Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

halidenusretzorlutunaBakıyorum da, şair ve sanatçılarımıza dair yazdığım yazıların çoğu, onların vefatı üzerine veya vefatından sonra kaleme alınmış.

Bir şair arkadaşım bu yüzden beni kınamış, hatta “ Ağıt yakıcılar’’ gibi her ölenin arkasından birşeyler yazıyorsun, demişti. Bu sebeple de, şahsen veya gıyaben çok yakından tanıdığım halde, aramızdan ayrılan şair ve sanatçılar hakkında çoktandır yazmıyordum.

Ne var ki, bu defa sefere çıj$an, Türk Edebiyatının en asil, en hassas ve zarif kadın şairi “ Ümmül Muharrirat’’ Halide Nusret Zorlutuna idi...

Halide Nusret Zorlutuna’nın edebiyat tarihimizdeki yeri ve büyüklüğü, ne şairliğinden, ne de romancılığından dolayıdır. Aslında onun en üstün vasıf ve meziyeti: Tanzimatın ortaya çıkardığı, kendi tarih ve kültürünü, âdet ve geleneklerini benimsemeyen, eski değer ve büyüklerini tanımayan, taklitçilik ve -oku doğrusuna- batıcılığı “ ilericilik” sayan “ acaip aydın tipi’ ’nin çok bol olduğu son yarım asır içinde, onların aksine:



Gözümde hep eski çağlar

Çağlar dumanlı dumanlı...

gibi, gurur ve gücünü mazisinden alan, milliyetçi ve memleketsever duygularından kaynaklanmaktadır. Mazisinden aldığı bu gurur ve gücü, şu mısralarla daha da perçinlemektedir:

Bütün budur değil mi, budur bizim mâzimiz

Ne bir çirkin manzara, ne fena bir hâtıra...

Yalnız yüreğimizde derinleşen bir yara.

1924 yılından itibaren öğretmenliğe başlayarak, yurdun birçok liselerinde edebiyat öğretmenliği yapan Zorlutuna, ilk yazılarını, mütareke yıllarında yayınlanmış, o sıralarda iyice gelişmiş bulunan “ Millî Edebiyat’’ cereyanına kolayca intibak edebilmiştir.

Onun diğer bir özellik ve üstün vasfı da, gerek şiirlerinde, gerekse nesirlerlerinde konuşulan Türkçeyi, ustaca kullanması ve şiirlerinde millî veznimiz olan heceyi tercih etmiş bulunmasıdır.

1914 ’den sonra hece vezniyle Millî Edebiyat cereyanı hareketlerinin, Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Celâl Sahir, Orhan Seyfi, Faruk Nafiz, Ali Mümtaz ve Necmeddin Halil gibi en önde gelen şairleri arasında, genç Halide Nusret’i de görüyoruz.

Henüz 18 yaşında iken yazdığı:

Sessiz tesellilerin ne kadar rüha yakın

Ne olur, sen beni sev!

Senin temiz suların

Bu ümitsiz kalbime bir parça neş’e versin

Yahut bir akşamüstü atılayım koynuna

Ve hiç ayrılmayalım... Razı mısın sen buna?

Ne dersin mavi deniz, geleyim mi ne dersin?

şeklinde üstün sanat değeri ve derin mânâ yüklü mısraları, onun kısa zamanda, sanat çevrelerinde tanınmasına imkân sağlıyordu.

O, önceleri şiiri kendisine meşgale edinmiş fakat sonradan duygu ve düşüncelerini ifade için şiiri büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Değerli edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı’nın teşhis ve tespitiyle diyebiliriz ki:

“ Halide Nusret, hisli veşefkâtli bir genç kız ruhuyla ve kısmen mistik temayüllerle terennüm ettiği ilk şiirlerinden, Türk saz şiiri tesiriyle veya gittikçe olgunlaşan, bir hayatın çeşitli tahassüsleriyle söylediği en son şiirlerine kadar Türk şiirine temiz bir Türk dili, samimi ve lirik manzumeler kazandırmış bir sanatkârdır".

Prof. Kenan Akyüz’e göre de: “ Romanlarına kadın psikolojisini çok iyi tahlil edebilen sanatkârın şiirlerinde ince bir melâl ve zaman zaman romentikleşin güzel bir lirizm hâkimdir” .

Adile Ayda’nın belirttiği gibi:

Rabbim, bu an uğruna kül ederim varımı

Yükselterek katına yanan dudaklarımı

Bir damla rahmetini emebilirsem eğer

Ayağımın altından çekilse... çökse bu yer

Nurunla aydınlanan boşluklarda ben yine

Uyarak tabiatın ezelî âhengine

Dönsem, çırpınsam, yansam adını ana ana

Ve böyle yana yana erişebilsem sana!

mısralarını yazan şair, sâdece bir ince şair değil, büyük şairdir. Türk edebiyatının, Türk şiirinin zirve adlarından biridir.

Abdullah SATOĞLU/Milli Kültür Dergisi

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile