Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

okumakkYakın tarihi Kurtlar Vadisi’nden uzak tarihi Muhteşem Yüzyıl’dan öğreniyor. Niye okusun?

Spor gazetesinden genel kültürü tamamlıyor. Niye okusun?

Sosyal hayat ile ilgili bilgi becerileri tv evlendirme programından öğreniyor. Niye okusun?

Hayat mücadelesi dendiğinde “sörvayvır(!)” aklına geliyor. Niye okusun?

“Asgari ücret, millî gelir, ekonomik gösterge” kavramlarını face’teki paylaşımlar kadar biliyor zaten. Niye okusun?

Teknolojinin sadece tüketim boyutu onu ilgilendiriyor; uygulamasını da akıllı telefonlarla pekâlâ yapıyor. Niye okusun?

Kullanım ömrünü tamamlamadan telefon değiştirmek ‘moda!’. Tüketim çılgınlığını elektronik kelepçelerle yaşıyor. Niye okusun?

Kullandığı teknolojik aletin bütün özelliklerini bilmek gerekmiyor. Sesli harfleri silerek her gün daha hızlı ve daha çok mesaj çeksin, görüntülü konuşma programlarını az buçuk kullansın yeter. Niye okusun?

Reklâmlara bakarak Osmanlıca öğrenmek istemesine bakmayın; kısa bir heves, geçer hemen. Niye okusun?

Kendi adına düşünenler olduğuna inandığı gibi kendi adına okuyanlar olduğuna da inanmak bedbahtlığına düşen bir topluluk… Niye okusun? 

İngiltere'de liseyi bitirinceye kadar Şekspir'i öğreniyorsunuz. Bizde güya öğrendiğiniz bir bilge /seçkin vb’yi tanıyamıyorsunuz maalesef. Kelime hazinemiz de buna göre şekilleniyor. 

Okumak ihtiyaç değil. Duygular donmuş… Niye okusun ki? 

Açlık hissettirilmemiş, hissettirilmiyor niye okusun ki? 

Okuyanlar fark edilmiyor niye okusun ki? 

Okudukça insan derine dalıyor o niye derinleşsin ki? 

Okumakla ruh besleniyor; o bunu bilmiyor niye okusun ki? 

Okumak bilmek, bilmek de yanmak o niye yansın ki

Ne dense “aynen” diyen, diyecek başka kavramı olmayan bir kalabalık…

Öğrenmeyi bırakın; sorma sorgulama, düşünme hak getire… Dindarlığı Allah’a bildirmeyi unutup kula gösterme gayretindeki bir kuru kalabalık …

Ne zaman sıkışsa ezberlediği kavramlara müracaat: “Üst akıl, derin devlet, algı yönetimi, mafya vb…”

Takım tutar gibi parti tutuyor. ‘İtaat et, rahat et’ kültürü damarlarına kadar işlemiş; geleneğe, göreneğe yabancılaşmış/yabancılaştırılmış; anlamayan, anlayamayan, anlatamayan, anlaşmayı unuttuğunun farkına bile varamayan bir topluluk …

Taşıdığı değerden haberi olmayan bir gençlik …

Ekran esiri ana babanın elektronik kelepçeli çocukları, maalesef, ‘istediğimiz gibi değil yetiştirdiğimiz gibi’ işte…

Müfredat değişimine ayak uyduramayan, değişimi takip etmeyen/edemeyen öğretmen(ler) …,

Hâl ve gidişi yerlerde sürünen; ‘zayıf’ bile olamayan bir değerler eğitimi… 

Madalyonun öbür yüzünü görmek istiyorum ama orası daha da karışık gibime geliyor inanın. Hepimizde yolunda gitmeyen bir şeyin huzursuzluğu var aslında. Var ama neyin yolunda gitmediği hususunda fikir beyan etme, bu konuyu araştırma yollarıyla ilgili olarak, inanın, hiç fikrimiz yok .

Evet hâl-i pürmelâlimiz bu…

‘Bu ahval ve şerait içinde dahi okumaya/okutmaya çalışan bir topluluk var.’ diye inanmak istiyorum her şeye rağmen.  

Evet evet, her şeye rağmen okumaya/okutmaya çalışanlara yardım etmek gerekiyor, diye düşünüyorum. 

Benim gibi düşünenlerin sayısının da artmasını istiyorum.

Her şeye rağmen okumak, okumak, okumak… Okumaktan başka çare yok ... 

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile