Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

hilmiyavuz1 Felsefe ile resim arasında, görece özerk alanlar olsalar da. belirli birtakım koşutluklar kurulabiliyor. Bu. bilinen bir olgu Felsefe. Dünya'yı kavramsal olarak yeniden-kurma'nın: resim ise. öteki Görsel sanallarla birlikte Dünya'yı resimsel olarak yeniden kurma'nın alanı. Felsefe. Dünya'yı kavramsal olarak ycnideınkurarkcn. bu işlemin temel-koyucu öğesinin ne olduğunu (olması gerektiğini) sorgulayarak işe başlar. Ya da. en a/ından. Dünya'yı yeniden-kurma'ya bu soruyla başlayan di/geler var... Bu temel-koyucu Öge. Dış Dünya’da varolduklarını ke-sinledığimiz, onayladığımı/ şey’ler olabilir; ya da şey'lerin ve duyumların dışında, bir öz (eidos; essen-ria) olabilir. Başka biçimde söylersek:    Gerçeklikşcy'lerde midir, duyumlarda mıdır, yoksa saltık Öz'lerde mi? Aristoteles dizgisının temel-koyucu öğesi, tek tek şeyler, Mach ve Avenarius dizgesinin temel-koyucu öğesi, duyumlar. Husserl dizgesinin temel-koyucu öğesiyse, eidos...

Felsefe tarihini bu doğrultuda okuduğumuzda. Ortcga’nın deyişiyle (I). garip bir koşutluk* göruyo-ruz felsefe ile resim arasında. Resim tarihi de. resmin Dunya’yı resimsel olarak yeniden-kurarken. hu işlemin temcl-koyucu öğesinin ne olduğunu (olması gerektiğini) sorgulayarak işe haşladığını gösteriyor. ‘Garip koşutluk* hurada işle: Resimde de hu temcl-koyucu oge. Dış Dünya’da varolduklarını kesinledigi-mi?, onayladığımı/ yrv ler. duyumlar, ya da hir eidos (essentia) oluyor. Natüralist resim geleneği için Gerçeklik. Dış Dünya’daki şey'lerdedir. izlenimci resim geleneği Gcrçeklik'i duyumlar da temellendiriyor. Dışavurumcu resim geleneğiyse Gcrçeklik’i eidos'ta. öz’de arıyor. Bu bağlamda bir 'paralel metin* olarak okunduğunda felsefe tarihi ile Resim tarihi arasındaki birebir bağıntılar açık-seçik görülebiliyor. Aristoteles’le Giotıo Naiv Realizmde ve Natüralizm’de: Mach’la Manet Duyumculuk ve izlenimcilik’te; Hus-serl'le Kokoschka ise Fenomenoloji ve Dışavurumcu-lıık’ta. öne çıkardıkları Gerçeklik bağlamında ilişki-lendirilebiliyorlar.

  1. Husserl’in Fenomenolojesi ile Dışavurumcu sanat arasındaki bağıntı. Öteden beri biliniyor (2). Ama önce şu: Dışavurumcu sanat, şey’lerin Dünya-sını (Dış Gerçeklik) yadsımıyor; Dış Gerçeklik'ten kopuk bir mistisizmi imlemiyor. Husserl’in Fenome-nolojisi de öyle. Fenomenolojinin de. şeyler dünyasını olumsu/lamak gibi bir sorunu yok' Şeyleri yadsımıyor; ama onların Gerçeklik’Ie bir ilişkisi olduğunu da düşünmüyor. Dışavurumculuk, şeylerin en asıl özü’ne ulaşabilmek için onları içinde bulundukları sahte gerçeklik’in üzerinc çıkarmakta; onu gereksiz ayrıntılardan ayıklamaktadır (3). Şeylerin rastlantısal özelliklerini paranteze almak, onu cmpırik gerçekliğin üzerine çıkarmak için’ Dışavurumcu sanat, ‘fenomc-nolojik indirgeme ye başvurur. Böylcce Fenomenoloji ile Dışavurumcu sanat arasında bir koşutluk kurulmuş olur (4).
  2. Felsefeyle resim arasında kurulan koşutluk, felsefe ile şiir arasında da kurulabiliyor. Türk şiirinin, belki de tek Dışavurumcu şairi, bu anlamda Behçet Necatigil olsa gerek. Necatigıl'ın şiiri. Husscrl'in deyişiyle. içinde yaşadığımı/ ‘hergünkü yaşam-dünyamızı (ünsere allragliche Lebensvveh) butun şeyleriyle paranteze alan ve onları bağlı göründükleri raslantısal (ilineksel) bağlardan sıyırtmayı deneyen bir şiirdir çünkü... Necatigil. şiirlerinde (özellikle de Kareler Aklar. Meyler ve Söyleriz'de) kendi gündelik yaşam dünyasını kuran şeyleri, empirik ve işlevsel bağlamlarından, bu bağlamları parante/e alarak kendi asil öz’lerinc. eidos'l&nna indirger. Örneğin: Bir dosya, bir ilaç kutusu, bir su deposu, bir saat, bir yürür merdiven, bir yol çantası, bir tren tarifesi vb., paranteze alındıktan sonra kendi eidos'larını asıl öz'lerini imlemeye başlarlar. Hergünkü yaşam dünyamı/. natüralist ya da empirik gerçekliğin dönüştüğü bir dünyayı temellendirir.

4 Şimdi bu dönüşümü Necaligil'in bir şiiri bağlamında izleyelim:

Yazı Gerçeği

Yanımdır tam kaç yan

Yazın - ne demeye geldiği

Hüznün keyfini sür!

Sizi tutuyorlar bıtakırlar bıkarlar

Acımasızdır uzak

Yakın, gecikme, kendini şiir!

İncelikler ne isterler Bilmezden gelelim gelelim Gerçek çok zaman örtülüdür

Bazan da yakın kollar uzak anlar Vakit, sürüncemede dosya Bağlanır, al görür! (5)

Necatigil. bu şiirde bir dosya imi‘nden yola çıkıyor. Çünkü peyler Dünyası’yla. hergünkü yaşam-dunyamızia ilgili tek im, ‘dosya’ bu şiirde. Öte yandan. dosya imi ile de ilişkilendirilebilecek bir tek im var: Şiirin adında geçen ‘yazı* imi... önce bu imle imlemlenen dosyanın, günlük yaşam-dünyamı/da tanıdığını/ dosya ile bir bağıntısının olmadığı görülüyor. Bu bagıntısızIık. hergünkü yaşanı-dünyamızdan tanıdığımız dosyanın, bir ‘şey* olarak paranteze alınmasından ileri geliyor. Şiir, dosya'nın. içinde yer alabileceği bağlamlardan (işlevsel, empirik} hiçbirine bir göndermede bulunmuyor. Dosyanın, ‘sürüncemede’, olduğunu ve bağlanarak alınıp götürüleceğini biliyoruz; o kadar! Bu yüzden ‘dosya’, şeyler dünyasına ait özelliklerinden sıyrılır sıyrılmaz, fenomenolojik indirgeme yoluyla, neredeyse Kafkaesque diyebileceğimiz bir Dünya nın şiirsel imlerinden birine dönüşüyor ‘Dosya’, bir karabasan gibi ölüm'ü. hiçlik’i imlemeye başlıyor. İşi bitmiş’ kağıtların, ‘ya/ıiarın sürüncemede bırakılmadan bağlanıp götürülmesi, o herşeyiıı ayırdında olduğunun ayırdında olan Transandantal Ego'yu, bu dosya’nın eidos*uyla yüzyüze getiriyor;

dünyasal içeriğinden arındırılmış Dosya, hiçlik'in imi oluyor. Dosya', burada, tabut la. dosyanın içindeki yazılar da. ölü beden'le ycrdegiştiriyor. Bu. gerçekten müthiş bir yerdeğiştirmedir. Hiçlik gibi. Yaşam ve Ölüm gibi insanı kuşatan kavramlar. Bürokratik bir Dünya'nın sıradan ve gündelik şeyleriyle eğretilc-ncrek dilegetirilmiş oluyor.

  1. Burada bir ayraç açarak Yaşam/Ölum sorunsalının Dışavurumcu sanatta önemli bir yer kapladığını da belirtmek gerekiyor. Örneğin, ünlü bir Dışavurumcu şair. Georg Trakl. birçok şiirinde güz’ ve 'akşam* imlerinden yolaçıkarak Ben'in acılarının, yalnızlığının. hüznünün temellendirmesini yapar; bu iki im aracılığıyla doğrudan doğruya insan varoluşuyla bir bağıntı kurar. Bu iki im. İ rakl ın şiirlerinde yıkılışı, yok oluşu ve ölüm’u dilegetinr (6). Şöyle de denebilir sanıyorum: Dünyasızlaştırılmış şeyler. Transandantal Ego’ya bir Yaşama Azabı yükler. Dışavurumcu Alman şiirinin temel izlekleriııden biridir Yaşama Azabı. Necatigil’in. bazı şiirlerini Türkçe'ye çevirdiği Trakl'da. bu izleğin öne çıktığını biliyoruz. Onun ‘Akşama Dalış’ (Abendgang) şimnde şu iki dize, bu bağlamda özellikle dikkati çeker:

Vergiss, vergiss, was die Seele der trübt Das Werdende sei dein Sehmerz...

(Unut unut neyi donuklaştırdığını ruhunun Bir ızdırab olduğunu varoluşunun) (7).

Necatigil de Bile/Yazdı'da ‘Yaşamak Azaptır çok Zaman' başlığı altında şöyle der ‘Bu. bir ruh yapısı

sorunudur, sonucudur. Ben ilk kitabıma o mısrayla başlarken, elbet bilemezdim değişme/ doğrultunun bu olacağını, olduğunu.* (8)

6 Fenomenolojik indirgemeyle paranteze alınan dosya'nın eidos'una ilişkin bir öte-yorum daha var burada: Dosya’nın ve Tabut un soyut Geometrisi: Dosya’nın ve Tabut’un dikdörtgen biçimliliği. Feno-menolojınin geometrik biçimlerle eidos arasında kurduğu ilişkiyi de duşundürtür. *Yazı Gerçeği’ şiirinin. Necatigil’in Kareler Aklar kitabında yer aldığını anımsamak burada. Kitabın adındaki ‘Kareler’ imi nin bu bağlamda da okunabilmesi sözkonusu olabilir elbette. NecatigiL şey'lerden uzaklaşmayı, ya da şeyler Dünyası karşısında benimsenebilecek (Fluvserl’in deyişiyle) butun ‘doğal tavırlardan (natürliche Einstellung) vazgeçtiğini dile getirmek istemiş olabilir. *Ka reler’ imini seçerek!

  1. Necatigil. ‘ Yazı Gerçeği* şiirinde

Gerçek çok zaman örtülüdür

dizesiyle neredeyse bir fenomenolojik program sunuyor bıze. Gerçck’in ‘Örtülü’ olması, onun ancak ‘paranteze alındıktan’ sonra, bir eidos olarak ortaya çıkması demektir. Paranteze alma. Necatigil’de ‘örtünün kaldırılması’ anlamına geliyor. Kuşkusuz, burada Nc-catigil'in başvurduğu şiirsel imlere de bakmak gerekiyor: ‘İşi bitmiş’ bir dosyanın kapağı nasıl kapatılırsa, bir tabutun kapağı nasıl kapatılırsa, ya da bir gömülün Ustu nasıl örtülürse. Gerçeklik de onlar gibi ‘örtü lüdür. ‘Örtü’ kaldırılınca da Gerçek, olanca çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır: ‘Peki. biz. insanlar da dahil, bütün dünya işin içinden çıkarıldıktan sonra geriye ne kalıyor? Dünya-bütünü genel olarak varolan

şeylerin bütünü değil midir? Geriye ne kalıyor diye sormanın bir anlamı var mıdır? Tabii-nomral hayatta sağlamca bastığım varlığı olduğu gibi aparan epoche. bizleri ‘hiçliğe* mi götürdü?* (9). Husserl'in de onayladığı gibi Fenomenolojinin canalıcı sorularından bindir bu ve Necatigil 'Yazı Gerçeği'nde bu durumun altını çi/iyor.

8 'Yazı Gerçeği* Fenomenoloji ile Dışavurumcu Sanatın örtüştüğü bir kesiti daha ortaya çıkarıyor: Dünyada yaşanan trajedilerin, bireye ilişkin özel trajediler olmadığı. Yaşamın kendisinin, yukarıda belirttiğim gibi, bir ‘ızdırap*. bir *azap* olduğu... Edsc-hmidt’in. Dışavurumcu sanatçının belli bir zihniyetin, fikrin, acının, öznel trajedinin tutsağı olmadığını’ belirtirken dilcgetirmek istediği de. tastamam, bodur (10).

1)    Jose Oflega V Gasset, The Dchunuınısaıum of Ari, A Doubleday Anchor Book. Ncvv York. 1956. s.l 17 vd.

2)    Bu konuda Türkçede bkz. İsmail TunaJı. Felsefenin Işığında Modem Kesim, Remzi Kitabcvi. İstanbul 1981, s. 149-161.

3)    K. Süha F.rgand, Ekspresyonist Edebiyatta iki Farklı Tavır. Basılmamış Doktora te/i. İstanbul 1988.5.34-45.

4)    Ibid.

5)    Behçet Necatigil, Hdtiaı Eserleri S lŞiirler J). Cem Yayınevi, İstanbul 1982, s.66.

6)    K. Süha Fagand. agv, s.77

7)    Ibid

Hilmi YAVUZ(Dilin Dili Kitabından alınmıştır.

Satın almak için Tıklayınız

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile