Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

‘İsteme benden soğurum senden’ ifadesini duymuşsunuzdur. 

Bu sözü her duyduğumda ‘İnsan, insandan niçin soğur?’; ‘İstekler bizi birbirimizden uzaklaştırır mı / Uzaklaştırmalı mı’ , ‘İsteklerimizdeki ölçüsüzlüğün farkına varabilir miyiz?”, “İstemeyecek kadar tok, reddetmeyecek kadar asil olmak, bize yakışmaz mı ‘ vb. sorular zihnimi hep meşgul eder.

Hemen her seferinde de ‘isteme ve anlayış’ esaslı aşağıdaki, anonim kıssayı hatırlarım:

“Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu.

O yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı. İçerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Selamlaşmadan sonra sözsüz anlaşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, ‘Yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz.’ demekti. 

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su, taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.”

Evet, gül yaprağı olabilmek işin en güzeli değil mi sizce de!

İstemek, insanî özelliklerimizin başta gelenlerinden biridir. Bir şeye karşı istek duyarız, o şeyi arzularız; isteğimize arzumuza ulaştığımız da olur ulaşamadığımızda. Ulaşsak da isteriz ulaşmasak da isteriz. İstek, ister durur bizi bir anlamda... İstekten vaz geçmek, insan için değil sanki. İste, iste, iste… 

Olmasını isteriz olmaz; olmamasını isteriz olur.

Haddi aşan isteklerimiz olur; sıradan görebileceğimiz isteklerimiz olur. Aklımız karışır bazen. Bizden istenenle bizim istediğimizi uyuşmaz buluruz bazen de. Bazen istediğimiz bir şeyin olmaması bizim için bir şanstır. İsterken hep çekici yanlarını gördüğümüzün elde ettikten sonra kötü yanlarını görmeye/bulmaya başlarız.

Hâsılı kimden, nereden, ne kadar, ne isteyeceğiz… İsteğimizin ölçüsü, şekli şemâli vb. bizim yapımıza bağlı. İnsana devlet kendi ayağıyla gelmiyor; isteye isteye yaparız çok şeyi. İstediği gibi at koşturanlara rağmen isteriz. İstemem yan cebime koy diyenlere inat isteriz. 

İsteklerde hudut yok; biri bulup iki isteyen, akçe bulup çıkı isteyen(ler) de var. Canımız istese de istemese de isteklere muhatap olduğumuz anlar var. 

İsteğimizin bizdeki tezahürüne göre hüküm hazır: ‘İsteyenin bir yüzü kara; vermeyen Arap’ da deriz ‘Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz’ de… Sonucu takdir(!) bizim güya!

İsteklerimiz azaldıkça mutluluğumuz artar mı azalır mı hiç düşündünüz mü?

İsteklerle tuzağa düştüğünüzü hatırlıyor musunuz hiç?

Ölçüsüz isteklerle felaketlere sürüklendiğinizi fark ettiniz mi hiç?

Yapamayacağı şeyleri istemekle gün geçirenleri gözlediniz mi hiç?

Kötü isteğin sahibine kötülük getirdiğine şahit oldunuz mu hiç?

Yerinde ve zamanında istemesini bilenin dediğini yaptırdığına şahit oldunuz değil mi?

Ne istediğimizden emin olduğumuzu gösterebilirsek başaracağımıza inanıyoruz değil mi?

Bize yardım edeceklerden istemeyi bilmemiz gerekiyor değil mi?

İstemekte ısrarlı olursak başarılı olacağımızı biliyoruz değil mi?

Boynuz isterken kulaktan olmamaya dikkat etmek gerekiyor değil mi?

Hep daha fazlasını istediğimiz için elimizdekileri kaybediyoruz değil m?

Yüz bulunca astarını istemek, bize hiç yakışmıyor değil mi?

Bir başkasının bizden bekleyeceklerinden çok daha fazlasını kendimizden istersek mutlu oluruz gibime geliyor. 

Bir amaca ulaşmak için birçok arzudan vazgeçebilmeli, istediğimizi yapamadığımız zaman yapabileceğimizi istemeliyiz gibime geliyor. 

Ne istediğimizi bildiğimiz oranda mutlu oluruz gibime geliyor. 

Bir şeyi ciddi olarak isteyelim, Allah için isteyelim yeter; inanın hiçbir şey erişilemeyecek kadar yükseklerde değil.

Benim özel isteğim mi? Cahit Sıtkı Tarancı misali işte: “Memleket isterim / Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun / Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Muhabbetle…

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile