Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

ozerravanogluDün (23.10.2019) bir telefon geldi baktım arayan Özer Ravanoğlu Ağabey. "Eskişehir'e geldim, az sonra Bursa'ya gideceğim, asker arkadaşlarımı ziyaret ediyorum" dedi.

Özer Ağabey benim üniversite yıllarında Adana'dan tanıdığım bir ağabeyim. Yaşı seksenin üzerinde ve otuz yıla yakın bir zamanını Türkistan'da geçirdi.

Özer Ravanoğlu Ağabey'in iki kitabı var; Doğudan Batıdan Hikayeler ve Türkistan'da geçirdiği yirmi beş yılını anlattığı Tanrı Dağı'nın Gözyaşları.

"Bu coğrafyaya geldikten sonra en büyük heyecan kaynağımız her zaman Tanrı Dağları oldu. Çeyrek asıra yakın bir süredir bu topraklarda yaşamama rağmen, bazen eteklerinde, bazen yamaçlarında, bazen de zirvelerinde bulunduğum Tanrı Dağları bana hep heyecan verdi. İlk günden bu günlere kadar bu heyecanım hiç eksilmedi" diyor kitabında.

Tanrı Dağlarını görmeden de aynı heyecan vardı Özer Ağabey'de.

Anlattıklarını dinlemek de ne güzeldi. Bizi Tanrı Dağları'na, Orhun'a, Sayram'a, Yesi'ye götürüp bırakıyordu.

Neden Tanrı Dağları'nın Gözyaşı idi kitabının adı?

"Yaylalarında beslediği, vadilerinde sakladığı Türk Milleti eski haşmetini, eski kudretini kaybettiği için Tanrı Dağları'nın gözlerinin yaşlı olduğunu hissettiği için" bu adı vermişti.

Bizim geldiğimiz yer belliydi.

Sevdalarımı güneşin,

Yığdığı yerden gelirim

Taşın içine ateşin,

Sığdığı yerden gelirim.

Bir ağabeyimiz talebelere burs veriyor. Onun bir arkadaşının da bir meseleden dolayı başı dara düşmüş, "benim şu işimi halledersen, ben de on-on beş talebeye senin aracılığın ile burs vereceğim, hani sen bu çocuklar Türk Milleti'nin umutları, okusunlar vatan desinler, bayrak desinler, kızılelma desinler dediğin çocuklar var ya, işte onlara" diyor.

O vatandaşın işi halloluyor ama verdiği sözü unutuyor.

Aradan aylar geçiyor ağabeyimiz uçağa biniyor, bir bakıyor yanında unutkan vatandaş. Hemen ayağa kalkıyor, diğeri elinden tutuyor "Bana kırgınsın ama beni dinle biraz." "Ben söz verip de sözünde durmayan insanların yanında oturmam" diye terk etmek istiyor ama zorla bekletiyor o sözünde durmayan vatandaş ve anlatıyor.

"Dün ... ülkeden geldim. Biliyorsun benim abdestle, namazla işim yok, ara sıra Cuma'ya giderim, o kadar. Gittiğim ülkede de Cuma'ya gideyim dedim. Kürsüden bir konuşma oldu "Şimdi aramızda çok önemli bir arkadaş var, Osmanlı Torunu, onun bulunduğu yerde ben namaz kıldırmam, buyursun o kıldırsın."

Herkes bana bakıyor, şaşırdım. Ben imamlığı bilmem, beceremem. Rica minnet bir kaç laf ettim ama çok da utandım. Dün döndüm oradan. Anladım ki biz ta oralarda da önemliyiz. Oralara hizmet edecek, unutmayacak insanlara ihtiyacımız var. Üzerime düşen miktarı fazlası ile o hesaba yatırdım, kusuruma bakma."

Halil Ağabey vardı asker arkadaşı. O da Tanrı Dağları'na gitmiş. Bir kımız çiftliğine uğramış, orada bir at nalı bulmuş, almış cebine sokmuş. Gümrükten geçerken epey problem olmuş, "Bu nalı evimin kapısına asacağım Tanrı Dağları'ndan hatıra" demiş. Şimdi de kapısının üstünde asılıymış.

"At, Türk'ün kanatıdır." diyordu ya Kaşgarlı Mahmut.

Yine Özer Ağabey anlattı;

Bir bakanımız Balkanlarda bir camiye gidiyor. İmam "Burada bir Türk varken namaz kıldırmak bana düşmez" demiş. Ya o Türk kıldırmalı ya da bölge müftüsü. Ben bir Türk'ün önünde durmam"

Sonunda müftü gelip kıldırmış, kırk beş dakika gecikmeli olarak.

Dönüp de bir bak özüne,

Kir düşmezdi ak yüzüne,

Yaylaların gökyüzüne

Değdiği yerden gelirim.

Türk, beklenendi ve hâlâ beklenen.

Ne çok da bekleyenimiz vardı.

Keşke biz de bizi beklemeseydik.

..

Akşam bu yazıyı yazarken TRT Müzik'te bir türkü çalınıyordu, Balkanlardan geliyordu nağme nağme;

"Yeni Cami avlusunda Ezan Sesi Var"

Az sonra da "Edremit'in Gelini, Kınalamış elini."

Hani biz kınaladığımız suların üzerine seccade salardık ya...

Yazar Hakkında

Mehmet Ali Kalkan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile