Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

koypenceresiBir Daracık Pencere- Şanlıurfa Türküsü

Bir daracık penceredir baktığımız yer.
Gözümüz gördüğünden büyüktür, tıpkı pencere gibi.
Bu pencereden dağları görürüz bize bakan. Bazen başı dumanlıdır "Duman duman olmuş karşıki dağlar" diye söyleriz ya da "Dumanlı dumanlı oy bizim eller" deriz usulca. Hatıralar oluk oluk dökülür dağlardan.
Bir of çeksek dağsız kalırız, "af" deriz o yüzden.

Dağ dağ olmasıyla tektir, inişli çıkışlı olmasıyla iki.

Dağlara dik yerlerinden çıkılmaz.

Bizim pencereler yele karşıdır. Tül tül hatıralar gelir yaslanır sol yanımıza. Pervazlarına niceleri tutunmuştur.

Dağlarımız sislenir.

Bir mavi tülbent ıslanır damla damla. Bir zaman sonra da dağlar yeşile boyanır zaten.

Pencerenin sağ tarafındaki tepede bizden evvel gidenler vardır, selâm olsun.

"Biz ölülerimizle beraber yaşarız" demiş ya Yahya Kemal.

Türkünün bir kıtası şöyleydi;

Elim değdi elime,

Mail oldum diline,

Dünyayı ben değişmem,

Saçının bir teline. Öldürdün beni aman..

Engin Bey'le oturuyorduk, Yavuz Sultan Selim ve şiirinden söz açtı. O muhteşem kitabı, Selimname'yi yazan Turgut Güler Ağabey'i aradık bu vesileyle. Sohbet ettik. "Yavuz Sultan Selim sekiz sene süren hükümdarlığında seksen senelik iş yapmıştır." dedi ve bir beyitini okudu;

Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzan,

Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek.

(Arslanlar bile mahvedici pençem karşısında titrerken,

Beni bir ceylan gözlünün karşısında aciz bıraktı felek.)

Türkü de devam ediyor tabii...

Keman mıdır, yay mıdır,

Güneş midir, ay mıdır,

Zülfüne bend olmuşum,

Ayrılmak kolay mıdır.. Öldürdün beni aman...

Sarı saçlarına bağlıyordu deli gönlünü Abdurrahim Karakoç, üstelik çözülmüyordu. Çözmek isteyen de yoktu zaten.

Bir kıta daha vardı türküde;

Her ayın her gününden,

Her yılın her ayından,

Günde bir kerpiç düşer

Gönlümün sarayından. Öldürdün beni aman...

Doğup büyüdüğüm ve halen annemin oturduğu ev kerpiç. Babamla beraber kesmişler o evin kerpiçlerini. Ben de yarım kerpiç taşırmışım, annem öyle söyler, yıl 1960.

Gönül dağı yağmur, boran, kar olur ama gönül Çalab'ın tahtıydı, saray sağlam durmalıydı.

Yavuz Sultan Selim şirpençeden (aslan pençesi) vefat etmişti.

Anneme "sen bir zamanlar 'benim yârim yaylalarda oturur' türküsünü söylemiştin, ben çocuktum, öyle hatırlıyorum" dedim.

"Yo, u türküyü ırahmetli Hacer Yengen söylerdi. Yalede davarın yanında durudu ya, u zamanlarda."

Bir sevdaydı türküler yanıbaşımda uzanan.

Adile Kurt Karatepe ve arkadaşlarını dinleyelim efendim.

Yazar Hakkında

Mehmet Ali Kalkan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile