Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

minareSimya ilmi, Maktül Sühreverdi ile birlikte terk etti yeryüzünü belki de.

Öyle olmasa bizler şu parmağını göğe uzatmış duran eşyâya bir anlam verebilirdik.

Kadim dünyanın bütün salikleri yaşadıkları çağda eşyâya isim verirken onlara bir ses yarığının ortasından bakmışlar evvelâ.

Köke bakmışlar, kökene bakmışlar.

İnsanın kökeninde var bu haslet. Küçük çocukların oyuncaklarını en küçük parçalarına ayırıp tekrar birleştirmeye çalışmaları hep bu ses yarığından bakmanın süregiden alışkanlığı.

Kökendeki akıl budur.

Dünya uzun zamandır eşyâya hakikat bilgisiyle bakmayı onu parçalayıp özünü, hakikatini keşfetmeyi unuttu. Gerçekte dil, her gün ezbere konuştuğumuz dil değil, varlığın kökeninden, batınından elde edilmiş anlamlardır.

İnsanlık dilin ve o dilin bâtınından süzdüğü düşünceyi, o simyâyı kaybetti.

Bunu kaybedince eşyâ ile arasındaki mânâyı, mâzisi ile bugünü arasındaki köprüyü yıktı.

Mitolojik öyküleri, antik şehirleri, eski dilleri çözmek zor değil aslında. Çünkü bütün insanlar eşyâ ile bâtını arasından doğdu bu dünyaya.

Tıpkı şu minâne gibi.

Sokrates de, Eflâtun da, Arısto da aynı berzâhın yolcularıydılar...

Bütün düşünürler hep bir Araf’tan seslendiler insanlara. Bütün kadim şehadetler hep o araftakilerin Arafatlarda çekildiği içlerinin Hîra’sından neşet etti, şehadet parmağını uzattı varlık âlemine.

Allah, ibret alanlar ve düşünenler için hep o yarığın içinden şehadet ufku verdi.

Toprağın yarılıp tohumun çatlamasında, gecenin yarılıp ayın yükselmesinde, tan yerinin yarılıp günün doğmasında hep bu şehadet müjdesi vardı.

Günaydın demek bir yerde şehadeti selâmlamak demek.

Doğuşa, hergün bir kez daha doğuşa, yeniden anlamaya tanıklığa, tevhide selâm demek.Canlı-cansız, zâhir-bâtın tüm varlığın hakikatine selâm.

İbrahim’in elindeki balta hep bu kelimenin gövdesine açılan yarık gayretinden ibaret.

Yusuf en derin kuyulara bu sebeple düşürüldü. Tekrar bir hakikat burcu olarak doğabilmek için.

Musa sessizliğin, susma orucunun, suskunluğun ortasından yarılıp ses vermişti ilkin.

Çünkü sözden evvel sükût vardı.

O sükût atlasına bürünmeden yarılmaz kelime ve eşyânın hakikati önünde.

Kelime işçisinin vazifesi konuşmak değil, kazımak, daha kazımak toprağı en derine.

Şimdi denizi yararak göğe uzanmış şu şehadet parmağına daha yakından bak. Bir taş yığını olmadığını anla. Onu anlamak için parçalara böl yeniden inşâ et.

O aklı kavra!

Her nefeste zikredilen Hakk’ı ve ciğerlerini boşaltan o Hû’yu duy!

“Sadece calıya değil, eşyâya da iyi davran” diyen o yüksek akıl böylece sana asıl estetiğin eşyâda değil, senin ona bakışında, güzelce bakışında olduğunu işaret ediyor.

Yeryüzündeki bütün minarelere bak ve onların kapkalın bir kuleyken nasıl inceldiğini, hangi akılla incelip bütün varlık âlemine şehadeti ilân edip insanlığı yükselttiğini anla!

Gerçek şehadet ve medeniyet; insanların gövdesine inen baltaların kanlarında değil, kelimelerin bâtınına indirilen hakikat yarıklarındadır.

Düşün ve tarafını seç!

Sonra parmağını varlık âlemine kaldır;

"ALLAH U EKBER!" de.

Ama ANLAYARAK de...

Gerçek şahadet budur!

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile