Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet Hamdi TanpınarBir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. An ketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu?...
Her hafta bir şii bu suale cevap vererek, insanlık kadar eski olan bu sanatın ölmezliğine bizi tatm çalışıyor.
Şiir ölüyor mu? Sual ilk bakışta oldukça gariptir. Fakat bu garabet ilii Iarın da faniler gibi doğup öldüklerini, hatta tekrar dirildiklerini bilen bugünün adamını şaşırtacak dereceye varamaz. Niçin şaşıralım ki, bizzat bu sualin hatıra gelmesi bile böyle bir endişeyi haklı gösterecek bir sebeptir. Ve tek başına, çok dikkate değer bir ruh haletini meydana koyar. Şüphesiz ki yaşadığımız zamanın sanata ve bilhassa şiire karşı aldığı hususi bir vaziyet, bir nevi düşman­ lık yoktur. Bununla beraber, asrımıza mahsus bir nevi rahatsız vardır ki, etrafımızdak h avayı şiir için müsait bir iklim olmaktan çıkarıyor. Hareketin lüzumuna ve hatta esas olduğuna inanılan bir devirde yaşamak ve bunu iyice bilmekten gelen bir endişe ve rahatsızlık, bizzat sanatkarın da kendisine ve sana­ tına olan imanını sarsıyor.
Bu acaip psikolojinin başında, asrımızın istisnai kıyınetine kendimizin de inanmış olmamız geliyor, daha doğrusu zamanımız, meselelerio büyüklüğü ve ebern bizi buna mecbur ediyor. Bir taraftan teknik terakkiler ve h a­ yati itiyatlarımızı altüst eden icatlar, diğer taraftan insanlığın istikbali şu veya bu şekilde halline bağlı görünen birtakım h ayati problemierin mevcudiyeti, bun­ ların etrafında bii zihniyetierin birbirine karşı açtığı amansız mücadele ve nihayet hayatın en ufak bir gaflet anımızı bile affetmez gibi görünen o şedit akışı, sanatı kendi çerçevesi içinde adeta lüzumsuz bir hiile koyar gibi olmuştur.
Hayatın yüksek kıymetler taşıyan bir nevi ziyneti olması ve bö olduğu için övünmesi lazım gelen şiir, yavaş yavaş bu istisnai durumundan utanmağa ve kendi kendini faideli kılmak için çareler aramağa başlamıştır. Bugünün şiirin­ de en ziyade göze çarpan şey, adeta y aranma kelimesiyle ifade etmemiz lazım gelen bu haldir.
Filhakika bu sanatın son mahsüllerinde, yaşadığı devirden geri kaldığını, onu ve meselelerini kafi derecede iyi karşılayamadığını zannetmekten gelen bir kendine güvenememezlik ıztırabı vardır. Fakat bu ıztırap şaire bir taraftan teknik ve ifade tarzlarını değiştiriyor, diğer taraftan da mevzu ve çerçevesini genişlettiriyor. Onu mütemadiyen kendi ş artlarının dışına çıkartıyor. Bu suretle sadece büyük m anasıyle zamana hitap etm lazım gelen bir sanat, zaman za­ man takvimin emrine bile giriyor.
Bu hil şüphesiz ki, diğer s anatlar için de variddir. Fakat onların bünyesi şiirin aynı olmadığı için netice aynı olmuyor. Ezcümle romanda olduğu gibi; romanın hayatla olan münasebeti şiirinki gibi değildir, o bütün kuvvetini hayat­ tan alır ve ondan sadece dinamik topluluğiyle ayrılır. Bu itibarla birisi için sonsuz bir kudret menbaı olan bir vaziyet diğeri için zaruri bir şekilde bir zaaf olabilir.
Onbeşinci asrın İtalyan sanatından kalma kadın portrelerinin mucizeli haya­ tiyetinden bahseden İngiliz roma11 Charles Morgan, asıl hayatiyetin, ruhani­ yeti vücudun çizgilerine sindiren bir nevi dinamik sükunette olduğunu söylüyor. Pek az söz, bu muharririn bu dikkati kadar şiiri anlatabilir; şiir bir nevi süku­ netin çoc ve ancak onu bulabildiği zaman ruhaniyetini kazanır, kendi ken­ disi olur.
Bugünkü şair, çok def'a işte bu sükunetten mahrumdur; hayat karşısında kendi kendisinden mahçup ve beceriksizdir. Her hareketinde aşağı yukarı "efendim, size nasıl faideli olabilirim?" diye sorar gibidir ve başka bir şey ya­ pamadığı için de mütemadiyen sanatının m ahiyetini değiştirmektedir. Kadim mitolojinin Protee'si gibi durmadan şekilden şekle giren bir şiirin mod oluşu bu yüzdendir.
Bunu söylemekle sanat değişmemesi lazım gelen bir şeydir demek istemiyo­ rum. Her yaşayan şey gibi o da değişmeye mecburdur ve hatta canlılığını ve güzelliğini ona borçludur. Çünkü bizim gibi, sırlarımız, hülyalarımız, duyguları­ mız, ifade tarzlarımız da eskirler. Hayatın devamı nasıl maddenin nöbetieşe nö­ betleşe istirahati diyebileceğimiz mütemadi bir değişme sayesinde ise, sanatın de­ vamı da böyle bir değişme sayesindedir. Hatta bu değişmeler, hayata istikamet verecek, yeni imkanlar doğuracak kadar esaslı bile olur. Hakiki şaheserler ken­ dilerinden so gelecek nesillerin duyuş ve görüş modalarını tesbit ederler.
. Daha iyisi her cins sanatta bir nevi aksüH1mel, kendinden evvel gelen ve bu itibarla eskimiş olması tabii olan tarziara karşı bir isyan vardır. Fakat ne bu isyan ve aksülamel hiç bir zaman onu mahiyetinin dışına çıkaracak kadar topyekun olmalı, ne de bu değişmeler bir teşekkülü menedecek derecede çabuk olmalıdır. Halbuki bugünün şiirinde umumiyet itibariyle bu iki mahzur da mev­ cuttur. Netice şu oluyor ki, kendi eserine şair bile itimat etmiyor.
Bu hususta teknik h ayranlığından doğma bir nevi estetizmin tesirini de unut­ mamalıdır. Teknik hayranlığı, insanı sadece ve hiç bir kontrolsuz şekilde kendi icadarının tesirine bırakınakla kalmaz, bu tesiri tacil de eder; h atta daha ileriye giderek onu gelmeden evvel karşılamak ister. Zaman h akkında, müesseseler hak­ kında acaip ve çok ezberden bir psikoloji anlayışıyle hükümler vermekten çekin­ mez, sinema çıkar çıkmaz tiyatronun kaybolacağına inanır, çimento binanın verdiği hıfz-ıs-sıhha ve temizlik imkanlannın tablo cinsinden resmi kaldıracağına kani olur, bugünün aceleci hayatının büyük çapta eserle uyuşamayacağını söyler. Asrımıza sür'at asrı damgasını vurduğu gülıden beri bütün iç ve dış faaliyet­ lerimizin baş döndürücü bir çabuklukla geçmesini ister, titiz işin ve derin dü­ şüncenin yeni olmadığına kanidir ve yeni olmayan her şeyin düşmanıdır. Ace­ lecidir, sinirlidir, kat'idir, bununla beraber vakıalar kendisini tekzip ettiği za­ manlarda, ki hemen hemen böyledir, büyük ve asil bir sükfı neticeyi bekle­ rn tavsiye edecek kadar da tabiye bilir.
Bu tip, meşhur bir Alman romancısının gölgesiz adarn çok benzer. Çün­ kü o karanlığı ve sırrı olmayan adamdır, hiçbir Tanrı onun kafasının çiy aydın­ lığına misafir olmadığı için usturesiz ve Tanrı'sız bir insandır ve kendisi gibi bir şiir ister.
Bu tip, bugün artık aradan yavaş yavaş çekilmiştir, fakat fikirleri muhtelif kalıplara bürünerek devam etmektedir.
!şte bu hfı bugünün şairini kendi sanatına tam manas inanınaktan, eserine kapanınaktan, sanatın istediği adam olmaktan menediyor. Ortaya konan eserlerin çoğunun bir nevi tecrübe tadını muhafaza etm buradan geliyor. Kı­ sırlaştıran bir şüphe onları kendi kendileri olmaktan adeta menediyor.
Bunları söylerken asrımızın şairsiz ve şiirsiz bir asır olduğunu iddia etmi­ yorum. Bilfık türkçede ve fransızcada bugün yaşayan ve çok sevdiğim birçok şairler v'ar. Fakat hakikaten çok büyük mikyasta bir şair yetişse bile zamanımı­ zın onu derhal tanıyabileceğine kani değilim. Böyle bir şey için suların durul­ ması lazımdır.
Ahmet Hamdi TANPINAR/CUMHURiYET, nr. 4916, 19 tkincikanun 1938

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile