Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

saitbasersozMuhatabının bileğini bükmek derdindeki dinleyiciye bir şey anlatmak imkansızdır. Öğrenme iştiyakı taşımayan muhatab hocanın kâbusudur.

Söz daima kasdedilen mânâdan azdır. Açık arayan dinleyici, söylenene her zaman bir itiraz aralığı bulabilir.

***


Çünki adam anlatılanın doğruluğunu kabullenmeyi yenilgi diye görüyor. Bir menfaat ve zafer kazanma çabası olmadan da birilerinin sadece hayrına konusabileceğine ihtimal veremiyor.
Dahası, bu menfî yerde durdukça, anlatana haset hattâ husûmet besliyor…
Hikmeti ehil olmayana vermemek gerek. Aksi halde en uygun anı bekleyip sizi alaşağı etmek üzere susmuş bir pusu ehli yaratmış oluyorsunuz…
***


Gayesi öğrenmek olmayıp, muhabbeti iktidar mücadelesinde bir merhale kazanmak diye görenler için, en değerli hikmet dahî bir sidik yarışını kazanma malzemesine indirgeniveriyor.
“Dinleyen söyleyenden ârif gerek” ve dahî nâdanla ünsiyyetten uzak durmalı vesselâm.
***
Tabii burada çok hassas ve kışkırtıcı bir yere geldi sözün ucu.   Bunun zıddı da dikkate alınmaya değer bir mahiyet taşıyor.
Yani ayrıca hikmeti iktidar imkanı olarak kullanan, muhatabının nefesini kesmek isteyen “anlatıcılar”ın varlığını da hesaba katmak lazımdır. Gerçi doğruyla üstünlük kurma derdindeki kimseler gene de faydalı olabilirler. Hikmetleri kendilerine yaramasa bile etraftaki edep-irfan taliplerinin işine yarar. Gene Yunusumuzun tabiriyle, o tür hallerde “kapıdaki kul, sultandan içeri(ileri)” olabilir.
Tabii en iyisi veren razı, alan razı haller.   Yoksa Hz. Niyazî’nin tabiriyle “yanlış mürşide-rehbere çatmak” çok müşkül durumlara sebep oluyor…
Şifa bulmak için varılan kapılardan yığın yığın ruh hastası çıkıyor cemiyetin korumasız alanlarına…

(Dr. Sait BAŞER)

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile