Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

necati demirKültür, bir millet veya topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütü- nüdür. Tarihi değerler ile toplumsal gelişim süreci içerisinde oluşan maddî ve manevî değerlerin tamamıdır. Kültür; toplumları birleştirir, bütünleştirir, barış içerisinde yaşamalarını sağlar.

Bizim kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bu- lunmaktadır. Dolayısıyla çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Nitekim, bunun idrakinde olan Mustafa Kemal Atatürk de, Türkiye Cumhuri- yeti’nin temelini yüksek Türk kültürü olarak belirlemiştir.

Kültürümüzün eğitim sahasına yaptığı katkılar da dikkate değerdir ve onun en mühim fonksiyonlarından biridir. Okul kavramının ve bir müessese olarak okulların olmadığı zamanlarda, eğitimin bütün çeşitleri halk kültürü aracılığı ile yapılmaktaydı. Yani halk, tecrübeleriyle kültürünü oluşturuyor, onunla ne- silleri eğitiyordu. Bu kültür unsurlarının bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Ninniler: Ninnilerle 0-6 yaş arası çocuklar eğitilmekte, çok küçük yaşlar- dan itibaren hayata hazırlanmaktaydılar. Onların zihin dünyası ninnilerle ge- liştirilmekte, yüksek seciyeli bir insan olmalarının temeli atılmaktaydı. Alplığa veya bilgeliğe hazırlanan çocuğa söylenen şu ninni, sadece bir örnektir:

    Benim oğlum yiğit/bilge olacak Güzel eli kılıç/kalem tutacak

    Düşmanı önüne katacak/önünde eğilecek Ninni benim kuzuma ninni

  2. Çocuk Oyunları: Çocuk oyunları, esase onları gerçek hayata hazırlama okuludur. Bu oyunlar, gerçek hayatta onların karşılaşacakları problemlerin ya da verecekleri mücadelelerin biraz hafifletilmiş şekilleridir aslında. 6-15 yaş arası çocuk eğitimi için bir vasıtadırlar. Ok yay oyunu, başkan seçme, kurt koyun, esir almaca, eşkıya gibi birçok oyun, çocuğu hayata hazırlamak içindir. Birdirbir, ip atlama, köşe kapmaca, seke, “Tavşan kaç, tazı tut”, yağ satarım bal satarım, kaydırak, ip atlama vb. ise beden idmanı bakımından çok önemlidir. Üç taş, dokuz taş, sak- lambaç vb. de beyin faaliyetlerini geliştirmeye yöneliktir. Çocuk oyunları; vü- cut, yani beden, beyin idmanı, yarışma, rekabet, sürat, enerji, örgütlenme içinönemlidir. Çocukları ileri dönemdeki hayata hazırlamada önemli bir kilometre taşıdır. Bu tür oyunları oynamış çocuklar, yani günümüzün büyükleri kararlı, cesur, yaratıcı ve olgundur. Pratik bir zekâ yapısına ve çoğunlukla sağlıklı bir vücuda sahiptirler.

  3. Mâniler: Mâni, Türkiye’de atma türküimece türküsüeski türkü, dömbelekçi türküsü isimleriyle de bilinmektedir. Mâni, zor olan işlerde zorluğu bir par- ça azaltmak, zor işi kolay ve eğlenceli hâle getirmek için genellikle karşılıklı olarak, türkü atarak söylenir. Yaşlı ve bu konuda tecrübeli olanlar, karşılıklı olarak veya tek başına mâni söylerken gençler de çeşitli şekillerde kısmetini almaktadır. İletilecek mesajı estetik bir biçimde dile getirmek ise, genellik- le gençler arasında görülmektedir. Genç erkekler ve kızlar gönül meselelerini iletmek veya iletilen gönül meselelerine cevap vermek için genellikle mâni söylemek yolunu seçerler. Fakat teknolojinin gelişmesi, göçlerin yoğunlaşması ve yaygınlaşması, bunlara bağlı olarak tarım alanlarının daralması ile imece geleneği ortadan kalkmıştır. Her nedense gönül meseleleri ve gönül meselele- rinin iletilmesi de kimlik değiştirmiştir. Bunların sonucu olarak mâni söyleme geleneği de zayıflamıştır. Konu bütünlüğü olmayan, kafiyesi bozuk, hece sayısı eksik veya fazla mâniler bunun bir göstergesidir.

    Mânilere genel anlamda bakıldığında, Türk insanın sosyal, ekonomik, kül- türel yapısının çok güzel bir biçimde yansıtıldığı görülecektir. Daha ayrıntıya inecek olursak giyim kuşamdan, mutfağına mimarîsine kadar birçok kültür unsuru gözler önüne gelmekte, zihin dünyasında şekillenmektedir. Net bir biçimde akseden diğer bir konu da coğrafî yapıdır. İnişler, çıkışlar, dereler, te- peler, ırmaklar, ormanlar, yaylalar, tarlalar, harmanlar, mısır ve fındık bahçele- ri, meyve bahçeleri; daha birçok teferruatıyla güzel Türkiye’miz canlı bir tablo gibi bizlere sunuluyor gibidir. Diğer bir deyişle, derleyebildiğimiz yaklaşık on bin mâni, Türkiye’yi yansıtan bir aynadır âdeta.

  4. Masallar: Masallar ise ahlâk terbiyesi bakımından çok önemlidir. Masal- ların büyük çoğunluğunun şahıs kadrosu, kötü ve iyi insanlardan veya nesne- lerden oluşur. Hemen her masalda iyiler, kötülerle çatışır. Ama en sonunda hep iyiler galip gelir. Sürekli masal dinleyen bir çocuk bu bakımdan kendini eğitir. Sonunda hep iyilerin kazançlı olduğunu görünce iyi bir insan olmanın önemini zihin dünyası kavrar, hatta iyi bir insan olmak çabalar. Yüzü nurlu yaşlılarımızın her konuda olumlu düşünmesinin temelinde de esasen bu yat- maktadır. Çünkü onlar, bu masalları dinleyerek büyüdüler.

  5. Fıkralar: Fıkralar yalnızca gülmek, gülümsetmek için değildir. Fıkraların sosyal hayatta çok önemli yerleri vardır. Bunun en güzel örneği Osmanlılar dönemidir. Osmanlılar döneminde pek çok insan tipi bir arada barış içindeyaşamıştır. Bu farklı insan tipleri bir arada yaşarken birbirilerini eleştirmişler, ama bunu fıkra yoluyla yapıp hem de eğlenmesini bilmişlerdir. Temel Dursun, Bekri Mustafa, Bektaşi, Nasreddin Hoca fıkraları bunun en güzel örnekleridir.

  6. Atasözleri: Zamandan en iyi tasarruf, tecrübelerden istifade etmekle mümkündür. Tecrübeli ve eğitimli olmak için de zor şartları hep aynı nes- lin tekrar tekrar yaşaması gerekmez. Önceki nesillerden bugünlere bırakılmış bazı tecrübeler vardır ki, onlar tek cümleyle bizlere ikazlarda bulunur ya da tavsiyeler verirler. Menfî hadiseler başa gelemeden tedbirli olmayı, yaşanan- lardan ders almayı öğütlerler. Tecrübe ve hatta bazen bilgelik taşır bu sözler. Atasözleri, işte bütün bunlar bakımından yeri doldurulamaz hazinelerdir. Şu birkaç atasözü konuyu açıkça ortaya koymaktadır: Aç gözünü açarlar gözünü; Adama dayanma ölür, ağaca dayanma kurur; İnsan kıymetini insan bilir; Tanrı sabırlı kulunu sever; Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste; Aman diyene kılıç kalkmaz; Aşını, eşini, işini bil; Atalar sözü tutmayanı yabana atarlar; At binenin, kılıç kuşana- nındır; Az ile yetinmeyen çoğu hiç bulamaz; Bakan yemez, kapan yer; Baskın basanın- dır; Beyler buyruğu yoksula kan ağlatır; Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır; Bin bilsen de bir bilene danış; Bin dost az, bir düşman çoktur; Bir korkak bir orduyu bozar; Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler; Çok koşan çabuk yorulur; Dağda gez, belde gez insafı elden bırakma; Danışan dağı aşmış, danışmayan yolda şaş- mış; Dokuz kere ölç, bir kere biç; ...

7. Efsaneler: İnsanlar; yaşadığı coğrafyaya ait önemli gördükleri kişileri, nesne- leri ve mekânları kutsallaştırırlar ve sırrını çözemedikleri konuları çeşitli biçimlerde yorumlarlar. Bunlara, yaşanmış bazı olayları da katıp nesilden nesile aktarırlar. Kut- sallaştırma, yorumlama ve aktarmaların pek çoğu sözlü olarak yayılır. Bu, sonuçta bir sözlü kültür oluşturur.

Sözlü kültürün en önemlilerinden biri de efsanelerdir. Efsaneler, insan ile insanı, insan ile coğrafyayı, insan ile diğer varlıkları, insan ile maneviyatı birbirine gönül bağı ile bağlayan unsurlardır.

Efsaneler, muazzam bir eğitim aracıdır. Efsanelerin konuları çoğunlukla çocuk, genç ve orta yaşlıların eğitimi ile ilgilidir. Güzel ahlâklı olmanın fay- dalarını ve nasıl güzel ahlâklı olunacağını işlemektedir. Onlar hilenin, düzen- bazlığın, nankörlüğün, cimriliğin kötülüğünü; dürüstlüğün, sağlam karakterli olmanın, cömertliğin güzelliklerini en iyi bir biçimde anlatmıştır.

Bir kısmı coğrafyayla ilgilidir. Efsaneler, bir bakıma coğrafyaya mühür vur- ma aracıdır. Coğrafyayı vatan yapma, vatanda kök salma, vatana ruh verme unsurudur. Konusu fabl ve tarihî şahsiyetlerle ilgili olanlar da vardır.

8. Destanlar: Destanların kültür tarihimizdeki yeri çok önemlidir. Onlar edebî bir mahsul olmakla beraber, tarihin kırık dökük aynalarıdır. Konuları çoğunlukla tarihî gerçeklere dayanmaktadır. Geçmiş zaman içerisinde yaşamış kahramanlar ve eski dönemlerde yaşanmış olaylar hakkındaki bilgileri, hiç de- ğilse ana hatlarıyla, öğrenmemizi sağlamaktadırlar. Bu türdeki yazılı metinler dikkatli bir şekilde incelendiğinde, uzak geçmiş ile ilgili çok kıymetli malze- meler elde edilmektedir.

Destanlar, milletlerin ansiklopedileridir. Tarihî unsurların yanında millet- lerin geçmişteki gelenek, görenek ve yaşayış tarzları ile ilgili olarak belki de hiçbir kaynakta bulunamayacak bilgiler destanlarda yer almaktadır. Geçmişte Türklerin yedikleri yemekler, çaldıkları çalgılar, kullandıkları savaş aletleri, ağırlık ölçüleri, giydikleri elbiseler, ... hakkındaki ayrıntılı gerçekleri destan yazarları farkında olmadan bizlere kadar ulaştırmıştır.

Destanlar, zoru başarmanın hikâyeleridir. Başarılması hemen hemen im- kânsız hadiselerin zekâsı ve gücü ile bir kahraman tarafından olumlu bir sonuç ile bitirilmesi, destanların genel olarak konusudur. Bu olaylar bazı destanlarda bir milletin yok olması veya varlığını sürdürebilmesi gibi hayatî meselelerdir. Bazılarında ise olağanüstü başarılar anlatılmaktadır.

Bu eserler aynı zamanda yazı dilinin önemli belgeleridir. Türkçenin tarihî gelişiminin araştırılmasında çok kıymetli malzemelerdir. Genellikle halk ağ- zından derlenip yazıya geçirildiği için dilin özelliklerini çok yönlü bir şekilde yansıtan bu yazılı metinler, tarihî Türkçe açısından âdeta bir hazine durumun- dadır.

Yukarıda saydıklarımız, Türk kültür unsurlarından yalnızca birkaç tane- sidir. Türkülerimiz, Türk insanının kimliğini; bilmecelerimiz, Türk inanının fıtrî zekâsını yansıtmaktadır. Hepsi ele alındığında konunun önemi ve ciddiyeti çok açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

Türk kültürü, her sahada önemli ve nitelikli insan yetiştirmek bakımından dünyada eşi olmayan bir kültürdür. Türk tarihinde alp ve bilgenin çok olması bundandır.

Türk kültürü; kız çocuğuna kız, erkek çocuğuna erkek görevini beşikte yükleyecek kadar ince ve asildir. Ancak Türk kültürü binlerce yıldır gölgede bırakılmanın sıkıntılarını yaşamaktadır. Bir süre Arap ve Fars kültürü esas alınmıştır. 18. yüzyılın sonlarından beri ise Batı kültürünün gölgesindedir.

Türk düşüncesinin kaynağı Türk kültürüdür. Türkler bugün, Türk kültü- rünün binlerce yıldır ikinci plana itilişinin acı sonuçlarını yaşamaktadır. Çağı- mızın iletişim araçlarının bu konulara yer vermemesi, bu kültürün sahiplerini hazinenin üzerinde oturup sadaka toplayan kişiye döndürmüştür.

Günümüzde Türkiye’deki durumu ele alacak olursak, özetle şu sonuçlara varılabilir: Artık ninniler söylenmemekte, çocuklarımız çeşitli basın ve yayın organları vasıtasıyla yabancı kültürlerle yetişmektedir. Ders kitaplarındaki başka milletlerin masalları, çocuklarımızın ufkunu daraltmaktadır. Fıkraların ortadan kalkmasıyla, insanlar meselelerini kaba kuvvetle çözmeye başlamış- lardır. Atasözleri unutulduğu için tecrübelerin aktarılması tarihe karışmıştır. Türk destanlarını okumayan gençler, yabancı kahramanların hayranı olup çık- maktadır.

Türk Milleti’nin çalışkanlığı, yiğitliği, hoşgörülülüğü, gönül zenginliği, iç dünyasının derinliği, temiz ruhu ve temiz yüzü, ekmeğindeki ve aşındaki bere- keti, fıtrî zekâsı, güzel sanatları sevmesi, dünya bilimine ve barışına katkısı ve asilliğinin kaynağı Türk kültürüdür. Bilge Kağan’ı, Kül Tekin’i, Alparslan’ı, Yunus Emre’yi, Hacı Bektaş Velî’yi, Hacı Bayram Velî’yi, Mevlana’yı, Fatih Sultan Mehmed’i, Nene Hatun’u, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı kahramanlarını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularını; Türkiye’yi gözünün nuru ve alnının teriyle yoğuran anne ve babalarımızı yetiştiren bu kültürdür. Yukarıda saydığımız unsur- lardır. Zira biliriz ki, “Gölgede olanın gölgesi olmaz”.

Türk Milleti’nin yeniden bu ve benzeri şahsiyetleri yetiştirmesi, Türk top- lumundaki sorunların onarılması, ahlâkî çöküşün önlenmesi, Türk nesilleri- nin özgüveninin canlanması; Türkiye’nin millî birliği ve bütünlüğü Türk kül- türünün yeniden öne çıkması ile mümkündür. Bu da, kültürün çağa ve günü- müzün bütün yeniliklerine uyumu sağlanarak yaygınlaştırılması ve eğitimde uygulanması ile mümkündür.

Türk Milleti’nin vergisiyle okuyarak bugünlere geldiğinin bilincinde olan bir grup çalışma arkadaşı olarak biz; Türk kültür ürünlerinin tamamını der- leme, kaynakları tarama, yazıya aktarma, değerlendirme, yayımlama ve çağa uyumunu sağlayarak eğitimde kullanma çalışması başlatmış bulunmaktayız. Bu çalışma dizisi 1984’te Necati Demir tarafından başlatılmış, hiçbir kurum, kuruluş ve şahıstan maddî yardım almadan 22 yıl boyunca aralıksız sürdürül- müş ve bu konularda dünyanın en büyük arşivi oluşturulmuştur. Daha sonra diğer bilim adamları da çalışmalara katılmış ve çeşitli aşamalarda katkıda bu- lunmuşlardır. Bu çalışmayı yapmakdaki amaçlarımızın bazıları şunlardır:

  1. Cumhuriyetimizin kurucusu, XX. yüzyılın en büyük alpı ve bilgesi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk kültürü konusundaki vasiyetlerini ve hayallerini gerçekleştirmek. O’nun “Millî kültürümüzü muassır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma” düşüncesine katkıda bulunmak. Bunu gerçek- leştirirken, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini esas almak.

  2. Türk halk kültürünün tamamını (ninniler, çocuk oyunları, mâniler, masal- lar, fıkralar, atasözleri, efsaneler, destanlar) derlemek, değerlendirmek, yurt içinde ve yurt dışında yayımlamak.

  3. Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni nesillerine, kaynağı Türk kültürü olan okuma kitaplar sunmak.

  4. Kaynağı Türk kültürünün ürünleri olan ninniler, çocuk oyunları, mani- ler, masallar, fıkralar, atasözleri, efsaneler, destanlardan oluşturulacak okuma kitaplarını farklı seviyelerde, ayrı ayrı düzenleyerek okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, üniversite öğrencilerimizin hizmetine sunmak.

  5. Sadece okul çağındaki gençler için değil, aynı zamanda okul çağı dışında kalan insanımıza da kaynağı Türk kültürü olan okuma kitapları ve kay- naklar sunmak.

  6. Türkçenin daha iyi öğrenilmesine ve gelişmesine katkıda bulunmak.

  7. Giderek azalmakta olan okuma alışkanlığını ülkenin dört bir yanında bu eserler vasıtasıyla yaygınlaştırmak.

  8. Çalışmalarımızı yurt dışında da yayımlayarak yurt dışında yaşayan ve asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Türk çocuklarına, Türkçe ve yaşadıkları ülkenin dili ile Türk kültürünü sunmak.

  9. Derlenerek yazıya geçirilen ve yeni yazıya aktarılan (Türk Destanları) halk kültürü ürünlerini, dünya ve Türk bilim adamlarının hizmetine sunmak.

  10. Dünya bilim âlemine Türk halk kültürü ile başka kültürleri karşılaştır- ma imkânı sunmak.

Bu çalışmalar; ben ve arkadaşlarım tarafından güzel ülkemizin bütün va- tandaşlarına ve bilim adamlarına hediye edilmiştir. Özellikle her türlü sos- yal bilimlerin kaynağını farklı kültürlerde ve farklı milletlerde arayan bilim adamlarımızın bu metinleri iyi değerlendirmesini istirham etmekteyim. Bu çalışmaların okunması, sahip çıkılması ve onlardan en verimli şekilde istifade edilmesi dileklerimle…

Ümitköy / Ankara, 23 Nisan 2010

Prof. Dr. Necati DEMİR

Satın Alma/ Kaynak : Anadolu Türk Masalları Derlemeleri

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile