Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Elbette bu ülkenin dîn ve tasavvufu anlamak konusunda tökezlemesi elli-yüz senelik mes'ele değil, daha eski... 

İslâm, Atatürk, Cumhuriyet, tasavvuf, târih, Türklük, Milliyetçilik gibi kavramların tamamen sahîh mânâsının ifsâd 

edildiği bir zaman diliminde, her şeye rağmen bu toprakların kodlarını yitirmemiş evlâtları yok mudur? 

Biz Yûnus'un, Mevlâna'nın torunlarıyız diyen, askerini Alperenler gibi cenge uğurlayan, Mehmet Akif ruhu bitmiş midir?

Kavram zehirlenmesiyle zehirlenen ve kendi içinde dahî bin parçaya bölünen bu toplumun en sahîh sırrı "vatan ve mukaddesat" sevgisidir!

İster Yesevî Maturudî-Hanefî ekolünün ezelî ve ebedî medeniyet tasavvurunun yüksek üslûbunu çözmüş kutlu ve zarif dervişleri olsun...

İster târihin bir tecellîsi olarak bu ontik iklime zıt ve fakat yine de Anadolu irfânının medrese geleneğinden gelen ve kendi ontik iksirini tekfire ayarlı o zehrin içinde, yine kendi ruh köküne mütemadiyen panzehir üretmek için kelime ve izlere tutunmaya çalışan hâlis Anadolu evlâtları olsun...

İster Milliyetçilik güllesiyle Türklüğün mânâ özünü bin parçaya bölen ve Araplar hain, yüz çevirin zehrini pompalayıp, tevhid imâmetini parçalayan liderlerin zehrine mukabil, vicdânındaki o eşşiz tevhid rüzgârının garip esintisini alnında hisseden yiğitler olsun...

İster, mensup olduğu aile ve mahfillerin Cumhuriyetten evvelki medeniyet hazinesini inkâra ant içirilmiş, ancak iki kuşak evvelki paşa dedelerinin, konak hanımefendisi ninelerinin asil fotoğraf ve hatıralarından bir varlık neşvesi duyan, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarına, vatanına tecavüz eden, Milli Mücadele düşmanı oldukları için nefret duyan, savaş olduğunda cepheye koşacak Mustafa Kemâl'in askerleri olsun...

Koca İmparatorluğun askerlerinin Bektâşi Dergâhında pişmiş, dedeleri ile birlikte bu şehrin dergâhlarında, mûsikî tezgâhlarında ruh demlemiş Rum ve Musevi çoçukları olsun...

Kanına girildiğinde "Hepimiz Hırant gibi Ermeniyiz" dedirtilen, ancak Hrant'ın da mezarından; Hayır, siz benim kadar OSMANLI değilsiniz" diye titrediği, siyonizmin Türk ve Ermeni kılığına girerek her iki tarafı insafsızca katlettiği, ancak faturasını dedelerinin kemiklerini sızlatacak o düşmanlıklara terkettiği, ama onun masalını dinlemeden uyuyamadığımız Adile Teyze'mize, merhametli çehresiyle öksüz dedesi Nubar Terziyan'a, babacan bıyıklarıyla hep birlikte sinesine sığındığımız amcamız Hulisi Kentmen'e kesildi.

İdris Nebi'nin tedrîsinden mimari yaratmış, Sokrates ve Eflâtun'un hikemî mayasından süzüle süzüle, Hızır geçidi gibi zaman duvarında Farâbî, İbn-i Sîna ve Gazzâlilerin, İbnü'l Arabî'nin, Endülüsten sonsuz geometri ile soy desenler çizen ve Dedesi Fâtih'in ruh teknesinde birleşerek cihâna yeni bir sentez, imân, aşk ve vecd içinde incelmiş bir HİZMET ve HİKMET inşâ ettiği, Şark'ın ve eski Garb'ın çocuklarının bütün zehirlemelere rağmen, zaman duvarındaki o büyülü hâtıradan kopamayan evlâtları olsun...

Aslında hepimiz bu efsunlu hâtıranın çocukları olduğumuz hâlde... 

Kalbimiz, insan, hayvan ve zavallılar için merhamet dolu olduğu hâlde...

Yüreğimiz, vatan, millet ve İNSANLIK sevgisi ile dolu olduğu hâlde...

Ne çok ayrı kalmışız birbirimizden...

Ne çok mahrum kalmışız... 

Hepimiz âdeta kodlanarak, ayrıştırılıp, dönüştürülmüş, uzay canlıları gibiyiz...

Korkuyoruz birbirimiizden...

Bizi biz yapacak en önemli unsurlar olduğu hâlde birbirimizin Müslümanlığından, Türklüğünden, Atatürk ve ecdâd sevgisinden, birbirimizin derneğinden, bahçesinden, çayından, kahvesinden, kelimesinden, kitabından korkuyoruz... 

Birbirimizin kibrinden, sevgisizliğinden yorulmuşuz. 

Her bir parçamız, molekülümüz birbirine düşman! 

Partilere, tarikatlere ayrılmışız, dışarıdan pompalandıkça terörist gibi ürkerek bakıyoruz, her kelimemiz yağma edilmiş, İmam, ergenekon, abla, abi, derviş, hoca, asker, vekil Allah'ım hiç bir bağımız değerimiz kalmamış ne insan ne de eşyâyla.. Kendine baş eğdirmiş f harfi iblisin bizi kilitlediği sosyal ve sanal bir dünyada, birbirimizin çayına, kahvesine, kucağına, kokusuna, sesine hasret köleler gibi, bir kabalah büyüsünün sarmalında yapayalnız kalmışız.

Ben artık yoruldum bu yalnızlıktan...

Yoruldum sinema salonlarının yalnız ve kasvetli salonlarından... 

Ben... kardeşiniz Saliha... Mahallenin Münzevî kızı...

Uyutulduğumuz bu metriks düzlemi içinde uyanık kalmaktan usandım...

Altı yaşından beri okuduğum, bu medeniyeti vâr eden ruhların çocuklarını... 

Mimârisi, mûsikisi, komşuluğu, çelebiliği, köylülüğü, âh edenleri, âhiliği, sarığı, cübbesi, fesi, Paris'ten gelen en son şapkasıyla, lavanta kokulu tülbentleriyle eski konaklarda buhurdan gibi tüten o bayıltıcı insan kokusunu özledim.

Her varlık damarıma basıldığında elindeki medeniyet hizmetini bırakıp zil gibi çalan kalemimin telâşından yoruldum.

Oysa ben birbirinden ayrıştırılmış ve düşman edilmiş her bir kelimedeki o yalnız ve sahih ruhlarınızı görüyorum...

Bu yüzden her birinizin varlığını gizlice sevdim, gizlice hemhal oldum... Siz fark etmeseniz de ben en sahih gülüşlerinizi, en sahih hallerinizi öptüm.

Benim de kızdığım şeyler var elbette..

Bütün dünyanın kızdığı Cumhurbaşkanımıza biriktirdiğim, bir yerde vakit ve fırsat olursa hesabını soracağım çok şey var... 

Meral Hanım'a, Kılıçdaroğlu'na, Bahçeli'ye soracağım çok şey var!

Ama beni korkutan bunlar değil, bizim içimize girip, suret-i hakdan görünerek, iman ve inancımızı bozmaya çalışan ve çok da taraftar bulabilen virüslerden, ajanlardan korkuyorum.

Çünkü ben 15 Temmuz gecesi bizi sokağa döken ve Bursa sokaklarını tevhid sadasıyla sallayan, adları okunduğunda ağaçların ürpererek hışırdadığı, güvercinlerin pervazlara uçtuğu ve bu ürpertiyle bakışlarımızın Bursa'nın semâlarını saran o garip ışıkta kaldığı, buna şâhit olmuşluğun verdiği ürpertiyle birbirimize sarılıp, su içirdiğimiz, pidemizi paylaştığımız, betonda üşümesin diye hırkamızı altına serdiğimiz, titrek elleriyle bastonuna tutunan dedeye; "hadi sen git gece evde kal, biz buradayız, sabah da bize simit getir" diye iknâ edip yolladığımız o ruhu kaybetmemizden çok korkuyorum.

Çünkü o ruhun özünde sâdece ÎMÂN var.

Elimizde kalan tek cevherin de dışarıdan ayarlı, vatanı, tasavvufu, târihi olmayan, ama bize dayatılan garip bir din anlayışından ürküyorum.

Hepimiz bunun için korkuyoruz birbirimizden. 

Çünkü biz zehirlenmiş ve büyülenmişiz, birbirimizin kalıbından, sûretinden korkuyoruz..

Korkarım kitlesel bir kabala büyüsü bu...

Oysa Fâtih'in o gülbahar semtinde eski Roma sarnıcına gömülmüş cifirleri sökmek için giderken şehit edilen Bayram Ali Hoca toprağa düştüğünde, yakaza aynasından fırlayıp yanına koşan, ağzının yanından akan kanı silen, medrese kokan eski kitabı elinden alıp tozlu rafa koyan bendim...

Yasadışı örgütlerin sarmaladığı o kuyunun içinde, Batı'nın sahip olmadığı, sadece bu toprağın erkeğinin sahip olduğu o "sezdirmeden parmaklarının üstünde, kedisi, köpeği ve yavrusundan cayarak, erkeklik gururunu, kalbindeki o en sert ve en yumuşak noktayı ezdirmemek için kafasına sıkıp giden" Ahmet Kaya Batı'nın soğuk ve kasvetli sokaklarında öldüğünde oradaydı ruhum.

Feminizm bataklığında boğulmuş sosyalizmin kollarında ne işin vardı ey cân, seni kim ayırdı vatanının bağrından, kalbinden kokusundan? diye ezildi kalbim. Sadece şarkı değil, o şarkıyla birlikte giden erkeğin bıraktığı boşluk değil midir LGBT ve feminizm çamurunda batıp çıkmaya başlamamız?

O büyük hâtıranın aynasından bakıp şekil ve renk değiştirmiş insanlara elimi uzatıp dokunamamaktan yoruldum.

Bu aynânın içinde uyanık ve yalnız kalmaktan yoruldum.

Belki tek tek söylemeye casaret edemedim ama ben hepinizi, kendinize ait o zarif cevherlerinizin içinde çok seviyorum.

Evet ben sizi çok seviyorum.

Elimi bu aynadan çıkarıp uzatmak istiyorum artık. 

Burası korkunç bir yer değil, Yesevî Tekkesi, Üftâde Tekkesi, Konya Çarşıları, Kosava rüzgârı, Medine'nin kuytu bir sofası, Doğu Türkistan'ın fecri bekleyen gecesi, Kudüs'ün ve Celîle'nin fetih kokan bir sabâhı var. Masada turkuaz bir vazo, vazoda Peygamber çiçekleri var.

Korkacak bir şey yok burada...

Hiç birinizi incitmem ben.

Secdeye hasret kalbim

Kalbinize...

Malhun....

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile