Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

koyumdengonlumden01Benim çat kapı gidebileceğim, karnımı doyurabileceğim, çay içebileceğim, sohbet edebileceğim kişilerden biri de Zübeyde Abla'dır.

Zübeyde Abla Sivrihisar'lıdır.

Nasrettin Hoca, Aziz Mahmut Hüdai, Yunus Emre, Hızır Bey, Çandarlı Ailesi Eskişehir'lidir ama aslında Sivrihisar'lıdır.

"Dağları Kaldırırsan

Dünyanın düzü kalır.". ya. Sivrihisar'ı da başka bir ile bağlarsan Eskişehir öksüzleşir.

Anadolu'nun en büyük ahşap direkli camilerinden Ulu Camii ile beraber onlarca Selçuklu Eseri vardır.

Zübeyde Abla bu topraklardan beslenmiştir.

Hafızası mükemmel, hatıraları mükemmeldir. Dinlemeye doyamazsınız.

Mesela "biz su yıkardık" der. Dere kenarında suyun içinde bir yeri oyup, suyun bulanıklığı gidene kadar suyun yerini değiştirirlermiş. Su yıkandıktan sonra içilirmiş.

Zübeyde Abla ilk okulu bitirmiş. "Eve gelen kese kağıtlarını açar okurdum" diyor. "Bazen gazete gelirdi hiç bir yerini atlamazdım. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nu çok iyi bilirdim, gazeteyi açınca orada yazardı" diyor.

Bir sohbetimizde eskiden radyodaki arkası yarınları heyecenla takip ettiğini, Halide Nusret Zorlutuna'nın bir eserini çok sevdiğini söylemişti. Emine Işınsu Abla'da Halide Nusret Zorlutuna'nın kızı idi ya. Telefon ettim Emine Abla'ya, uzun uzun heyecanla, mutluluk içinde ne güzel konuşmuşlardı.

Dedesi der miş;

"Gel denilen yere git, ar eyleme,

Gelme denilen yere gidip de yer dar eyleme."

Bununla alakası yok ama söyle yazmıştım bir kıta da;

"Gel denilen de gelinir,

Aşkın kıymeti bilinir,

İzler rüzgarla silinir,

Çöl olmak neyine senin.."

Yine dedesi şöyle der miş;

"Ellerin allı sarayından

Benim kör hanem iyidir.

Ellerin ballı böreğinden

Benim tarhanem iyidir."

Sivrihisar'da şimdi ballı gözleme var hala, belki de bu gelenek devam ediyordur.

Tarhane de tarhana çorbası. Dar hanelerin çorbası.

"Yiğidim diyeni candan ederler,

Koçakım diyeni maldan ederler,

Kızım ne yiğit ol, ne koçak, ortada bulun"

xx

"Ciğerler ki odlara yandı, hesabı kitabı neyleyim,

İlahi bu bir avuç turabı neyleyim."

xxx

El kile gidiyor, ben bile gideyim deme, lazımsa git.

Gitmiş olmak için tingir tingir gitme."

Hep bu dedesinin sözleri kalmış Zübeyde Abla'nın hafızasında.

Bir gün İzmir'den bir arkadaşı gelmiş, beni de davet ettiler. İki kıza birer buket çiçek aldım gittim. Sonra bir tatlı sohbet başladı. Sevim Abla'nın sesi de mükemmel, zamanında şarkı söylemiş. Hacı Arif Bey'den Şerif İçli'ye şarkılar. En son "Gözlerin Hayran Bakarmış Görmeyip Israrımı" ile noktalamıştık her halde. Ya da "Geçti Sevdalarla Ömrüm İhtiyar Oldum Bugün."

Zübeyde Abla çok okuyan bir insan. "Mehmet Kaplan'ın liseler için yazdığı Edebiyat Kitaplarını defalarca okudum" demişti. Prof. Dr. Mehmet Kaplan da Sivrihisar'lı ya.

Rahmetli eşi öğretmen idi."Bir gün eşimin öğrencilerinden birinin okulunu bırakacağını öğrendim, çok üzüldüm. Ali Fuat Başgil'in Geçlerle Başbaşa kitabından bir misal vermiştim" diye konuşmuştu.

Zübeyde Abla'yla çayımızı yaparız ben bir şiir okurum, o Yahya Kemal'den ezberindeki şiirlerden okur. Bir kitaptan, yazardan bahsederim, o teferruatıyla anlatır. Bilgisi yanında fazla da konuşamam gerçi.

Yine dedesi der miş;

"Gençlikte yapılan ibadet gece ışığı,

İhtiyarlıkta yapılan ibadet gündüz ışığı."

Benim ebem de biz çocukken "hinci sizin gıldığınız namazla çıra gibi yana" der di. Arabamda ara sıra baktığım, kokladığım bir çıra kıymığı bulunur, belki de bundandır.

Gidebildiği zamanlara kadar Yunus Emre törenlerini hiç kaçırmamış, her sene katılmış. "Merasimler bittiğinde gelecek yılın heyecanı sarardı beni" diyor.

Bir gün sohbet ederken çocuğu telefon etti, tatile gidiyorlarmış, Afyon yakınındalarmış. Telefonda "Sakın Kocatepe'ye uğramadan yolunuza devam etmeyin" diye kesin bir dille talimat verdi. Devamı da banaydı sözün " Kocatepeler olmasaydı şimdi tatile gidemezdiler."

Zübeyde Abla'nın ağzı dualıdır. O kadar cümleyi nasıl kurar, nasıl peş peşe getirir bilmem. Ama o duaların hiç bitmemesini istersiniz. Ne güzel, ne duyulmamış dualardır onlar. Yaptığı dualar hepimize olsun.

Bu fotoğrafı köyde çekmiştim.

Şerif Aydemir Ağabey var ya bizim hikaye yazarı, ESKADER Başkanı. Hikayeleri mükemmel ama zor yazıyor. Tembellik yapıyor diyeceğim de ayıp olur, büyüğüm çünkü. Bahane de buluyor. Yine bir gün "yaz Ağabey" dedim de "Her yorulduğum yere han yaparsanız öyle" demişti.

İşte onun gibi Zübeyde Abla ile annem de tarladan yukarı çıkarken yoruldukları yerde oturmaları için sandalye taşıyorduk, gülmeleri o yüzden.

Yıllar önce şöyle yazmıştım.

Yanında duranlar düşmesin gama,

Dertlere dermandır Zübeyde Hanım.

Dereler, ırmaklar olacak amma,

Elbette ummandır Zübeyde Hanım.

Meltemi, lodosu hepsi başında,

Hatıralar saklar her bir yaşında,

Türe Sokağı'nda, Akarbaşı'nda

Tatlı heyecandır Zübeyde Hanım.

Kar eksilmez olmuş şimdi dağında,

Nicesi yetişir gönül bağında,

Hüsamettin Bey'in can konağında,

Oturmuş sultandır Zübeyde Hanım.

Kötülük, kin, gurur gelmez yadına,

İyinin, güzelin varır tadına,

Gönlünü verdiği dört evladına

Her zaman limandır Zübeyde Hanım.

Doğrunun yanında, özü, sözü bir,

Türkiye ufkunda aydınlık fikir,

Lekesiz, tertemiz yüreği şiir,

Serapa vatandır Zübeyde Hanım.

Elinde büyüyen sevginin dalı,

Gönlünün sarayı bin bir odalı,

Adına sevdalı, ağzı dualı,

Bir güzel insandır Zübeyde Hanım.

Allah sağlıklı uzun ömür versin.

Ellerinden öperek....

Yazar Hakkında

Mehmet Ali Kalkan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile