Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

saadettinyıldızBEN, hep dostlarımla yaşadım. Uzakta olmaları da, uzaklara mah kum kalmam da önemli olmadı hiç. Dost mesafeleri aşarak gelir; attığı her adımda "dooost!" diye­ rek gider gideceği yere. Gönlü hlçbir zaman katılaşmadan. gözü hiçbir zaman kurumaksızın siiren bir yolculuk...



Gönlüm katılaşmasın, gözümün pın arı kurumasın cliye. ırmaklar gibi yürümek istedim: Irmak, toprağa can veren bulutu da, ilk suyunun süzüldü ğü gözeyi, altından kayna­ dığı kayayı, kendisini yaz kış besleyen çayları ve dereleri de unutmaz. Bulut dosttur, göze, kaya, çay ve dere dost... Su bile, okyanu slara kadar uzanacağı halde ilk yumağını sardığı yeri unutmuyor; bulut olup tekrar dönüyor ilk sü­ züldüğü dağların tepesine... Ben nasıl unuturuın !...

Irmağın önüne dağlar dikilir; o, kıvrılıp yol bulur. akar.

Bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün aşar engelle­ ri ve varacağı yere varır. Barajlarda bağlanmış, göletlerde durduruln1uş, okyanuslara karışıp kaybolmuş zannedilen ırmaklar, biz farkında olmasak bile. bir yağmur bulutunu n kanatlarında keneli topraklarına döner ve aynı macerayı ye­ niden yaşar. Irmak, her defasında yeniden başlayacak kadar sabırlı ve azimlidir. Veysel'in dediği gibi "Pavlikeye dutul­ sa da", tarla tarla dolaşıp buğday başaklarında süte dönse de menzilinden sapmaz. Su, kendisini yeniden kaynağına döndürecek olan dosta koşar hep; ben nasıl dururum!...

Su, önüne dikil en engelle.re mağlup olsaydı, onun su­ ladığı milyonlarca çiçek solar. milyonlarca ağaç kururdu. Çiçeklerin kokuları unutul ur, ağaçların gölgeleri yok olur­ du. Çiçekler solınanu ş, ağaçlar kuruınamış ve dünya rayi­ hasız kalmamıştır; çünkü su, duraklasa da durmamış; yü­ rüyüp dostlarınınyüreklerini scrinletmiştir...

Gönül de su gibi akar dosta doğru: Türlü engelleri aşa­ rak, önüne engeller çıkarıldıkça yeni bir yol bularak...

Araya Toroslar girdi. Türkiye'mi bir baştan bir başa eklene-büküle geçen bu dağ zinciri, Aksu 'yu, Göksu 'yu, Pozantı'yı sırtından aşağılara doğru taşıra taşıra yü kselir­ ken dostları engellcrneye kalkıruş gibidir. İçimizde gizlice titreşip duran sazın nağmeleri ne zincir dinler, ne kcmcnd, ne kelepçe!...

Ben, şimdi, yiğitleri doğranmasın diye atını "Ölüm çarkı"nın içine sürüp paramparça olan bir büyük şehidin, Canbolat Bey'in ruhunun dolaştığı diyard a, gökyüzü nü ar­ şınlayıp kardeşlerini kurtarmaya koşarken kanatsız kalan yiğidimin kurda kuşa yem olduğu diyard a, Kemfil'in yaza yaza eridiği , yaza yaza büyüdü ğü diyardayım . Daha yirmi yaşında vatanının toprağına karışan şiir filizinin, Süleyman Uluçamgil'in doyaınadığı diyarda... Bir onlara kayıyor yü­ reğim; bir yuvalarında öylece bıraktığım dostlarımın ikli­ mıne...

Sular! Okyanuslardan dönüp Porsuk kıyılarına zerrele­ nirken bana u ğrayın: Size karışıp bulutlanacak hasret dam­ lalarım var. Oraya gönderecek sclamlarıın ve saçılıp serpi­ lecek çiçeklerim var...

Prof.Dr.Saadettin YILDIZ

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile