Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

kerkuktevatan21991 yılının Nisan ayı başlarında Bağdat yönetiminin Irak Türkleri'ne karşı giriştiği soy­kırımlar ve saldırılar, binlerce Türk'ün Türkiye ve İran sınırlarına kadar göç etmelerine yol açmıştı. Dağları bin bir güçlükle aşan ve bir çoğu yollarda telef olan Türkler'den 17 bin kişiye yakını, Tür­kiye sınırlarında yağmur ve soğuk altında perişan oldu. Daha sonra Türkiye, Irak'tan kaçan Türkmen ve Kürt göçmenlere iltica hakkı verdi. Böylece 15 bine yakın Türk, Türki­ye'nin Şemdinli, Yüksekova, Sivas, Kangal, Kayseri, Gü­neşli ve Halkalı bölgelerine yerleştirildi. 7 bine yakın Türk de İran'a sığındı.

Bu gelişmeler Türkiye Türkleri ve Türkiye'de yaşayan Irak Türkleri arasın­da, Bağdat yönetimine karşı büyük tepki duyulmasına yol açtı. Bunun üzerine 5 Nisan 1991 tarihinde bir grup Türkiye Türkü ve Irak­lı Türk, Irak'ın İstanbul Başkonsolosluğu önünde protes­to gösterisi yaptı. Ancak Başkonsolosluk binasından gös­tericilerin üzerine, otomatik silahlarla ateş açıldı. Bunun sonucunda göstericilerden biri olay yerinde, diğeri de kal­dırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Bir gösterici de ağır biçimde yaralandı. Olayın duyulması üzerine, Türk kamu­oyu Irak yönetimine karşı büyük tepki gösterdi. Irak Başkonsolosluğu'nun yarattığı bu vahşet ve terör olayların­dan dolayı Türk güvenlik güçleri, Irak'ın İstanbul Başkonsolosluğu'ndan, göstericilerin üzerine ateş açan katillerin teslimini istedi. Başkonsolosluk yetkililerinin katili teslim etmemeleri üzerine, güvenlik güçleri tarafından başkon­solosluk binası abluka altına alınarak, giriş ve çıkışlar ya­saklandı. Şehit düşen Necdet Esat Bakkal oğlu (1959-5 Nisan 1991) ile Yılmaz Sait Hacı oğlu (23 Ocak 1961-5 Nisan 1991) için 9 Nisan 1991 tarihinde Fatih Camii'nde 4 bin kişinin katıldığı bir cenaze töreni yapıldı. (1) 

Toprağı Uğruna Kendini Yakan Türkmen Kızı (16 Ekim 1995)

 Türkmen yerleşim merkezlerinin dağıtılması planına bağlı olarak, birçok Türkmen köyü gibi Tisin halkı da ev­lerinden atılarak, Kerkük'ün banliyösünde inşa edilen mahallelere yerleştirilmişlerdi. Dört çocuk sahibi Bektaş Ali Feyzullah adlı Türkmen de, ailesi ile birlikte 1 Haziran semtinde ikâmet etmeye mecbur edilmişti. Sürekli tehdit altında olan Bektaş 14 Ekim 1995 tarihinde Kerkük Em­niyet Müdürlüğü'ne götürüldü ve eline bir kâğıt tutuştu­ruldu. Kendilerinden 24 saat içinde Kerkük'ü terketmeleri isteniyordu. Ertesi gün kapıya dayanan emniyet güçleri, evin kızı Zehra ile karşılaştı. Türkmen kızı Zehra'nın Ker­kük'ü terketmeye niyetli olmadığı, emniyet güçlerine hay­kırdığı şu sözlerden de anlaşılıyordu: "Ey ahâli, ben Ker­kük'ün kızıyım. Bu şehirden asla göç etmeyeceğim. Bu zulüm politikasını protesto etmek, Türkmenler'e bağım­sızlık yolunu açmak ve Türkmen sözcüğünü yükseltmek uğruna, şimdi kendimi yakacağım. Kerkük bize kalacaktır. “Katillere ve zalimlere ölüm.” Bu sözlerin ardından Zehra gaz bidonunu üzerine boşaltarak, kibriti çaktı ve herkesin gözleri önünde bir alev yumağına döndü.

Herkesi dehşete düşüren bu olaydan sonra, kızın aile­si taziye geleneğini tamamladı ve üçüncü gün baba Bektaş evine dönerken, tekrar emniyet güçlerini kapıda gördü. Güvenlik güçleri son bir ihtar daha vermeye geldi. Ertesi gün 19 Ekim 1995 tarihinde Bektaş Ali, aile fertleri ile birlikte kamyona bindirildi ve aynı gün Erbil'e gönderildi.

Irak Türklerinin günümüze kadar devam eden dramı, daha bitmemiştir. İnsan haklarının ve can güvenliğinin ol­madığı Irak'ta, daha nice acılı günlerin Türkler'i bekledi­ğini söylemek, artık bir kehanet değildir. Körfez krizinin Irak Türkleri'ne getirdiği bir değişiklik de, müttefik güç­lerin, güvenlik bölgesi adı altında Irak'ın kuzeyinde 36. parelelin üstünde kalan bölgedeki Türkler'in durumudur. 36. paralelin üstünde kalan güvenlik bölgesinin geleceği belirsizlik içinde olduğundan dolayı, bu bölgede yaşayan Türkler de huzursuz ve tedirgindir. 36. paralel altında, ya­ni Saddam yönetiminin insafına terke dilmiş bölgede yaşa­yan Türkler de, can ve mal güvenliğinin olmadığı bir or­tamda varlıklarını devam ettirmeğe çalışıyorlardı. Kendi top­raklarını, istemeyerek terkeden bu insanların dramı, Irak'ta insan haklarına saygının, demokrasinin, huzur ve istikrarın sağlanacağı güne kadar süreceğe benziyor. (2)

Türkmenlerin Yoğun Olduğu Kerkük'teki Baskılar  

Nüfusunun % 90'a varan büyük çoğunluğu ile Türk­men toplumu 36. paralelin altında bulunuyor. Bağdat yö­netiminin en akıl almaz zulmü ve şiddeti altında inleyen bu kesim, yıllardır Bağdat yönetiminin hışmından bir tür­lü kurtulamamışlardır. Özellikle Kerkük ve yöresi, etnik baskının en yoğun olduğu Türkmen bölgesi durumunda­dır. Son yirmi beş yıldır bu bölge, Bağdat yönetiminin ta­rihte görülmemiş ağır baskıları altında tutuluyordu.

Her türlü taşınmaz mal varlığının alım ve satım işle­rinde Türkmenlere yönetim tarafından ambargo konul­ması, ticarî işlerin tamamen Arap kökenlilere verilmesi, Türkmenlere hiçbir ticaret yerinin kiraya verilmemesi, işe alınmaması ve kesin biçimde istihdam edilmelerinin ya­saklanması gibi, insan haklarına aykırı yaptırımlar, Irak'ta sadece ve sadece Türkmenlere uygulanıyor. Bu tarz haksız uygulamalar yüzünden, ticaret yapmak amacı ile her han­gi bir dükkânı kiralama hakkının sadece Araplara tanın­ması, Türkmenleri o yerleri ancak Araplar adına kiralama­ğa sevk etmektedir. Buna karşılık o iş yerini açan Türk­menler, adına kiraladığı Arap'ı iş yerine ortak yapmak zo­runda kalmışlardır. Sermayeye ve işçiliğe hiçbir katkısı ol­mayan Arap ise sadece kazancın yarısını almak hakkını el­de etmektedir. Ortadoğu ülkelerinde

yatırım yapan yaban­cı iş adamlarının, ülkedeki yerlilerden ortak almak zorunluluğu gibi, Türkmenler de, vatandaşı oldukları yönetim tarafından yabancı, Araplar ise yerli halk kabul edilmekte­dir.

Devlet dairelerinde iş takibinde Türkmenler kapı dışı edilmekte ve en basit resmî işlemlerde bile, ancak büyük rüşvet karşılığında işlerini tamamlayabilmektedirler. Bu­nun gibi her tarafta horlanan, aşağılanan Türkmen halkı büyük bir zulüm altında yaşatılmaktadır. Buna rağmen yönetime saygı ve bağlılık gösteren Türkmenler, Irak'ın toprak bütünlüğünü en çok savunan topluluk durumundadır. (1)

Kerkük Kalesi'nde Tahrip Edilen Kültürel Miras  

Irak'taki merkezî yönetim, Kerkük kentinin tarihî ka­lesini hedef alan gizli bir plan uyguladı. Yönetim, önce ka­lede oturan aileleri evlerinden atarak, kaleye açılan kapı­ları kapattı. Daha sonra restorasyon çalışmaları yapılıyor gerekçesi ile, Türkmenlerin geleneksel ev mimarisinin en güzel örneklerini yıkarak, yerle bir ettiler. Türkmenlerin önemli kültürel kimliklerinin birer ifadesi olan ve sayıları 500'ün üstünde bulunan Kerkük'teki geleneksel evler ile birlikte Bağdat yönetimi, 4500 yıllık tarihî geçmişe sahip ve aynı zamanda Kerkük'ün simgesi sayılan kalenin içini de düz bir alan hâline getirdi.

İçinde binlerce yıllık kültürel değerleri günümüze taşı­yan anıtların, dinî ve sivil mimarlık örneklerinin oluştur­duğu fiziksel dokunun ortadan kaldırılması, aslında bü­yük bir insanlık suçu sayılır. Bütün bir insanlığın malı sa­yılan tarihî kültür varlıklarının tahribi, hem Venedik Tüzüğü'ne (Mayıs 1964), hem de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu'nun 19. Genel Kurulu'nda kabul ettiği Nairobi Deklarasyonu'na (Unesco, 30 Kasım 1976) aykırıdır. (3)

Mehmet Özbek ve rahmetli Abdurrahman Kızılay’dan çoğumuz aşağıdaki Kerkük Türküsünü dinlemişisizdir. Çoğu kez dinlerken Mehmet Özbek’in bu bestesinin ezgisine hepimiz iştirak ederek terennüm ederiz. Türkü sizi çığırır siz türküyü çığırırsınız:

“Yıktılar kalamızı

Sürdüler balamızı

Daha can boğazdayken

Çektiler salâmızı

Ah Kerkük Yüz ah Kerkük

Her zaman yüz ağ Kerkük

Ölseydim düşmeseydim

Men senden uzağ Kerkük

Elinde yad elinde

Öt bülbül yad elinde

Bir diyar mezar olsun

Kalmasın yad elinde

Can Kerkük canan Kerkük

Her söze kanan Kerkük

Kalıptır yad elinde

Mum kimin yanan Kerkük” (*)  

Güvenlik Bölgesinde Türkmenlere Yapılan Baskılar  

36. paralelin üstündeki bölgede varlığını devam ettir­meğe çalışan Türkmenler de büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Kuzey Irak diye tanımlanan ve 1990 yılında oluşturulan bu bölgedeki Türkmenlerin üzerinde, iktidar olduğunu söyleyen, ancak uluslararası zeminlerde meşruiyeti ve hu­kukî statüsü olmayan, adı konmamış bir yönetim tarafın­dan sinsice terör havası estirilmektedir. Kuzey Irak'ta dev­let kurmak için siyasî manevra yapan KDP başı Mesut Barzanî, 1991'de meydana gelen fiilî durumdan sonra, her fırsatta Türkmenleri yıldırmak için gizli veya açık çeşitli yollara baş vurdu.

Kuzey Irak'ın başşehri hâline getirilmek istenen Erbil ve çevresinden Türkmenleri atmak için Barzanî, Irak yö­netimi ile de işbirliği yapmakta sakınca görmedi. Nitekim 31 Ağustos 1996'da Irak ordusunu Erbil'e davet eden Bar­zanî, Türkmen partilerine ait kuruluşlarda görev yapan 34 kişiyi, KDP'nin yardımı ile yakalatarak, Irak tarafina tes­lim etti. Bu olayda Aydın Şakir Iraklı, Mehmet Reşit Tuz­lu, Ali Abdullah Yayçılı, Ferhat Kasım Kerküklü ve Yılmaz Halit Muhyiddin gibi bir çok değerli Türkmen evladı ha­yatını kaybetti. Barzanî'ye bağlı militanlar ayrıca, Irak Türkmen Cephesinin değişik kuruluşlarına ait binaları yağmaladılar; bilgisayarlarını ve diğer bütün eşyalarını çaldılar. Türkmen Radyo ve Televizyon müdürlüklerinin vericilerini tahrip ederek, cihazlarını götürdüler.

Aynı zihniyet, 1997'de de Türkmenlerin bir kısmını, Talabanî'nin, Saddam'ın casusu, PKK'lı diye tutukladılar; işkenceye tabi tuttular ve hapis cezasına çarptırdılar. 8 Mayıs 2000 günü, Türkmen Cephesi ile Barzanî'nin siyasî kuruluşu KDP arasında görüşmelerin yapıldığı sırada, KDP'liler Türkmen Talebe Birliği binasını işgal ettiler. Bi­nanın koruma görevlilerini tutuklayarak, işkence yaptılar. Bunlarla da yetinmeyen KDP , Erbil'de bütün bina sahiple­rini tehdit ederek, Türkmenlere ait kuruluşlara binalarını kiraya vermemeye zorladılar.

11-12 Temmuz 2000'de meydana gelen olaylar, KDP başı Barzanî'nin elini Türkmen kanına bulamaktan bir türlü vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koydu. 2000 yı­lının 11-12 Temmuz gecesi KDP'nin askerî eğitimle özel olarak yetiştirilen kırmızı bereli silahlı adamlarının, ağır si­lahlarla Irak Türkmen Cephesi binasına saldırdıkları yo­lunda gelen haberler, Türkmen camiasında infiale yol aç­tı. Bu olayda binayı bekleyen Feridun Mehmet Fazıl ve Abdullah Adil Hurşit şehit edildi. Şehit edilenlerden biri henüz yaralı iken, çatıdan atılarak, ölümüne sebebiyet ve­rildi. Bu haince saldırıda üç Türkmen genci de ağır biçim­de yaralandı. Türkmen toplumuna karşı beslenen kin ve nefreti belgeleyen bu olaylar, Türkmenlerin bölgede gü­ven içinde olmadıklarını göstermektedir.

Bölgedeki Türkmen okullarının verdiği eğitimi de su­landırmak isteyen KDP değişik bahanelerle baskılar uygu­lamaktadır. 5'i ana okul, 11'i ilkokul ve 5'i lise olmak üze­re toplam 21 okulda, 3 bin dolayında öğrencinin eğitim gördüğü bu kurumlarda, Irak devletinin resmî dili olan Arapça dersi de verilmektedir. Ancak KDP tarafından, bu okullarda günde 2 saat Kürtçe eğitim vermeye de zorladı­.

Türkmenlere ait TV ve iki radyo kanalında da Türk­mence' nin yanı sıra Arapça ve Kürtçe yayın yapma zorun­luluğu getirerek, siyasî zorbalık ve asimilasyon uygulama­sının, görülmemiş örneklerini verdiler.

Bütün bu olumsuz gelişmelerden de anlaşıldığı gibi, Türkmenler hem Bağdat, hem de Kuzey Irak yönetimleri tarafından sergilenen düşmanca politikalar yüzünden, bü­yük bir yalnızlığa ve siyasî bir kıskaca alınmışlardır. Böy­lece Türk dünyasının en acıklı topluluklarından biri durumuna dü­şürülen ve uzun süredir makûs talihini yenemeyen Irak Türk­menlerinin, yakın bir gelecekte de rahat nefes alabilmele­rinin kolay ve mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. (1)

 Hilmi ÖZDEN

Kaynaklar:

  1. Suphi Saatçi.: Irak Türkmenleri. Ötüken Yayınevi. İstanbul. 2003.
  2. Suphi Saatçi.: Hasretin Adı Kerkük. Ötüken Yayınevi. İstanbul. 2004.
  3. Osman Oğuz, "Bağdat Yönetiminin Tarihî Çevre Tahribatı Durdurul­malıdır", Kardaşlık Dergisi, yıl: 1, sayı: 1, Ocak 1999, s. 4-5.

(*)Sözlerin bir kısmı anonim bir kısmının yazarları bellidir, Osman Mazlum(1922-1995) bu edebiyatçılardan biridir. (Suphi Saatçi.,Hasretin Adı Kerkük)

Yazar Hakkında

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Namık Kemal'in Şiirleri Hakkında

Cemiyete yön veren ve tesir eden şahsiyetler, mısralarıyla hafızalarda yaşarlar ve ölümsüzleşirler. Onları canlı kılan şey, faaliyet ve fikirlerini manzum ve veciz bir şekilde...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka...

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI T

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti...

SEZAİ KARAKOÇ

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938...

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve...
Giriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna Celâleddin Rûmî, pek çok önemli vasfı kendi şahsında bir...
Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son asrında cereyan eden Balkan Savaşları; Türk milliyetçiliği ve Anadolu...
Kolaylaştırıcı, önleyici, geliştirici olmak yerine çoğu kere hepimiz şikâyetçi oluruz. Durumdan memnun olmayıp yakınır veya başımıza gelen bir dertten dolayı...
Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde...
ÖĞRETMEN

ÖĞRETMEN

15.09.2018
Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak isterlerdi. Filozoflar; yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin...
Pınarbaşı’ndayım… Bursa’ya yüzyıllardır âbıhayat içirmiş en güzel köşeciğinin kuytusunda… Elimde uzun zamandır evirip çevirdiğim Alberto Manguel’’in “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” kitabı...
Her sanat eseri, tabii ki hakiki sanat eseri, gerçek ile kurmaca arasındaki muğlâk bir zeminde yer almaktadır. Sözü eğip bükmeden,...
Tanzimat, Meşrutiyet ve çok partili cıvımanın Türk devlet geleneğindeki onbin senelik şahsiyeti kaybettirdiği bir vakıa! Son otuz senedir de politikacılar,...
Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah...
Bize özgü romanın peşinde koşan, fakat medyatik, popülist ve küreselleşmeci olmadığı için malûm çevrelerce görmezlikten gelinen Mustafa Miyasoğlu’nun en güzel...
Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan...
Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın...
Söz sultanlarının yanında söz söylemek baş yarardı. İki dinleyip bir konuşmayınca ne dediğimizin farkına varamazdık. Ağzının içine baktığımız insanlar vardı. Ağzının...
Bir rivâyete göre, bir zamanlar Edirne’den ağaca çıkan bir sincap İstanbul’da yere inermiş. Evliyâ Çelebî’miz’e âit olduğu söylenen bu satırlar,...