Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

guvenmeGüven ‘Bir şeye inanmaktan, dayanmaktan, bel bağlamaktan gelen rahat ettirici duygu, inan, güvenç’, ‘Tehlike bulunmama durumu, güvenlik, emniyet, asayiş…’ anlamlarıyla dilimizde kullanılıyor.

Atatürk’ün özellikle belirttiği üzere ‘Karşılıklı güven ve esenlik, bütün dünyanın dilemesi gereken bir mutluluğun temelidir.’

Güven, bir başka insanın dürüstlüğünden emin olmak demektir.

Güven, işbirliğindeki tarafların umduğu ve paylaştığı bir erdemdir, sosyal münasebetlerin devamını sağlayan gir güçtür.

Güven, ilişkilerin kurulmasında ve geliştirilmesinde gerekli bir risk alma sürecidir. İlişkilerinde her zaman anahtardır. İlişkiler eninde sonunda güvene dayalıdır. Taraflar, söylediğiniz ve yaptıklarıyla güvenilir olmayı sürdürürler. Güvenin temeline zarar verebilecek şey(ler), tarafları çabucak yaralar. Toplum, güven üzerine kurulmuştur.

ABD’li Psikolog Abraham Maslow(1908-1970)'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi(fizyolojik ihtiyacı, güven ihtiyacı, sosyal ihtiyaçlar, saygı ihtiyacı, kendini gerçekleştirebilme ihtiyacı)’nde güven, ikinci sıradadır.

Gündelik hayatımızdaki güven kavramını değerlendirmeye çalışalım kendimizce:

İnanıp birinin arkasından gider, ona güvenir, ümit bağlar, bel bağlarız.

Kendimize o kadar güveniriz ki ‘haddi varsa; kendine güveniyorsa, yapabiliyorsa yapsın bakalım’ dediğimiz olur bazen. 

Bazen epey bir ileri gidip ‘hodri meydan; kendine güvenen gelsin, işte meydan!’ dediğimiz de olur.

Arkamızı birine/birilerine verip ondan kuvvet almak, koruyuculuğuna güvenerek coştuğumuz da vakidir. ‘Benim diyen’ bize yaklaşamaz sanki o zamanlar. Kale gibi sağlam, güvenilir görürüz/biliriz kendimizi. Yumruğumuza güvendiğimizi belli ederiz arada bir. Bileğine güvenenler arasında kendi gücümüzü, hüner ve yeteneğimizi test ederiz seyrek de olsa.

Kesemize güvendiğimiz, dayımıza/dayılarımıza güvenip tepeden baktıklarımıza muhtaç olacağımız günler aklımıza gelmez hiç.

Tuttuğumuz dalın elimizde kalıvereceğini hesap edemeyiz nedense.

Ciğeri beş para etmeyenlerin bize hükmedivereceğini akledemeyiz niyeyse.

Dost kazığı yiyeceğimiz, ipiyle kuyuya inilmeyenlerin etrafımızı saracağı, sağlam ayakkabı olmayanlarla iç içe yaşamak zorunda olacağımızı hiç düşünememişizdir ne hikmetse.

Sırtımızı dayadıklarımız, bizi bir bir tek edebilmiştir/etmiştir. Güven(imiz) sarsılmıştır. Tutunacak dalımız kalmamıştır. Etrafımızdan sıdkımız sıyrılmıştır. Zihin açıklığında sıkıntıya düşmüşüzdür. Bitap, bezgin ve ümitsiz kalıvermişizdir. Ortalıkta dirlik düzen yoktur. Hatıra ve hayale gelmeyen şeyleri görüp yaşar olmuşuzdur. Dolaşık ve dolambaçlı yollara sapanlar çoktur….Hâsılı güven bunalımı yaşıyoruzdur.

Böyle bir anda/günde/ortamda samimi ve sadık bir dostun yanımızda olmasını isteriz. 

Tam da bu anda ‘Güven, en büyük takdirnamedir.’ bize.

Rahatlıkla inanıp bel bağlayabildiğimiz bir kimse durumuna gelmek birinin/birilerinin güvenini kazanmak arzusunda oluruz.

Güvenilir bir kimse veya şey etkisi bırakmaya, güven vermeye çalışırız.

Kendimizden bekleneni vereceğimize veya yapacağımıza inanılmak, emin olunmak, itimat edilmek güvenilmek; inanmak, güvenmek, itimat etmek isteriz.

Anonim diye de bilinen Adanan Karaisalı Halit Atılgan’dan Nida Tüfekçi(1929-1993)’nin derlediği türkünün aşağıdaki bölümü 

“Gide gide bir söğüde dayandım dayandım

O söğüdün allarına boyandım gelin boyandım

Ben o yâre dağlar kadar güvendim güvendim

Güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi” diyor. Türküdeki duruma da hemen hepimiz her an düşeriz/düşebiliriz.

Olsun/olabilir, her şeye rağmen ‘Güven, fırtınalı günlerde de sarsılmayan kaledir.’

Güvenle beklediğimiz şeyler, inşallah yaşanacaktır.

Yaşamak direnmek; sevmek güvenmektir.

Unutmayalım; sevdikçe sevileceğiz, güvendikçe güvenileceğiz.

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile