Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

 

goc destaniTuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Hulin Dağı yükselirdi olanca ihtişamıyla.
Nehirler boyunca bereket fışkırırdı topraktan. Hulin Dağı, yaylaktı sıcak yaz aylarında mutlu ve becerikli halka.

Irmak ve dağ, saadet dağıtırdı insanlara. Bebekler gürbüz, Kulunlar çevikti, kuzular ağıllar dolusuydu.
Bozkırın barı çağıydı, kılıçlar gömülü, oklar saklıydı.



Tanrı’nın bağışı ve armağanıydı Türk ülkesine güzelliklerin yoğrulduğu bu kutlu zamanlar.
Hulin Dağı, kışında çiğdemli, baharında gelincikliydi, türküler yükselirdi koyaklarından.
Dolunay ışığını düşürürdü ırmakların üstüne. Su kıpır kıpır gümüşten ışıltılar yayardı sevincinden. Salkım söğütler dallarından taç sunardı suyun başına.
Hulin Dağı’nın eteğinde at koştururdu yiğitler dolu dizgin.
Zifiri karanlığıyla Hulin Dağı’nı bürümüşken gece ve ortalıkta su şırıltısından başka ses duyulmazken.
Yücelerden biri belirdi ansızın. Uyandı kurt-kuş, uyandı börtü-böcek, uyandı herkes ve her şey...


İki kayın ağacının üstünde durdu kutsal ışık.
Kayın ağaçlarının gövdeleri büyümeye başladı ve her gece içlerinden kutsal ışık sızarak çevreyi aydınlatırken, ezgiler yükselirdi Hulin Dağı’na doğru.
Kayın ağaçları yarıldı birdenbire. İçlerinden beş çadır belirdi, her çadırda gürbüz çocuğun bulunduğu.
Halk, bu kutsal doğumun Tanrı’nın Türk Ülkesine daha birçok güzellikler bağışlayacağının bir işareti kabul ederek büyük şölenler düzenledi.
Çocuklardan en büyüğü olan Bögü Tekin’i hakan seçtiler. Çünkü diğer kardeşleri Sungur, Kutur, Türek ve Us’a göre daha akıllı, zeki ve yiğitti Bögü Tekin.
Çünkü akıllı, zeki ve yiğit olmak erdem sayılırdı bu ülkede.
Çünkü hakan zekası ile karar verir, yiğitliği ile uygulardı bu kararları.
Bögü Tekin; halkın ambarını, devletin hazinesi doldurur ağzına kadar.
Haklıyı haksızdan ayırt etti.
Adalet dağıttı güçsüz olana, kimsesizlerin kimsesi oldu.
Aç görse doyurdu, çıplak görse donattı. Herkes varlıklı olunca, kimsenin gözü kimsenin malına dikilmedi. Gözler doydu, gönüller zenginleşti.Hulin Dağı, mutluluk dağıttı sürekli, Tuğla ve Selenge Irmakları da bereket...
Günler ayları, aylar yılları kovaladı. Galı Tekin hakan oldu.

Türk yurdunda duyulmadık bir şey duyuldu, görülmedik bir şey görüldü, olmadık bir şey oldu.
Galı Tekin aldandı, Çinli’nin yumuşak ipeğine, tatlı sözüne ve güzel prensesine.
Galı Tekin, Çinli prenses Kiu-Lien’i eş olarak aldı. Yeşil olan sarardı, gök olan morardı. Haber verdiler ki, Türk ülkesine felaket genle yaklaşmaktadır.

Çinli elçiler, falcıları ile Kiu-Lien’in sarayına varıp oturdular. Sinsi planlar kurdular. Amaçları Türkleri zayıf düşürüp ülkelerini ele geçirmekti.
Dediler; Türklere bu bahtiyarlığı, civanmertliği Hatun Dağı’ndaki Kutlu Kaya vermektedir, eğer alıp götürürsek Kutlu Kaya’yı dağıtırız Türkleri.
Galı Tekin; bilgelere sormadı, ululara danışmadı, yurt nedir bilmedi, hemen verdi Kutlu Kaya’yı.
Halbuki; Kutlu Kaya kutsaldı, halkın saadet kaynağıydı, birliği-bütünlüğü temsil ederdi, bedeli kanla ödenmişti.
Çinliler, odun ve kömür yığdılar Kutlu Kaya’nın çevresine. Tutuşturdular ateşi. Yakılan aslında Türklüğün dirliğiydi.
Kutlu Kaya kızınca, sirke döküp üstüne parçaladılar ve götürdüler her parçasını kendi ülkelerine.
Götürülen Türkün saadeti, birliği, dirliği, kutsalıydı aslında.
Gök devrildi, yer sarsıldı. Ülkenin bütün varlığı kendi dillerince ığranıp uğundu. Koyunlar sütten kesildi, alnı akıtmalı taylar toprağa başlarını koydular ölmek için. Uçan kuşlar yere düştü. Irmakların suyu kesildi, göllerin suyu çekildi.
Analar ağıt yaktı, babalar dövündü yedi gün sonra akılsız Hakan öldü.
Ülke sanki savaştan çıkmıştı. Büyük yenilgilerin hezimet faciasıydı görünen.

Kalanlar çığrışmaya, ağlaşmaya başladı:
Göç, göç.. sesleri boğuk hüzünlerle dolaştı yurdun ufuklarında.
Son bir gayretle toparlanıp, yollara düştüler.
Hala; göç göç sesleri duyuluyordu.

Bilinmedik bozkırları geçtiler, görülmedik dağları aştılar.
Göç, göç sesleri kesilince birden, durup kondular ve daha o günden sonra daha kutsal bildiler vatanın çakıl taşını.
Vatanın toprağı, insanı, bitkisi ve hayvanı ile kutlu oluşunu daha iyi öğrendiler.
Ve göçüp durmanın ilahi bir ceza olduğunu bellediler.

Yen-çi-şan dağını yitirdik
Kadınlarımızın güzelliğini aldılar
Si-lan-şan yaylasını yitirdik
Hayvanlarımızı ürütecek yeri aldılar.
Ahmet URFALI
 

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu....

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARG

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe...

Bu ağacı tanıyorum ben… Belki de hatırlıyorum… Tıpkı kitâbesiz şehirlerin toprağın katmanlarına sırlanmış hâtıraları gibi hatırlıyorum bu mekânı, bu ağacı...
Osmanlı ve erken Türkiye döneminde ilk Türk toplum bilimcisi olarak anılan Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma döneminde geçen hayatı boyunca...
– Cahit Sıtkı, küçükken yaramazlık yaptığı için babası tarafından pencereden aşağı sarkıtılmıştır. O günden sonra ölümden korkmuş ve eserlerinde hep...
Kafilemiz Bolu Dağı’nda mola verdiğinde ben şair bir abiyle köşedeki masaya oturmuştum. Sen suyu çok seven çocuklar gibi gümrah akan...
Mitolojik çağlara kadar inen anlatı sanatlarının en yeni üyesi olan roman sanatının başlangıcı 1605 tarihli Don Kişot tahkiyesidir. İspanyalı Miguel...
Sevecek ve sevilecek çok şey var. Sevmek ve sevilmek için o kadar çok sebep var ki. Sevdiğimiz en az bir kişi var. Sevmek...
Barış Müstecaplıoğlu Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı’nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda ustalıkla buluşturuyor. Osmanlı sularında sefere çıkan Haymanalı Süleyman...
Sultan I. Kılıç Arslan’ın nehirde boğularak gelen hazin şahadeti (Sultan I. Kılıç Aslan, 600.000 kişilik Haçlı ordusunun 500.000 kişisini Anadolu yaylalarına...
“Askıya almak” bir deyim. Birkaç anlamı var. Geciktirmek, belirsiz olarak ertelemek, işi zamanında yapmamak savsaklamak. Ya da bir yapıyı dikmelerle...
GİRİŞ Her gerçek şair, “ses”in peşinden gider. Şair için dil, bir anlam unsuru olduğu kadar da âhenk unsurudur. “...Verlaine gibi, şiirde...
(Bu bir konuşma / sohbet metni. 10 Ağustos 2007 tarihinde GAÜ FM radyosunda yapmıştım. Paylaşılmaya değer hususlar varmış gibi geldi.
Tanzimat’ın İzzet-İ Nefsine Yolculuk-Sezai Ve Musurus Paşa’dan Hareketle Tanzimat döneminin doğum tarihi olarak biri başına diğeri sonuna yerleştirilebilecek en çarpıcı iki...
Türk vatanının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden Cumhuriyet’in ilanını kadar kendisi de Milli Mücadele’nin içinde bulunan Halide Edip Adıvar, anılarını...
Ruhun derinlerinde yeşeren bin bir baharın adıdır gönül. İnsan, Allah’a gönül yoluyla ulaşır. Zira gönül ,Allah inancının bulunduğu yerdir.Bu yüzden gönül arıdır,dururdur,hiçbir...
Hafıza adlı kitabında, hatırlama süreciyle ilgili temel deneysel bilgileri veren Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar, bu kitapta hafıza yanılmalarının oluşum mekanizmasını...