Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%
Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Adeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz.

Önce arkadaşınız bulup sesleniyor size: Evreka! Ne sevinilecek şey? Yalnız bir temele dayanmalı  münakaşa. Herkesin bildiklerini bileceksiniz. Sonra yeniyi arayacaksınız. Hakikat binbir cepheli, binbir görüştü.

Karşınızdaki göremediğinizi gösterecek size. Sizden farklı düşündüğü ölçüde yaratıcı ve öğreticidir. Kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi, her düşünceye her düşünene saldırmak. Bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir.

İDEOLOG: İçtimai bir sınıfın emrinde, hakikat ile yalanı ulaştırarak, bağlandığı sınıfı şuurlandıran uzmandır.

ZINDIK: Zen, Zend Avesta, İran’ın Araplar tarafından fethi mezdekçilik, ateşperestlere zendi denilmesi sonra zendinin zındıka inkılâbı. Ateizmin tarifi de çok dikkate şayan

ATEİZM: Allah’a inanmamak değil, avamın inançlarını paylaşmamaktır.(R. Tevfik)

Düşüncelerimize    istikamet veren ayak takımı diplomalı aydınların emr-i yevmiyeleriyle akl-ı selimin suratına tükürmekle yarış ediyoruz.

Türkün kılıcı   ülkeler  fethederken, türkün zekâsı da   kelimeler fethediyordu. Ülkeler ne dar bizimse kelimeler de o kadar bizimdir.

Türkçenin bedbahtlığı tabii   tekâmülünü yaparken birden bire zıplamaya zorlanmasından olmuştur. Nesiller arasındaki köprüler  uçurulması ve hafızadan mahrum bir nesil türetilmiştir. Hafızadan yani  kültürden...

Altı yüzyıl  cerrahi bir ameliyatla içtimai uzviyetten kopartılınca; Türk düşüncesi başlıkta kalmıştır.

Bu memleketin büyük faciası en seçkin evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çekmesi. Halledilmesi gereken büyük dava. Bu topraklar üzerinde münevverin nefes alabilecek hale gelmesi

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanların, karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi

Düşen tutunacağı dalları seçmez

Dünyanın bütün tımarhaneleri bizim entalijansiyanın kafatası yanında birer akl-ı selim mihrakı.

Kahramanlar, rüyalarımızda yaşadıkları ölçüde enterasandırlar. İç ve dış dünyamıza ışık serpmeyen kitaptan bize ne? O aynada görmek istediğimiz kendimiz

Bugün bizde neden mütefekkir yetişmiyor konusu üzerinde duracaktım. Kartallar uçmadan önce ücra kayalıklarda talim yaparmış. Tefekkür tek insan işi değil

Ateşböceklerine tahammülü yok bu ülkenin

Kelime içine gönlün, günlerin kokusunu boşalttığımız bir şişe

Çölü sahalaştıran gönlün

Siz gönüllerini bir ideale verenler ne koca olabilirsiniz ne baba.

Çiğnenmiş bilgi isteyen bir devirde, hiç kimse teferruat yığınına dalmak cesaretini gösteremez.

Sen yanmadan bunlar erimez.

Bütün lise kitaplarının ayırıcı vasfı çürüyen bir beynin anatomisini aksettirmelerinde

Sarhoş bir kelime yığını hepsi de. Ve aydın hayatından memnun. Aydın asırlardan beri hor görülüşünün acısını, yetişecek nesillerin izanını kundaklarla alıyor.

Dilini kaybeden millet yaşamak hakkını çoktan kaybetmiştir.

Dışarıdakiler kendilerini akıllı sansın diye bir takım binalar kurup içine bedbaht insanlar doldurmuşuz ve timarhane adını vermişiz bu binalara.

Saadetinin hiçbir zaman farkında değilsin ki! Bir harem ağasının, bir banka veznedarının saadeti.

Voltair'e çok tanıdığın olacak az dostunuz. Dost seçebilmek için tanımak lazım. Tanıyabilmek için dost olmak şart.

İnsan bülbül gibi şakıyamaz. Dinlenmezse susar.

Biz Tanzimat’tan beri hazır elbiseye meraklıyız, hazır elbiseye ve hazır medeniyete. Tefekkür kılıçla fethedilmez. Bir parça kendi kafamızla düşünmek ne kadar güç

Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp "Efendim bizde filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar

Şeytan insan için neyse, İngiltere dünya için o

Hayal sarayı gerçeğin granit temellerine dayanmazsa bir üfleyişle yıkılır.

Zambakla ufunet arasında karabet kurabilir miyiz?

Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır. Zira o yarın ki veya dünkü veya ötelerdeki bir cemiyetin çocuğu; kendi cemiyetinin değil.

İzbede yaşayan şahikalarda ölür.

Her doktrini yaşadığımız kadar anlıyoruz.

Istırap ya kelimelerde ebedileşir ya  sükûtta.

İnsanlar gerçekleri görmesinler diye önlerine oyuncaklar sürülür.

Oynasınlar diye beynimizi verdik ellerine. Beynimizi yani dili.

Yolumuzu kesen hep aynı rezil safsata. Başkaları (309) niye yapmıyor? Başkalarına göre başka sensin.

Yazmak gelecekte yaşamak. İnsan bazen kılıçla yontar hayalindeki dünyayı bazen kalemle

Gerçek aşklar da sessizdir.

Acılarını dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var(319)

Dişi ağrıyan adamın ayağını dağladığı hayat. Bir acı ötekini unutturdu.

Daha beterini düşün ne demek kolay Sahilden fırtınaya tutulan gemi zevkle seyredilir.

Ve kaptana tenkitler yağdırılabilir. İnsan daha beterini düşünmek için yaratılmamış. Daha beterini daha mükemmel hale getirmek için yaratılmış(320)

Aşk dehanın büründüğü şekillerden biri. İnsanın dörtte üçü aşkta belirir.

Aşkı vuslat taçlandırır. Kıvılcım o zaman yangınlaşır. Bunu bilmiyorsun ve saadetten korkuyorsun

Kadınlarımız Avrupalılaşırken Avrupa kadını kadınlıktan kopmaktadır. Yani örnek olarak aldıkları kadın o sanat ve medeniyeti yaratan büyük ve ilahi kadın değildir artık.

Haklı haksız. Aşk sözlüğünde bu iki kelimenin yeri yoktur. Deniz dalgalanmış, suç rüzgârın. Rüzgâr sensin.

Sizi ağrıyan bir diş gibi çekip atacağım gelmezseniz gönlümden(346)

Kelimeler bir zırh, bir kabuk, bir kale. Yaralanmamak için konuşuyoruz. Kelimeler bir hançer, bir diş, bir tırnak yaralamak için konuşuyoruz. Kelimeler bir bulut görünmemek için konuşuyoruz.

İlim ve düşünce ayrık otu değildir belli bir iklimde gelişir.

Bir bağlanış fedakârlıkla mühürlenecek ki ciddiye alınsın. Yoksa atıyorsun derler.

Doğu'da hicvin, salaş tiyatrolarındaki kaleler gibi, köksüz oluşu, bir dava temeline dayanmayışındandır. Şairin kanıyla imzalamaya yanaşmayacağı hicivler, asırların mahkemesinde birer yalancı şahit kadar, asırların mahkemesinde birer yalancı şahit kadar, itibarsızdır. Namık Kemal'in hayatından Magosa'yı çıkarın "Hürriyet Kasidesi" sönükleşiverir.

"Han-ı Yağma"yı ancak han-ı yağmada ziftlenmeyen biri yazabilirdi(366)

Bir kitaba bir kıtayı sığdırmak: Neden olmasın? Bir damla suda bütün bir deniz yok mu?

Avrupa insanı Doğu'yu tanımaz. İslam’la Hıristiyan, Haçlı seferlerinden beri tezle anti tezdir. Bütün Kuranları yaksak bütün camileri yıksak Batı insanının gözünde Haçlı seferlerinin yalın kılıç ve tekbir getiren cündileriyiz. Avrupa’nın bir nev'i tezadı idik. Yani kıtayı tamamlıyorduk. Şimdi maymunuyuz. Yani hiç bir haysiyeti, hiç bir hikmet-i vücudu olmayan ananesiz, haysiyetsiz, sırnaşık gölgesi.

Biz Müslüman olduğundan, Doğulu olduğundan, Türk olduğundan utanan, aczinden tarihinden, dilinden utanan şuursuz bir yığın haline geldik.(384)

Her yazar ütopyasının harcını, ya kucağında yaşadığı cemiyetten tedarik eder ya tarihten.

Ondokuzuncu asır maddeciliği, müspet ilmin nüfuz edemediği meçhul ormanı memnu bölge ilan etti

Parça bütüne kavuşacak ki, hasret dinsin.

Hiçbir müstemleke, kıymetlerin adet bezinden daha hakir görüldüğü bu zavallı memleket kadar ürpermeden, isyan etmeden müşahede etmek bedbahtlığına uğramamıştır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile