Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

dostDost kelimesi dilimize, Farsça, ‘’düst’’ sözcüğünden dilimize geçmiş olup ‘’sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi anlaşılan kimse, düşman karşıtı’’ anlamlarını taşımaktadır.

Vefalı insanlarla eskiden kurulmuş, güzel ahbaplıklara; kadim dost… sıcaklığı, omuzdaşlığı her zaman hissedilenlere; yakın dost, can dost, , kara gün dostu… olumsuz , beklenmedik davranış gösterenlere ve onun verdiği zarara, dost kazığı… güzellik ve iyilikleri daim olanlara; dost canlısı, aile dostu, baba dostu… zor zamanlarda darda bulunan dostlara ilgisiz kalanlara, iyi gün dostu… deyimleriyle Türkçe’de zengin bir dost dağarcığı bulunmaktadır.

Yılların süzgecinden geçerek günümüze kadar gelen ve her biri sosyal tecrübelere dayanan, hayat dersi veren atasözleri, dost ve dostluk alanını da boş bırakmamıştır: Dost acı söyler, dost ağlatır, düşman güldürür, dost başa, düşman ayağa bakar, dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur, dost dostun eyerlenmiş atıdır, dost ile ye, iç alışveriş etme, dost kara günde belli olur… Sözler uzayıp gider. Lakin insan, dostluk üzerine söylenmiş bu kadar deyim, deyiş ve atasözüne rağmen zaman zaman kişilerin dost olup olmadığına başa gelen  olaylardan sonra karar verebilir.

Montaigne, Denemeler’inde ; Dostluğu, ‘’en az iki yetişkin, özgür, bağımsız iki şahsiyet arasında kurulan ilintiler ve yakınlıklardır.’’ diyerek tanımlar. Ve dostluk üzerine şu sözleri söyler: ‘’Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm Ona iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok istemekle kalmam; kendine her edeceği iyiliğin bana da iyilik olmasını isterim Bana en büyük iyiliği kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur.’’

Dündar Taşer, dostluğa, ‘’müttehit adam’’ tamlamasını kullanarak yeni bir boyut kazandırır. Müttehit; beraberce, birlikte, birleşmiş, kaynaşmış demektir. Ruhları, gönülleri, ülküleri birleşmiş, kaynaşmış, dost insanlar… Mevlana, dostluğu; ’’yan yana, diz dize olmak değil, can cana, kalp kalbe olmak’’ gerçekliğinde anlar. Montaigne: ‘’Dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış, kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır.’’ diyerek dostluğun derin ve sırlı ifadesini evrensel yönleriyle belirtir.

Gerçek dostluğun sınırsız, önyargısız, çıkarsız ifadesi:

‘‘Görenler hiç fark etmez, seni benden, beni senden
Seni bende, beni sende bakıp bir tende görmüşler.’’

Toplum hayatında insanalar arasındaki birlik ve dayanışma, gerçek dostlukla sağlanır.

İyi gün dostlarının varlığı çıkar ilişkisine dayanır. Hz. Ali, gerçek dostluğu şöyle ifade eder: ‘’Dost, dostunu üç halde korumadıkça tam dost olamaz: düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümünden sonra.’’ Beklenti, çıkar ve yararlanma üzerine kurulmuş sahte dostluklar, bu yüce kavramın başlıca düşmanlarıdır. Çıkara dayalı dostluklar menfaatin bittiği yerde sona erer. Doğrusu şudur ki; Çıkar ve dostluk asla yan yana gelmemesi gereken iki kavramdır. Kara günde dost olamayanların durumu kara mizahla yergilenir:

‘‘Kahvelerim pişti gel,

Köpükleri taştı gel.

İyi günün dostları

Kötü günüm geçti gel.’’

Halil Cibran ‘‘Dost; sizin sevgi ektiğiniz, vefa biçtiğiniz tarladır.’’ derken dostluğun sevgiyle başlayıp vefa ile devam edeceğini belirtir. Dostlarından çok çeken bir kişi; ‘‘Gün oldu dostlarımın elinden düşmanlarım beni zorlukla kurtardı. Beni kahreden bu oldu’’ demiştir.

Kuddusi dost vefasızlığından yakınır:    

‘Işk ile enes oldı gönül geçdi sivadan
Ben sohbet-i nas ülfet-i yârandan usandım

          Çün zerre vefa görmedim ihvani zamandan
          Şol yüzleri dost özleri düşmandan usandım.’’

(Gönül âşk ile tutkun oldu; gayrisinden geçti / Ben insan sohbetinden dost görüşmesinden usandım.)

(Çünkü zamane insanlarından zerre vefa bulamadım / Yüzleri dost, özleri (içleri) düşmandan usandım.)

Âşık Veysel; sadık sevgili olarak kara toprağı görür:

"Dost dost diye nicelerine sarıldım

Benim sadık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yârim kara topraktır’’

İnsan, bilinmezlik çelişkileriyle doludur. İnsanı tüm yönleriyle anlamak da mümkün değildir. Dostlukta bağlılık esastır. Bu bağlılık, kul köle olmanın dışında, bir diğergamlık davranışıdır. Dostlukta karşılıklı sadakat, karşılıklı rıza aynı zamanda toplumsal hayatın da temel bir mutluluk kaynağıdır. Dostluğun zarar göreceği olumsuz davranışlar ancak ortaya çıktığında anlaşılabilir Bu da zarara uğrayan kişinin psikolojisini bozar. Çıkar, nankörlük, vefasızlık, sadakatsizlik… dostluğun başlıca düşmanları olup kişilikleri zayıf insanların tipik davranış özellikleridir.

Kutlu Elçi; “Önce refîk, sonra tarîk”. ( Önce yolda yoldaş, sonra yol.) buyurarak dostun sosyal hayattaki yerini belirlemiştir.

Ahmet Muhip Dranas; dostu, dostluğu Türkçe’nin söz güzelliğiyle tanımlar:

‘’Dost dost diye deli derviş gezdiğim,

Bir ağladığım, bir güleyazdığım,

Adını dağa taşa kazıdığım

Benim bir tanem dost, gözümün nuru!

 Tutmaz elim, topal ayağım uğru,

Amansız kara bahtımdan ötürü

Kan ter dolandığım yollar gölgesi,

Kara ekmeğimin akça mayası,

Susayınca çağıldak sular sesi,

Ay aydınlığım, gün ışığım, canım,

Bayramım, bolluğum, yemişim, yenim

Gözyaşımı gözden gizli silenim!

Pek garipçe kaldım köyümde ıssız,

Otsuz, ocaksız, akılsız, ayvazsız.

İki elin kanda olsa durma tez

Dağ başını duman almadan beri,

Eyüp sabrım, eyi düşlerim yoru,

Yet bu yana! Avareyim, yet, yürü!’’

Bütün olumsuzluklara rağmen dostluk, devam ederek dünyanın güzelleşmesine, insanların dayanışma ve yardımlaşmasına katkı sağlayacaktır. Dostluğa karşı olan olumsuz davranışlar, onun gerekliliği ve gerçekliğini pekiştirecektir.

Gerçek dost, gökyüzünün karanlığında bir umut tebessümüdür. Tebessümünüz eksik olmasın.

Ahmet URFALI

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

NEV’Î EFENDİ'NİN SADRAZAM SİNAN PA

Özel mektup konusu bazı istisnalar dışında Eski Türk Edebiyatı alanında araştırılması ihmal edilmiş konulardandır. Öyle ki bu konuda, bildiğimiz kadarı ile...

HALK ŞİİRİNDE UYAK VE REDİF

Halk şiirinde uyak, uyak ya da ayak terimleriyle anılır. Divan şiirinde olduğu gibi, halk edebiyatının uyak konusunda kuralcı bir tutumu yoktur. Halk şairleri en...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu....

İSKENDER PALA’NIN ŞAH VE SULTAN ADLI

Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi...

Bursa'nın en eski mahallelerinden biri Yahşîbey Mahallesi... Hisar'dan bakıldığında batıda Murâdiye, Hamzabey ve Kocanâib mahalleleri arasında yanmış bir fotoğraf gibi...
Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü sultanı Alparslan’ın Anadolu’da hüküm süren Bizans’ı, 1071 Malazgirt Zaferi’yle dize getirmesi, Anadolu Türklüğü’ nün başlangıç noktasıydı.
Ali Alper ÇETİN Toros dağlarının başı dumanlandı mı bir kez, Avşar Türkmenlerinde bir telâş başlardı. Kışı zorlu olurdu Torosların… O geçit vermez...
Hiç sizi yaralayanı, öldürmek isteyeni, elinin çamuruna, yüzünün karasına bakmadan affettiğiniz oldu mu? Hayır mı? “Sevgiyi senden öğrendim…” diyor şarkılar… Yalan! Gerçekte bir...
Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük Önder Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi rahmetle,...
TÜRK TÖRESİ

TÜRK TÖRESİ

30.12.2017
“Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye...
‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar hakkında neler düşündüğümüze bağlıdır.’ Öncelikle buna inanmalı; işe öyle...
Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil Anadolu’ya dökülür. Yunus’un sesi, renk olur gönülleri süsler, ışık...
Devlet-i ebed-müddet tabiri; sonsuza kadar sürecek devlet demek olup tarih boyunca kurulan "Türk Devleti"ni ifade eder. Bu konuda H. Nihal...
Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne...
Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme...
Necdet Bayraktaroğlu HAYAT YAYINLARI Kültür hâzinelerini koruyan ve tarih birikimine sahip olan milletler, hem geleceğini güçlü tutar, hem de...
Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok sevdiğim “Gürcü Tarih Bilginlerine” isimli bir şiiri, o günden...
“Varlığın bana yetmezken, yokluğunla avunmak zorundayım.” der Mevlâna… Ve ekler; “Ya al götür kalanımı ya da gel tamamla eksik kalan yanımı.” Tolstoy’un “İnsan ne...
Ahmet Kutsi Tecer, Türk edebiyat tarihi içerisinde şairliğinin yanında, tiyatro yazarlığı ile de ön plana çıkmış bir yazarımızdır. Tiyatro eserlerinde...