Çarşamba 19 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

hacivatkaragozBaklavaydı, kahveydi, lokumdu, yoğurttu derken komşumuz Yunanistan, Karagöz’e de sahip çıkıyor. Komşu komşunun külüne muhtaçtır, demiş atalarımız ama bütün bunlar külü aştı, akıl terazisi şaştı. Hatta yıllar önce Yunan medyası; UNESCO'nun Karagöz gölge oyununu “Türklerin kültürel mirası” olarak tescil etmesine “Karagöz’ü Türkleştirdiler” şeklinde tepki göstermişti. “Türkleştirdiler” ifadesi kendi içinde çelişkilerle dolu. Adı üstünde “Kara-göz”, daha ne kadar Türk olacaktı acaba? “Kara” da Türkçedir “göz” de. Hem adı hem kendi Türk’tür Karagöz’ün. Arap da olabilirdi, Çerkes de, Laz da, Kürt de. Ayrıca Yunanistan’ın iddia ettiği gibi Yunan da olabilirdi. Yaradılanı dilinden, dininden, renginden, mezhebinden, meşrebinden ötürü değil Yunus misali Yaradan’dan ötürü seven bir milletiz biz. Ancak işin hakikati şu ki Karagöz’ü  Karaghiozis”, Hacivat’ı ise Hatziavatis” yapanları; komşudan alıp komşuya satanları Karagöz değil de çok paragöz görebiliriz mesela. Dönemin Yunanistan Başbakanı da “Türklerle bu konuda müzakerenin şart olduğunu” söylemişti hatta. 

Yunanistan’ın duruma bu kadar tepki göstermesi, bu kadar içerlemesi, aslında millet olarak Karagöz’ü çok sahiplenmiş olmalarından ileri gelmektedir. Yani “kültürel mirası korumak” gibi bir görev bilincinden çok Karagöz’ü gerçekten, canıgönülden sevmişlerdir. Osmanlı’dan alıp kendilerine göre bir “Karaghiozis” meydana getirmişlerdir. Bugün dahi eğitimin her kademesinde okullarında “Karagöz” vardır. Eğlence dünyasında, Yunan tiyatrosu diye uluslararası etkinliklerde hep Karagöz vardır. Oysa “Karagöz” kendi vatanında bu kadar görünür değildir maalesef. Görünse de çoğu zaman “sûret”i (şekli) görünür, “sîret”i (manası) gizlenir. Aslı bizdendir ama aslı esası layıkıyla tefekkür edilmeden sadece gölgesi izlenir. 

Karagöz, ibretle “temaşa” edilmesi gereken bir gölge oyunudur. Gölge oyununun kökeni hakkında çeşitli rivayetler olmakla birlikte ortak görüş; bu oyunun ilk olarak Asya’da oynatıldığı yönündedir. Tarih boyunca birçok millet, farklı şekillerde hayal perdesine farklı karakterler yansıtmışlardır. Bu bakımdan “gölge oyunu” genel bir tabirdir. Oysa Karagöz ile Hacivat, hayal perdesine Anadolu’dan giriş yapmış Türk karakterlerdir. Yerli ve millîdir. Yani UNESCO’nun da dediği gibi Karagöz adındaki gölge oyunu “Türklerin kültürel mirası”dır. Peki, bu mirastan, hakkımız olanın ne kadarını aldık acaba? Gölge deyince, payımıza ne düştü acaba? “He-Man”le büyümüş bir jenerasyon olarak “Gölgelerin gücü adına, güüüüç bende artık” sözleri aklıma geliyor ister istemez. Her işine Allah’ın adıyla başlayan bir medeniyetin varislerinin bilinçaltına “gölgelerin gücü adına” başlamak çizgi çizgi çizildi; dizi dizi izletildi. “Gölgelerin gücü adına” dendi mi “He-Man” süper kahramana, onun “Titrek” adlı korkak kaplanı ise Atılgan’a dönüşür. Ve bu sihirli sözler sayesinde Gölgeler Şatosu’nun sırlarını öğrenmek isteyen İskeletor’u her bölümde alt ederler. Yani diyorlar ki “Nelere kâdir şu gölgelerin gücü!” 

Hani “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin unutulmaz bir repliği vardır: “Sevgi neydi? Sevgi emek demekti.” Bu soruyu “Gölge neydi?” diye sorsak, gölgenin çağrıştırdıkları, emek verdiğimiz kadar sıralanır bir bir: Karanlıktır gölge. Olumsuzlukların “gölgesinde kalmak”tan, bir iyiliğe “gölge düşürmek”ten köşe bucak kaçarız. “Gölgesinden korkan”lar da olabilir, bir deyimde belirtildiği gibi. Diğer taraftan “Gölge etme, başka ihsan istemem!” dediklerimiz de olabilir, gölgesine sığındıklarımız da.  Biz ne dersek diyelim, en doğrusunu türkülerimiz söyler: 

“Değirmen deresi bölük bölüktür

İçerde ciğerim delik deliktir

Dünya dedikleri bir gölgeliktir.”

İşte Karagöz de aynı hakikati söyler. Hem gölgesi ve beyaz perdesi ile hem de “perde gazelleri”yle… Evet, dünya dedikleri bir gölgeliktir. Ve bir gölgeden ibaret varlığımız Asl’ına koşar aşkın gölgesinde. Cehennemin kurulduğu, insanların bölük bölük toplandığı gün, bir gölge kadar yakınında durmanın yakıcı hasretiyle o gülün...  

Hayal içinde hakikati gösteren bir perdede ve “hayalin gölgesi”nde hayatın olağan akışına gülünç ögeler katar Karagöz oyunları. Bu gölgenin ve perdenin arkasında çubukları elinde tutan “hayalî” namlı kişinin asıl hayali ise, “gölge dünya” ile bizlere hakikati sunmaktır. Şeyh “Küşteri meydanı”dır çünkü bu meydan. Karagöz oyununun mucidi Şeyh Küşteri, müritlerine tasavvufi hakikatleri bu meydanda, bu perdede göstermiştir. Dünya sahnesinde, tek perdelik bir oyun içinde nice oyuncular gölge misali belirir ve kaybolur.  Yunus Emre’nin “Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan” dediği gibi insanlar; ruh ışığı sönene kadar gölge misali oyalanırlar.  Oyunlar ve oyuncular çeşitlidir bu perdede. Ama oynatan, söyleyen, öldüren, güldüren ve ağlatan birdir. 

Karagöz oyununun başında yer alan perde gazelleri “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut Sûresi/64) ayetinin işaret ettiği hakikati hatırlatır seyircisine.  Yani Karagöz; bir güldürü, bir oyun, bir eğlence olmanın ötesinde anlam dünyası itibariyle bir tefekkür vesilesidir. Hacivat’ın perde gazeline “Hay Hak” diye başlaması, gölge oyununa ne güzel yakışmıştır. Bu gölge dünyada mutlak diri olan, yani “Hay” olan O’dur. Ve “Hak”tır O.  

Allah aşkı gönülde, Allah’ın “Hay! Hak!” isimleri dilinde söze başlayan Hacivat, müziğin âhengi eşliğinde nağme ile söyler: 

Her neye iman ile baksan olur iş aşikâr

Kılmış istilâ cihanı, hâb-ı gaflet perdesi” 

İman ile bakmayı tavsiye ederken, diğer taraftan “hâb-ı gaflet”in, yani gaflet uykusunun, cihanı istilasına dikkat çeker Hacivat. Tıpkı şu ayetteki gibi: “Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu, işte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir!” (Yûnus Sûresi/7,8). Bir tarafta iman ile bakanlar, diğer tarafta gaflete dalanlar, gafiller… Bir başka beyitte ise bizlere “uyanık ol” der Hacivat: 

“Uykudan bîdâr olup fehm eyle aklın var ise

Çeşm-i insana bu dünya oldu gaflet perdesi”

“Aklın varsa uykudan bîdar ol, yani uyan ve anla ey insanoğlu insan! Çünkü bu dünya, insan gözüne gaflet perdesidir.” diye uyarır Hacivat. Gözü kara da olsa ne çare! “Nice kara gözleri mahvetti sûret perdesi”… Daha neler neler söyler perde gazellerinde. Ancak arif olan anlar. Gerisi yalan anlar. Uyanık olmayı cin olmadan adam çarpmak, kuyrukta bile kaynak yapmak, kandırmak, ayak kaydırmak, nabza göre şerbet vermek, suya sabuna dokunmamak, zeytinyağı gibi üste çıkmak, riya boyasıyla takiyye yapmak, on parmağında on kara olmak sanır.  

“Sûret perdesine, bu gölge dünyaya aldanma!” mesajıyla başlayan bir Ramazan eğlencesidir Karagöz. Eğlencesi hikmetli, gecesi bereketli… Kadrosuyla yüzde yüz halk tiyatrosu… Yahudisi, Ermenisi, Kürdü, Laz’ı, Acem’i, Türk’ü, yetmiş iki millet, hepsi Osmanlı… Hepsi kardeş, koyun koyuna; kimse kimseyi getirmezdi oyuna. Sevmek için bakmaz orada kimse kimsenin boyuna posuna, soyuna sopuna, kürküne postuna. Hele Karagöz’üm çalışmaz kimsenin aleyhine, kasdına; güvenir Hacivat adındaki kadim dostuna. Topu da gelse üstüne; dobradır, doğru doğru dosdoğrudur en kaygan zeminde bile. Rüzgâra göre yön değiştirmez, bu böyle biline! İster beğensinler ister beğenmesinler, o, lafını ortaya kor; yarası olan gocunur. Karşısında durmak, hele laf ebeliği yapmak mangal gibi yürek, çelik gibi bilek ister. Bir araya gelmez iki yakası Karagöz’ün; makam ile alakası, para ile arası hiç yoktur Karagöz’ün. Vallahi yoktur! Adı gibi gözü de karadır onun. Öyle korkmaz gölgelerin gücünden, öcünden. Sert ama merttir. Okur ama yazamaz, kimsenin kuyusunu kazamaz. Çünkü gölgelerin gücünden değil, gölgelerin boyun eğdiği Allah’tan korkar. Bilir ki “Göklerde ve yerde her ne varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez, sabah akşam Allah’a secde ederler” (Ra’d Sûresi/15).

Karagöz’ün perdesine “ayna” da denir. Bu aynadan ibret parçaları yansır müminlerin kalbine. “Mümin müminin aynasıdır.” diyen Hz. Muhammed’e (SAV) derinden muhabbetle “temaşa” edilsin diye… “Nakşeden nakkâşı bil, aldanma nakş-ı zâhire/ Kıl nazar işte kurulmuştur hakikat perdesi” denir perde gazelinde. Yani “Aldanma dünyanın “nakş-ı zâhir”ine, görünen süsüne. Nakşedeni bil. İşte kurulmuştur hakikat perdesi! Nazar kıl ona, bak işte!” denir. 

Aç gözünü işte! Hayatın rövanşı yok işte! Bir varsın bir yoksun gölge misali. Onlar gibi olma işte! “Onların kalpleri var fakat anlamazlar, gözleri var fakat görmezler, kulakları var fakat işitmezler” (A’raf Sûresi/179).

Onlardan uzak ve emin olmak ümidiyle…

Not: Feride Turan'ın bu yazısı "İstanbul Birnokta" dergisinin 208. sayısında, Mayıs 2019'da yayımlanmıştır.

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile