Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

soruİyilik, insanın sadece kendi menfaati için çalışması demek değildi. Bir elin verdiğini öbür el görmezdi. 

Çam sakız çoban armağanı da olsa gönül almayı bilirdik.

Dünya malı dünyada kalırdı, hâl hâlin yoldaşıydı, baş ağır kulak sağır gerekti… 

Her geçen gün içinde yaşadığımız günü arar olduk. Yarınımız bugünümüzden iyi gelmedi hiç.

Her geçen gün çevremizi ve insanlığı kötülükler kuşatıyor. İyiler iyilikler gün geçtikçe daha çok aranır oldu. Dünyanın bir bölümü açlık, sefalet ve korku içindeyken diğer bir bölümü sorumsuz ve ölçüsüzce arzularının peşinde koşar oldu.

İnsanoğlu hırs ve tamah, heva ü heves uğruna insaf, vicdan ve merhametini kaybetti neredeyse.

Cevap veren olur mu bunlara, cevap olur mu bunlara tam da bilemiyorum ya yine de sormak geliyor içimdekileri bir bir şöyle:

İnsan gibi davranmayı unutmayan insanımız, ‘Kötülükler, ancak iyilikle ortadan kaldırılabilir.’ der ve böyle çalışırdı değil mi?

Azim ve sebattan kaçmayan insanımız, ‘Yüreğini kötülüğe esir etmekten, kötülüklerle onu bir taşa dönüştürmekten sakınırdı’ hani?

İhtiraslarının esiri olmayan insanımız, ‘iyilik, şefkat, merhamet gibi ulvi hasletlerle gönülleri mamur eder, sonra dalga dalga nasıl yayardı etrafına?

Kötü, yanlış, çirkin ve zararlı işlerden kaçarken, bunlara engel olmaya çalışırken hangimiz, hanginiz, hangileri bütün boyutlarıyla acıyı yaşamadı?

İyi ve iyilik, insanı insan kılan değerlerin bütünü elbette... Ne diye, niçin uzak kaldık bunlardan?

İyiliğin bitmez tükenmez çeşitlerinden ne kadar uzak kaldık; bunun ne kadar farkındayız?

Dünyayı yaşanılır kılmak için, garibe sığınak olmak için, muhtaca imdat olmak için, yalnıza arkadaş olmak için, yorguna dayanak olmak için ne zaman harekete geçeceğiz?

Kalplerimiz arasında iyilik ve merhamet köprüleri kurabilmek için; iyiliğe, ilgiye, sevgiye muhtaç insanımızın gönlüne akabilmek için neyi bekliyoruz ki?

Bir yetimin başını şefkatle okşayabilmek için kim, nerede, ne beklemektedir ki?

İyiliği egemen kıldığımızda kötülüğün kendiliğinden ortadan kalkacağını neden hâlâ fark edemiyoruz ki?

İyiliği hanelerimizde, memleketimizde, ülkemizde ve dünyamızda dalga dalga niye yaymıyoruz acaba?

Dünyayı iyiliğin değiştireceğini bilmiyoruz sanki değil mi?

Ağır hayat yükünü omuzlamak zorunda kalan engelli kardeşlerimizin önündeki engelleri kaldırabilmede ne gibi çalışmalarımız var; hangisini/hangilerini başarıyla gerçekleştirdik?

Darda olana, yolda kalmışa yardımcı olabildik mi; kimsesize kimse, çaresize çare olabildik mi?

Affetmeyi ve unutmayı unutan insanımızın hâli nice olacak; bu hâl nereye kadar daha devam edecek?

‘Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz’ diyen bizler, ahlaktan her gün uzaklaşmaktan hangi yol(lar)la kurtulabileceğimiz sanıyoruz?

Yaranın sıcakken sarıldığını hesaba artık katamayan bizler kaç badire bekliyoruz daha? Kaçımız, kaçar musibete uğrayacağız daha?

Nereden, neredeki gelip deAdam adama yük değil / Can gövdeye mülk değil’ diye uyaracak bizi? Bu uyarıların ne kadarı kulağı aşıp gönlümüze akacak?

İyi bir kul, iyi bir evlat, iyi birer anne-baba, iyi bir eş, iyi bir komşu, iyi bir dost, iyi bir arkadaş … olmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Evet, bir yüze tebessümle bakmak, sıkıntılı anlarda birbirimiz için güzel bir söz söyleyebilmek çok mu zor?

 Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile