Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Twitter ve Facebook şeklinde muhtelif ortamları bulunan sosyal medya bir iletişim ağı olarak bütün insanlığın gündelik hayatına derinlemesine nüfuz etmiş yeni bir olgudur. Sosyal medyayı masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarımızın ekranlarında bırakmıyoruz, cep telefonları sayesinde mütemadiyen beraberimizde taşıyoruz. Sosyal medya bizim elimiz, kolumuz gibi daima beraberimizde taşıdığımız bir organımız gibidir. Mahalle kahvehanelerinde çay molası veren çöpçülerden tutunuz da şehrin yüksek bürokratına varıncaya dek herkes fırsat buldukça behemehâl sosyal medyaya sarılıyor. Sarılmaktan fazlası olarak saldırıyor. Sosyal medyada apaçık olarak gördüğümüz şeylerden biri şudur ki, burada herkes eşitlenmektedir. Ne var ki söz konusu eşitlenme körlemesine bir eşitlenmedir.

Sosyal medyada hesabı bulunan herkes kendisini diğerlerinin eşit muhatabı olarak algılamaktadır. Sosyal medyada cinsiyet, sınıf, statü, kültürel seviye farkları muğlâklaşmakta, her şey birbirine karışmaktadır.

Sosyal medyaya iştirak gönüllüdür. Kimse kimseyi Twitter veya Facebook’a katılması için zorlamıyor. Sosyal medyanın pek çok müspet yönü var elbette ama bu yazımızda biz sosyal medyaya menfi cepheden bakarak bir durum değerlendirmesinde bulunmaya çalışacağız. Sosyal medya son derece bariz bir şekilde lâkayt bir ortamdır. Lâubalilik itibarıyla her katılımcıyı bulaştırıyor. Sosyal medya ortamında adabımuaşeret neredeyse hükümsüz kalmaktadır. Bir akademisyenle bir öğrenci o körlemesine eşitlenme ortamında fütursuzca tartışmaya girebiliyor. Sosyal medya herkesin kendisini alabildiğine kaptırabildiği yerdir. Yaşlı bir erkekle genç bir kız sosyal medya paylaşımlarındaki yorumlarla birbirlerinin muhatabı olabiliyor. Öyle ki, gündelik olağan hayatın içinde birbirlerine söyleyemeyecekleri sözleri yorumlaşma yoluyla söyleyebiliyorlar. Bunun sebebi birbirlerini göremiyor olmalarıdır. Görmüyorum şu halde hakikatin epey dışındayım. Sakıncalı rüyalarımdan sorumlu tutulmadığıma göre sosyal medyadaki tavrım da rüya gibi bir sorumsuzluk evrenidir. Twitter ile Facebook ve benzerleri Karagöz perdesi gibidirler. Oraya gölgeler düşmektedir. Bir general ile bir rütbesiz asker sosyal medya duvarında emir komuta zincirinden uzaklaşabiliyor. Evli barklı bir erkek evli barklı bir kadınla sosyal medyada samimiyet kurabiliyor. Gerçek hayatta böyle bir samimiyet hoş karşılanmaz fakat sosyal medya gerçek değil de sanal olduğu için birtakım hudutlar gevşeyebiliyor.

Sosyal medya herkesi herkese karşı cüretkâr kılmıştır. Bir hanımefendi kendi duvarında erkeklere yönelik şöyle bir duyuru yapmak zaruretinde kalıyor: “Arkadaşlık isteklerinizi onaylamış olmam sizlere âşık olduğum anlamına gelmiyor.” Akademisyen olmayan bir vatandaş ise bir tarih profesörünün Moğollara dair bir paylaşımına şu yorumu yapıyor: “Yanlış biliyorsun, git biraz tarih kitabı oku.” İşte bütün bu densizlikler, cüretkârlıklar ve küstahlaşmalar sosyal medyanın menfi göstergeleridir. Şu an okumakta olduğunuz satırların yazarı da dâhil, pek çok kimsenin gerçek yüzü sosyal medyaya yansıyabiliyor. İç dünyamızdaki zaaflar, belirsizlikler, karmaşalar hep yansıyor. Ciddiyetini muhafaza edebilenler var elbette. Bununla birlikte sosyal medya ortamında mahremiyet zedeleniyor. Saçma davranışlar ortaya saçılıyor. Yoğun bakımdaki hastasıyla özçekim yapanlar görülüyor. Vefat etmiş annesinin fotoğrafını paylaşanlar çoğalıyor. Duygu sömürüsü de alıp başını gidiyor. Tedavi gören bir vatandaş hastaneye her gidişinde yer bildiriminde bulunuyor ve o vatandaşın sosyal medya arkadaşları da her seferinde geçmiş olsun yorumları yapmaya mecbur bırakılıyor. Oysaki o arkadaşların büyük çoğunluğu geçmiş olsun dileklerinde bulunduğu arkadaşı gerçek hayatta bir kez bile görmüş değillerdir.

