Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

salihamalhunGünlük tahrîrata ve medyanın ruznamesini işgal eden konulara baktığımızda arapsaçına dönmüş çekişmeler müşahede ediyoruz.

...dedim... dedi... demiş...

Bir toplumda insanlar hangi sebepten anlaşamaz?

Ya konuştuğu dili bilmiyordur.

Yahut ağzından çıkanı kulağı duymuyordur.

Yahut ne dediğini bilmiyordur.

Bir toplum konuşamaz hâle gelmiş ise o toplum mânâ olarak bir "bâbil kulesinde" yaşıyor demektir.

Bir dili konuşuyor olmak, o dili bilmek anlamına gelseydi bugün bu bâbil kulesine hapsolmuş olur muyduk?

Kürt demiş...

Kürt de benim kardeşim demiş...

Irkçı demiş...

Türkçü demiş...

Mursici demiş..

Arap demiş...

Bizansli demiş. ..

...demiş de demiş...

Şunu artık fehmetmeliyiz ki Türkçe'yi konuşmamız yetmiyor, "anlamamız" da şart! Kediler ve köpekler de miyav miyav, hav hav diyor, onlardan farkımız nedir?

Konuştuğumuz kelimelerin kökenini anlamadan kelâmın haysiyetine eremeyiz!

Bu ülkenin siyâsetçisi Türklüğün mânâsının bir ırk değil, kadim bir Töre anlayışı, ezeli ve ebedî Hak inancı, şeriatı ve nizâmı olduğunu bilse zaten "de" ekini ilâve edecek midir? Yahut bir Türk Milliyetçisi ırkî söylemlerle Türlklüğe gülle indirip tuz-buz ettiğinin farkına varacak mıdır?

Biz kendi kimlik ve varlık anlayışımızı temelsiz hâle getiren kodları "anlayışımızdan" temizlemedikten sonra fetö, iç güçler, dış güçler ile mücadele etmemizin bir sonu olmayacaktır. Çünkü temelsiz hâle gelen varlık toprağımız milim milim kodlanmış ve zihinlerimiz işgal edilmiş durumda. Varlığın birliğinden uzak, selefi, müceddidi, eş'ari bir ezberle kodlanmış zihinlerdeki kod; Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı, dini sadece yaptırımlar silsilesi gören düşüncenin ve anlamanın kuruttuğu beyinlerden ibaret.

Diğer tarafta bu taassuptan sıkılmış , ancak İslâmiyeti de bu zanneden, elinde kendi dini, dili ve medeniyetini anlama modeli bulunmayan Cumhuriyet aydınlarının zihni de kokene ait ne varsa inkâr hastalığı ile kodlanarak işgal edilmiş.

Milliyetçilik; fütuhat yaptığı topraklarda, yine mezheplerle kodlanmış ve ihanet için kışkırtılmış Arap yönetimlerine karşı bilenmis Arap düşmanlığı ile coğrafyasındaki kardeşlerine sırtını dönmüş. Turancılık; nasıl olsa sen kökenden gelen bir Hak inancına sahipsin, şu halde kokuşmuş Arapların Müslümanlığına ve dinine ne ihtiyacın var zehriyle kodlanmış ve işgal edilmiş hâlde... partiler... tarikatler... dernekler.... say sayabildiğin kadar...

Toplum bir bâbil kulesi, kimse kimsenin dilinden anlamıyor çünkü ne konuştuğunu kendisi de bilmiyor.

Bugün ülkenin siyâsetçileri Türklüğün manasını bilse, Kürt, Türk, Çerkez, Laz derken zaten varlığını parçaladığının farkında olmaz mı?

Bu ülkenin birliğine, Töre'sine, nüfusuna kayıtlı kim varsa Türktür . Ötesi var mı? Altı üstü, kölesi, ikinci sınıfı var mı?

Yıllardır kültür merkezlerinde târihi sevdirme adı altında Milli Mücadele kahramanlarını din ve Osmanlı düşmanı olarak İslamcı gençliğin zihnine kodlayan târihçi bozuntularına artık itibar edilmese, bu masum gençlik Atasıyla, târihiyle barıştırılsa İslamcı-Kemalist, laik- antilaik, gerici-ilerici kavgaları olur mu toplumda?

Kavga kızıştığı anda bütün bu kodlamalar bir çekişme, kaos ve mağduriyet sebebi yaratabilir mi?

Günlük tahriratta yine hortlamış başörtüsü, Atatürk portresi kavgası üzerinden çekişmeler.

Allah aşkına efendiler, başörtüsü mü kaldı kafamizda? Yahut hâlâ o örtünün içindeki başta ahlâk, haram-helâl mefhumu var mı? Hak hukuk, nezaket, terbiye?

Atatürk'ün posterini duvara asmakla hallolacak mı seçim uğruna iki tarafın da oyun kurayım derken yüzüne gözüne bulaştırdığı pkk'yla olan münasebetler, diyetler...

Yahya Kemâl'in ifade ettiği gibi; "bu medeniyet üstadlar elinde yoğruldu" ise nerededir ve kimlerdir medeniyetin o üstadları?

Diyeceğim o ki dostlar aslında çok acınacak haldeyiz. Çünkü kendimize ait bir ortak dilimiz yok. Ortak dil; hâl dilidir, gönül dilidir. O gönül dili, mânasını bilmeden konuştuğumuz ve hapsolduğumuz bu bâbil kulesindeki yecüc-mecüc dili değil, bizzat kullandığımız kelimeleri akıl ile, o aklı ve düşünceyi de hikmetle temasa geçiren dil.

Biz bugüne dek neyi kaybetmişsek bu dili kaybettiğimiz için kaybetmişiz. Kavgalarımızın sebebi bu dili kaybettiğimizden. Bu dili kaybedince toplum cemaat, parti, tarikat, dernek üzerinden zerk edilen en ufak bir mikropta fevc fevc ifsad olmuş. Bir anda devletin bütün kurumları, okulları, ordusu, tedrisatı büyülenmiş hainlere dönüşmüş.

Bu sebeple seçim meçim, demokrasi hepsi hikâye dostlar, bırakınız bunları, çünkü biz zaten dili ve anlayışı olmadığı için bunlar üzerinden çok kolay kontrol edilen piyon hâline gelmişiz.

Bizim evvelâ konuşmaya, konuştuğumuz kelimelerin kökenine bakmamız lâzım.

Kendimizi, kimliğimizi, dilimizi, medeniyetimizi, varlığa ve insanlığa bakışımızı anlamaya başladığımız zaman konuşmaya başlamış olacağız birbirimizle.

O vakit kalacak mıdır ayrı-gayrı, sen ben davası sizce?

Türkçe sadece bir kelime yığını değil, harf ümmetidir. 

Önce sükûtun sonra kâl-u belânın dili. 

Meleklere tedris veren halifeliğin dili..

Kök'ün, kökenin, varlığın,

VARLIĞIMIZIN DİLİ.

S-400 ve 500'den evvel bu dili kuşanmamız gerekiyor dostlar.

Varlığımız bu topraklardan silinmeden ve dillerimiz susmadan.

Bütün mes'elemiz budur kanaatimce.

Çünkü, biz bu coğrafyada varlığımızı temellendirecek dilden mahrumuz.

O dili anlamaktan yoksunuz!

O dilin varlık anlayışından yoksunuz! 

Türkçeden yoksunuz!

Türklükten yoksunuz!

Müslümanlıktan yoksunuz!

Nezaketten yoksunuz!

Birbirimizden yoksunuz!

Kendimizden yoksunuz!

Akdeniz'e bakıp soralım kendimize;

Biz neyin savaşını veriyoruz?

Zihinlerimizdeki işgal ve Babil Kulesi yıkılmadan fetih muhal görünüyor.

Kadirşinaslıkla efendim.

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile