Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

gurbetTürkülerimizde gurbet bir başka işleniyor. Çorumlu Âşık Şekip Şahadoğru 

“Bâd-ı sabahta benden yâre haberi

Vahdetine daldı diye söyleyin

Hatırlayıp da yâr beni sorarsa

Can cananda kaldı diye söyleyin” derken sözleri anonim bir Musa Eroğlu türküsü

Seher yeli bizim ele giderse

Nazlı yâre küstüğümü söyleme

Ne hallara düştüğümü sorarsa

Bağrıma taş bastığımı ona söyleme” diyor. 



Deyin vefasız yârim

Belki de çıkmam yarına

Arada gel mezarıma

Bir Fatiha oku bari


Bayramdan bayrama” diyen bu güzel türküde de söz ve müzik Kazım Birlik’ten… 

Ustaların gönlüne sağlık... Duygularımıza tercüman olmuşlar.

Gurbetin ana teması yâr ve söyleme/söyleyememe değil mi sizce de?

Sevdiğimize uzak olan her yer gurbet değil mi sizce de?

Yaşadıklarımız, söyleyemediklerimiz, duyduklarımız, hissettiklerimiz gurbetle birleşip bir köz oluyor yüreğimizde değil mi?

Gurbeti hepimiz anlatırız. Hepimiz gurbeti anlatan şiir ve türküleri zihnimizde hep tekrar ederiz. Gurbet, içimizde hep bir sancıdır. Varlığıyla yanıp yakıldığımız sevgimiz, hasretimiz, iyimiz, kötümüz, acımız, umudumuz, çocukluğumuz, gençliğimiz kısaca her şeyimizle gurbeti yaşarız.

Doğup büyüdüğümüz coğrafya şekillendirir bizi. Kültür değerlerimizin esasını çocukluk yıllarımızın geçtiği yerde öğreniriz. Bu itibarla köyümüz, köylümüz ayrı bir anlam ve önem taşır bende/sizde. Bu bağ bizi köylü, hemşehri yapıyor. Ekilip sürülen yeriniz varsa, oturduğunuz bir eviniz varsa bu bağınız kendiliğinden güçlü oluyor.

‘Gurbet, insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuk’tur. Gurbet, meşakkattir. Gurbete çıktığınızda yüreğinize bir şeyler dokunur. Gönül teliniz titrer. Doğup büyüdüğünüz, yetiştiğiniz, kültürüyle hemhâl olduğunuz iliniz/obanız/köyünüz/memleketiniz, tüter gözünüzde. Zira sevenleriniz yaşadı orada. Sevdikleriniz yaşadı/yaşıyor orada. Her bayram arifesi olmasa da sıla-ı rahim yapıyorsunuz oraya. Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler, zihnimizin bir yerinde hep canlılığını korur. Bu itibarla o yer(ler) hep içinizde, hep ruhunuzdadır. Herhangi bir şeklide oraya yolunuz düştüğünde işte bu yüzden sesi soluğu kesilenleri hatırlarsınız hemen. Her biri kendi zamanının adam gibi adamı eşiniz dostunuz/hısım akrabanız/soyunuz sülaleniz gelir aklınıza işte bu yüzden. İtiraf ettiğiniz/edemediğiniz suçların işlendiği yerler canlanır zihninizde. İlk mektep sıraları/yılları geçer gözünüzün önünden. Kavgada dövdüğünüz/dövüldüğünüz gelir aklınıza. Bayram namazlarındaki coşku ile beraber bayramın güzelliğini yaşarsınız. Sevilenlere yakılan ağıtlar, sevdiklerinize söylediğiniz gaba boyramadan çığırdığınız türküler dökülüverir dilinizden sessizce. Düğün dernek hepsi bir örnek misali edası, işvesi, nazı sevilesi kadınlarınız kızlarınız film şeridi gibi geçer gözünüzün önünden. Mani mani oynattığınız büyükleriniz, tek tek karşılar sizi hayalinizde. Yavan yaşık yediklerinizi gursaklarınızda hissedersiniz o an. Korkudan eteyi peteyi şaşırsanız da başından ayrılamadığınız bağ bostan bekçiliği gelir aklınıza. Hatıralarınızın yaşlandığı o tertemiz yerde yerinizi yurdunuzu ararsınız. O küçücük yer, büyür yeniden gönlünüzde. Bildik bildik durur da ses vermez bir türlü köy içi. Gannık gatillik olmadan emiş garış yaşadığınızı hayret ve ibretle düşünürsünüz. 

Sılaya gittiğinizde sizi tanımayanlar daha çok olabilir. Bu yüzden o an teneffüs ettiğiniz hava, burnunuzun direklerini sızlatabilir. Yol yolak değişmiştir; ev(ler)iniz toz toprak içinde kalmış olabilir. Don köynek(gömlek) dolaştığınız sokaklarınız da sizi yaban bilebilir. Yurt, yad yaban ile dolabilir. Kışta kıyamette çamurda çaylakta bile türkü çığırıp gezen gençler olmayabilir elinizde obanızda. Guyum guyum olup ekinnen dikinnen, sapınan samannan, goyunnan guzuyunan yaylada yazıda uğraşanlar; düğünde dernekte, ölüde diride bir olan köylüler de artık olmayabilir. Kaçak köçek girdiğiniz kahvelerin yerinde yeller esmiş olabilir. Bulgur çekilirken, soku dövülürken manilerle atıştığımız kızlar/gelinler de karşılamaz sizi. Beş günlük, sağdıçlı düğünler yoktur gayrı. Sıradandır artık düğünler de. Sağdıcınız yoktur orada bu yüzden. Ebeyinen dedeyinen büyüyen çocuklar da yoktur. Hatirnaz ol(a)maz yeni yetmeler bu yüzden. Neyin nesi kimin fesi olduğunu bilmedikleriniz de dolaşıyor olabilir ortalık yerde. Ayrı gayrının pek yaşanmadığı o mekân, eriye eriye yaban ele dağılmıştır. Bağdaki yeşil üzümleri, bahçedeki kan kırmızısı gülleri, tarladaki bostanı mehrican vurmuştur. Fakire fukaraya kol kanat gerenler gidince tadı kalmamıştır oraların. Ördek uçmuş, gölünüz veran(!) kalmıştır. Koyun kuzu da artık eskisi gibi melemez. Her ölüm her zaman erkendir, erkendir ama mezardakilerle siz erken erken (!) vedalaşmışsınızdır. Tanıdıklarınız, mezarda daha çoktur. 

Ne olmuşsa olmuş yerinize/yurdunuza bir hâl(ler) olmuştur. Olsun o yer(ler) gene bizim yurdumuz. 

Hâsılı şairin (Ahmet Kutsi Tecer) de dediği gibi işte: 

Orda bir köy var, uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gezmesek de tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür.


Özcan TÜRKMEN

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile