kitabını yayınlamış, ben de aynı yıl “Bir Demet Lâle”isimli ilk şiir kitabımı çıkarmıştım.

O, Konya’da Âşıklar Bayramı, Gül Bayramı, Cirit Oyunları, Güvercin Yarışmaları hazırlıyor, ben de Kayseri’e ilk defa sa-nat-edebiyat ve müzikli şiir geceleri düzenliyordum.

Böylece, O Konya’nın, ben de Kayserinin turizm, kültür ve sanat hayatına canlılık getirmeye çalışıyorduk..

Kültür Bakanlığı, son yıllarda güzel eserler yayınlayarak, kitaplıklarımızı zenginleştirmekte, dolayısıyla kültür ve edebiyatımıza önemli hizmet ve katkıda bulunmaktadır. Bu eserlerden birisi de, Cumhuriyet döneminin ve günümüzün seçkin şairi Feyzi Halıcı’nın “Seçme Şiirleri’dir.

Feyzi Halıcı, daha önce yine Kültür Bakanlığınca yayınlanan “Dörtlemeler" isimli kitabının “Sunuş” bölümünde, sanat ve sanatçıyı şöyle tarif ediyordu:

“ Gerçek sanatçı, zamanın her anında güzelin, faydalının, doğrunun, sevginin sabırlı araştırıcısı ve yorumcusu olmalıdır. Sanatçı elde ettiği bulguları, öz ve anlaşılır bir dille ve sevecenlik içinde, yaşadığı toplumun insanlarına sunabildiği ölçüde kişilik kazanır.

Sanatçı, toplumu toplum yapan duygu ve duyarlılığı, bir kutsal belge halinde, gelecek çağlara taşıyan bir iyi niyet elçisidir.”

Bir yazarımızın, Cenap Şahabettin için dediği gibi: Feyzi Halıcı da hep “yenfdir. O da aruza parmaklarının arasında, şaşırtacak marifetler yaptıran, kafiyeleri hiç beklenmeyen ve umulmayan yerden yakalayan, nazım şekillerine her gün bir elbise giydirerek, türlü türlü renklerle gözleri kamaştıran bir sanatçıdır.

Henüz 16-17 yaşlarında iken yazdığı ve ünlü “Çınaraltı" dergisinde yayınlanan:

Gördüm güzel İstanbul’u gördüm Tarihteki altun yolu gördüm Gezdim on asırlık ulu şehri Boş gönlümü birden dolu gördüm

Girmiş gibi mazideki harbe Hiç dinmedi kalbimdeki darbe Gezdim o çelik surlan, garbe Heybetle uzanmış kolu gördüm.

şiiri, onun daha o yıllardaki bilgi hâzinesinin ve sanat kültürünün derinliğini ve bugünlere nasıl bir azimle geldiğini göstermesi bakımından, ayrı bir özellik taşımaktadır.

O, genellikle halk kültürü ve edebiyatı çizgisinde yürümüş, fakat bu tarza kendi buluş ve üslûbuyla bir şekil ve muhteva kazandırmıştır.

Ahmet Yesevî, Mevlâna Celâleddin-i Rûmî ve Yunus Emre gibi büyük mutasavvıfların aydınlattığı yolda yürüyen Feyzi Halıcı, çevresinde yetiştiği Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç Beylerle birlikte, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Hamdi Tan-pınar ve Ahmet Muhip Dranas gibi Cumhuriyet döneminde iz bırakan mümtaz şairlerin takipçisi ve onların bıraktığı boşluğu doldurma gayreti içinde olmuştur.

Feyzi Halıcı, eskilerin “Efradını cami, ağyarına mani’’ sözünde ifadesini bulan bir hüviyet içerisinde, hep toplayıcı, koruyucu ve teşvik edici bir şahsiyet olarak temayüz etmiştir.

Her ay Ankara’da “Fasılbar”da ve İstanbul’da “Pera Palas” salonlarında düzenlenen ve günümüz şairlerinin bir araya geldiği “Gönül Sohbetleri” onun şahsî gayretleriyle, on yıldan beri aralıksız sürdürülmektedir. Bu toplantılara katılan şairlerin geniş biyografi ve eserlerinden örnekleri ihtiva eden “Gönül Sohbetleri Güldestesi” ise, kalıcı ve kaynak bir eser olarak kitaplıklarımızı tezyin etmektedir.

TRT Radyo ve Televizyonlarında canlandırılan ve daha sonra M.E.B. nca Türk Edebiyatı Dizisi arasında bastırılan iki ciltlik “Bir Şiirin Hikâyesi" isimli eserde de Feyzi Halıcı, tanınmış şairlerimizin birçoğu ile söyleşide bulunmuş ve birer şiirlerinin hikayesini nakletmiştir.

1924 yılında Konya’da doğan ve İstanbul Üniversite-si’nden Kimya Yüksek Mühendisi olarak mezun olana Halıcı, 1968 yılından itibaren on yıl süre ile Konya Senatörü olarak Parlâmentoya girmiş, kendi seçim bölgesi olan Konya’ya ve ülkemize, daha geniş platformda hizmet imkânını bulmuştur.

Kurduğu dermek ve vakıflarla, çıkardığı dergi ve kitaplarla, düzenlediği sempozyum ve yarışmalarla, Konya tarihinin, Konya kültürünün, Konya gelenek ve göreneklerinin, yemeklerinin, cirit oyunlarının, gül ve güvercin çeşitlerinin tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması yolunda, 75 yıllık hayatının tam 50 yılını, garazsız-ivazsız harcamaktan geri kalmamıştır.

O’nun, ülke çapında verdiği hizmetlerin başında, yakın yıllara kadar unutulmaya yüz tutan Halk Edebiyatı ve halk şairlerimizin, yeniden gün yüzüne çıkarılması uğrundaki gayretleri yer alır. Onun bu uğurdaki teşebbüs ve gayretleriyle, Anadolu’nun dört bir yanında, geleneklere uygun olarak “Aşık Kahveleri” ve dernekler kurulmuş, yüzlerce halk şairi yetişmiştir.

Bunlar arasında “Devlet Sanatçısı’ pâyesini kazananlar olduğu gibi, çoğu da çeşitli televizyon programlarında yer alarak, halk şiirimizin güzel örneklerini sunma imkânını bulmakta, düzenlenen yarışmalara katılarak, değerli ödüllerle taltif edilmektedir. Bu yüzden de, Erzurumlu Âşık Temel Türabî’nin: “Birga-rib âşık görende / Hayallere dalıcısın” dediği Feyzi Halıcı için yazdığı bir methiyede, bakınız daha neler söylüyor:

Kalemle nakış işleyen

Desen desen halıcısın 

Gül ile diken taşlayan 

Dost kıymeti bilicisin.

Buna rağmen, bütün âşıkların “baba” diye saydığı Feyzi Halıcının, kırk yıldan beri Konya’da düzenlediği “Aşıklar Bayramı”na, her nasılsa katılamayan, Şanlıurfalı Aşık Mehmet Batım

“Âşık yazmazsa eğer künyeyi yakacağım

Aşkımın zerresiyle dünyayı yakacağım.

Bir Şems’i bir Mevlâna onlara saygım sonsuz

Yoksa senin yüzünden Konya’yı yakacağım!"

tarzında, hissî ifadelerle “taşlama”ya kalkışabilmektedir. Fakat Halıcı, son derece hoşgörülü, kâmil bir kişi olarak, bu neviden sataşmalara hiç gönül koymaz, kırılmaz ve şöyle bir güler geçer...

Kendisinin bir kısım özelliklerini, vaktiyle:

Hem kimyager, hem şair bir parlamenterdir

O, Âşıkların hâmisi, gençliğe rehberdir O.

Yetişti “Çağrı ” ile kırk yılda nice şair

Tam yüz kitabı olan bir ehl-i hünerdir O...

şeklindeki bir dörtlükle ifadeye çalıştığım Feyzi Halıcı’nın şiirlerinde, inanç ve mukaddes değerlerimize karşı, samimi bir bağlılık ve içten saygı vardır. Ailesinden miras kalan fıtrî bir zekâ ve inançla ibadetlerini noksansız yerine getirme cehdi içinde gördüğümüz Halıcı:

Yükselir semâya doğru ellerim

Mavi gecelerin seher vaktinde.

Hakka kanat açar hep emellerim

Mavi gecelerin seher vaktinde.

  

Kaybolur kederim, kaybolur âhım

Gözümden yaş olur akar günahım.

Bana daha yakın olur Allahım

Mavi gecelerin seher vaktinde.

gibi, dinî vecd içindeki ürperişlerle terennüm ettiği şiirleriyle, gönüllerimize huzur ve rahmet doldurmaktadır.

Bu duygular içerisinde O, hayata bakış açısını, geçici âlemden gerçek âleme göç etmeyi, “umutların filizlendiği bir gül bahçesi” olarak vasıflandırır:

Ölmek, zannedildiği gibi güç bir iş değildir

Maddeci bir dünyada mânâyı itiş değildir.

Umutların filizlendiği bir gül bahçesinde

Ölüm, ışıklı bir başlangıçtır, bitiş değildir.

İşte, “İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn” (Allah’tan geldik, yine O’na dönücüleriz) âyet-i kerimesine, şüphesiz inancın ve Rab’ba teslimiyetin verdiği engin huzur ve inşirah...

Yukarda da belirttiğimiz gibi, Ahmet Yesevî’nin düşünce ve kerametlerinden, Mevlâna’nın felsefe ve menkıbelerinden, Yunus Emre’nin dervişlik ve tevazu hasletlerinden feyz ve ilham alarak, şiirlerinde tasavvufî, millî ve sosyal konuları, büyük bir vukufiyetle ve Rodin’in heykelleri gibi işlemektedir.

Bilindiği gibi, ünlü heykeltraş Rodin’e:

-    Bu kadar güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz? diye sormuşlar. Rodin demiş ki:

-    O heykeller, aslında kazdığım taşların içinde var da, ben fazlalıkları atarak, içindeki heykeli çıkarıyorum...

Feyzi Halıcı da, konuşma dilimizdeki söz kalabalığı içinden, kelimeleri cımbızla çekercesine ve Prof. Kemal Türabın ifadesiyle, kelime katarak değil, kelimeleri atarak öze inmesini bilmiştir.

Gönlü hep insan sevgisiyle, vatan sevgisiyle dolup taşan, bir kitabında isim olarak verdiği “Yaşama Sevinci”ni, mısra mısra insanların kalbine sindiren şairimiz, insanları, özellikle dostları öylesine sıcak duygularla kucaklar ki, bu uğurda:

Dostlar durmaz gel ederler Bir kapıya kul ederler Mutluluğu bal ederler Acı soğan ekmeğinen...

mısralarını, bir sevinç çığlığı içinde ifade etmektedir.

“Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim...” gibi şiirlerinin birçoğu bestelenen ve:

Meydan ışıklandı ayla

Gönüller coştu halayla 

Kızlı kızanlı alayla 

Yaylaya bir gelin geldi.

  

Kına yakıldı ellere

Puşu bağlandı bellere 

Yayla döküldü yollara 

Yaylaya bir gelin geldi.

gibi, bir kısım halk tarzı şiirlerinde “Âşık Fezaî” mahlasını kullanan Feyzi Halıcı, Kültür Bakanlığı’nca 1980 yılında, dünya şairlerinin katıldığı Struga Şiir Şölenlerine, ülkemizi temsilen gönderilmiştir.

“Mavi gecelerin seher vaktinde” dua dua, ellerini semâya kaldırıp Hakka niyazda bulunan şairimiz, güzelliği ile ruhlara huzur bahşeden “Bahar içinde Bahar”a vurgundur:

Arzum seninledir bir tanem bunu bil

Bahar içinde bahar olduğunu bil. 

Rüzgâr rüzgâr içime doğduğunu bil 

Yolların ucunda seni bekliyorum...

Fakat O, “Ne Petrerka gibi aşk ile mest, ne de Musset gibi elemle hicran ile bedbahd” bir şairdir. O, aşkla hüzün arasında, dengeyi hep korumuş, ne aşkı hüznünü, ne hüznü aşkını eksiltebilmiştir...

Bol bol kullandığı öztürkçe kelimeler, mahallî deyim ve motiflerle şiirlerine özellik kazandırır. “Ellerime Kar Yağıyor” şiirindeki:

Bu, yapraktan ince canlar

Bu, kubbe kubbe ezanlar 

Bu, dualar rahmet rahmet 

Aşk, Işıtan can-evim 

Bu başlangıç, bu nihayet.

Bu gördüğüm düş benim mi?

Nice dillerin telaşı?

Tekmil bir geceye karşı

Alev alev gözlerimden 

Ellerime kar yağıyor...

mısralarında görüldüğü gibi, "Bir ressamın renklerle yaptığını, kelimelerle yapan" bir şairdir... Ve alev alev gözyaşından, ellere kar yağdırabilmek için, Feyzi Halıcı gibi geniş ufuklu ve güçlü bir şair olmak gerektir.

Onunla birlikte, onun teklif ve davetiyle, çeşitli illerdeki birçok sempozyum ve kongrelere katıldım. Son olarak da Akşehir’deki “Nasreddin Hoca Şenlikleri SempozyumıTna gittik. Onun Hıdırlık’taki açık hava toplantısında yönettiği şiir programı esnasında, Akşehir’in güneyinde bir sur gibi uzanan “Sultan-dağları” için vaktiyle yazdığı şiiri okuduğu zaman, dinleyicilerin alkış sesleri, âdeta Sultandağları’nda yankılanıyordu...

Kozağaç’ta bir gümüş yol

Arkada Sultandağları.

Yol boyunca söylediğim

Türküde Sultandağları.

  

Hıdırlık ’ta bir çift nazar

Aşkın destanını yazar 

Akşehirlim kurmuş pazar 

Sergide Sultandağları.

  

Ol şahlanıştaki mânâ

Heybet verir kaç Sultan ’a 

Bulaşmış elleri kana 

Korkuda Sultandağları.

  

Ufkun resme başladığı

Bulutların düşlediği 

Ak ellerin işlediği 

Hırkada Sultandağları.

  

Allahım bir nice gündür

Gökler ağlar hüngür hüngür 

At koşturur bir cihangir 

Terkide Sultandağları...

Abdullah SATOĞLU* Türk Dili Dergisi: Nisan 2001.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden oturması gibi kalabalığı afallatıyordu. Belki bu,...

Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân K

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi;...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi bu kadar kolay mı kırmak? Yoksa bazen biz de...
Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş olmasına rağmen Kıbrıs Türk edebiyatında adı anılan, yalnız şehit...
1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı: Edebî hareketler, bir taraftan sosyal olaylara, diğer taraftan da başka edebî hareketlere bağlı...
Kutsal İkona

Kutsal İkona

30.12.2016
250 yıl süren krizalit dönemi… Sır dolu hayatlar… Gizli kimliğin öne çıkması ve açık kimliğin terkedilmesi…...
Söyleyişi kolay ama yaşanması çok zor olanların başında yalnızlık geliyor bana göre.Yalnızlığın Allah’a mahsus olduğunu biliyoruz.İnsanın dayanamadığı şeylerin başında yalnızlık...
Şâhitler, muhtevâ olarak www.kirmizilar.com’da yayınlanan yazılardan, şiirlerden, tanıtımlardan derlenen yazılarla aylık olarak internet ortamında yayınlanmak üzere hazırlanmıştır. Bu sayıdaki İçerik :...
Tarih kitaplarına göre Bursa surlarının yapılışı tâ İ.Ö. I. yüzyıla dayanıyor. Taşların hafızası ise daha ötelerden fısıldıyor; “Mevsimi oku!” diyor. Başımı...
Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde eski zamanlardan farklı kılan şey nedir? Ahmet Haşim pek...
DENK(LİK)

DENK(LİK)

21.04.2019
Her şey uygun olsun; kıymeti veya niteliği bakımından aynı değerde olan şey(ler)e sahip olalım, çevremiz de böyle olsun; uygun vakit...
İnsan kendinden başlamalı sevmeye de, yermeye de, bilmeye de ama kendinde bitmemeli bu yolculuk. Uzanmalı en dipteki kılcal köklere,...
Türk kadınının tarihte “Vatan” için yaptıklarını anlatmak; değil bu sayfalara kütüphanelere sığmaz. Onlar; Türk’ün “hârim-i ismet” ine* el değdirtmemiş...
Bir insanın anavatanı çocukluğudur, der psikologlar. Ne kadar doğru. Nereye gidersek gidelim, hangi mesleği seçersek seçelim, hangi konuma gelirsek gelelim,...
AHMET KABAKLI

AHMET KABAKLI

24.02.2019
Değerli Edebiyat Tarihçisi, gönül ve dâva adamı Ahmet Kabaklı’yı 8 Şubat 2001 günü kaybetmiş olmanın derin teessürü içinde bulunuyoruz. Üstâd...
Tasavvufi bir terim olan ‘’zübde-i âlem’’ kâinatın özü anlamında kullanılmakta ve doğrudan doğruya, insan kasdedilmektedir. İnsan kâinatın özüdür, zira insan,...
Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki,...