Medya teorisyeni Dominic Pettman şöyle demektedir: “(Sosyal medyada) olan bitenler, mastürbasyon yapılabilecek bir ‘olay’ olarak adlandırılmıştır. Sıradan bir sosyal medya kullanıcısı daha ne ister ki?”[1]Buradaki problem sosyal medya ortamında herkesin sıradanlaşabilme riskidir. Pek çok kişi Twitter ile Facebook’u tatmin için kullanmaktadır. Kastettiğimiz şey sadece cinsî tatmin değildir. Her hususta egonun tatminidir. Kimileri kendi duvarlarında ağırlıklı olarak kendi fotoğraflarını paylaşıp duruyor. Erkek ise yakışıklılığını, kadın ise güzelliğini vurgulamak, hatırlatmak, gündemde tutmak ve teşhir etmek ve aslında dayatmak hedefindedir. Yahut da mütemadiyen okuduğu kitapları paylaşarak kültürlü bir insan olduğu algısını oluşturma derdindedir. Tabii ki sosyal medyadaki kimi cüretkârlıklar veya kimi pervasızlıklar kâh samimiyet kâh meydan okuma yüklüdür. Sosyal medya ortamında egomuzu tatmin imkânı ne kadar genişse aynı ortamda protest bir davranış sergilemek de o derece mümkündür. Şöyle düşünelim: Deli Dumrul çağımızda yaşasaydı Azrail karşısındaki o malum tavrını sosyal medyada da aynı samimiyetle sergileyecekti.

Sosyal medya aynı zamanda bir nevi imtihan meydanıdır. Twitter ve Facebook’un o karmakarışık ortamında kendimizi nereye kadar dizginleyebildiğimizi görebiliyoruz. Dolayısıyla sosyal medyada hem kendimizin hem başkalarının muhasebesine girişme imkânı bulunmaktadır. Riyakârlıklarımız da yine sosyal medyada ortaya çıkmaktadır. Bir misal verelim: Suriye’deki insanlık dramına fevkalâde duyarlı görünen bir sosyal medya katılımcısı gündem ansızın değiştiğinde Suriye dramını birdenbire unutarak yeni gündemin rüzgârına kolayca ve vicdanı sızlamaksızın kapılabilmektedir. Hâlbuki bu katılımcı daha düne kadar Suriye dramına kayıtsız kalanları sosyal medyada tartaklamıştır. Ne var ki aynı kayıtsızlığa kendisi bulaştığında bu bir cürüm olmaktan çıkmaktadır. Sosyal medyanın o dijital büyüsü gerçek hayattaki ‘hurafelere bulaşık’ ama çok daha tabii büyüyü bertaraf edebiliyor.

Sosyal medyadaki tutarsızlıklarımızın haddi hesabı yoktur. Çok basit bir örnek: “Arka arkaya şehit haberleri gelirken sizler eğlenceli paylaşımlar yapıyorsunuz” diyerek herkesi azarlayan kişinin o azarlamayı yaptığı gün kendi duvarındaki bir diğer paylaşımı arkadaşlarıyla buluştuğu kafeterya fotoğrafıdır. Bu fotoğrafta herkes gülümsemektedir. Mesaj açıktır: Sorunlar bitmez, benim de gülüp eğlenmeye ihtiyacım var, fakat mevcut sorunlar yumağında sizlerin gülüp eğlenmesini çok yadırgıyorum.

“Dijital devrim,” diyor Zygmunt Bauman, (buraya özetleyerek aktarıyorum) biz insanları, “mekândan tam ve gerçek anlamda bağımsızlaştırmıştır. Daha önceleri görülmemiş şekilde bir tepkiler çokluğu yaratmıştır.”[2] Sosyal medya yurtsuzluktur. Vatanı yoktur. Zemini de yoktur veya kaypak bir zemin söz konusudur. İnternetten çıktığımızda gerçek hayata dönüyoruz ama aklımız hep sosyal medyada kalıyor. Acaba kim nasıl bir yeni paylaşım yaptı? Kendi duvarımda az önce yaptığım paylaşımı acaba kimler gördü, kimler beğendi, kimler serzenişte bulundu? Tepkilerin aşırı çokluğu ve aklımızın hep sosyal medyada kalmış olması nedeniyle ruh sağlığımız yıpranmaktadır. Gündelik hayatımızda birkaç yüz kişiyle muhatapken sosyal medyada bizi bekleyen dört bin muhatabımız bulunmaktadır. Böylesine kalabalık bir ortamın zemini kaypaklaşmaya mahkûmdur. Haliyle de psikolojimiz sarsılacaktır.

METİN SAVAŞ

[1] Dominic Pettman, Sonsuz Dikkat Dağınıklığı, sayfa 88, Sel Yayıncılık, İstanbul 2017

[2] Zygmunt Bauman, Retrotopya, sayfa 85, Sel Yayıncılık, İstanbul 2018

Yazar Hakkında

Metin SAVAŞ

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile