Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

 oguzlar‘’Evvel ahir dünya Türk'ün olacak.’’
Zelimhan Yakup

Kaos ve kozmos kelimeleri daha çok fen bilimlerinde kullanılan iki terim iken sosyal bilimciler tarafından da toplumsal olaylar için gündeme getirilmiştir. Kaos; düzensizliği, kozmos ise düzenliliği ifade etmektedir.

Milletlerin hedefleri düşünüldüğünde kaosun Batılılar, kozmosun ise Türkler tarafından sağlanmaya çalışıldığı görülür. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü Mitoloji Bolüm Başkanı Doç. Dr. Seyfeddin Rzasoy,’’ Oğuzlarda “kozmos”, Oğuz” diye adlandırılmıştır. Araştırma sırasında, Oğuzların kaosu “yalancı dünya” diye adlandırdıkları tespit edilmiştir. Oğuz mitinde “yalan” kelimesi, “yalan söyleme/uydurma” anlamına gelmiyordu. “Yalancı dünya” semantiği, “Oğuz” a (yani, kozmosa) dönülen dünya anlamına geliyordu.’’ demektedir. Yine bazı kaynaklarda Hun Hakanı Atilla’ya atıfta bulunularak Avrupa’yı kaostan kurtarıp kozmosa kavuşturduğu ifade edilir. Kaosun Avrupalılar, kozmosun Türkler tarafından meydana getirildiği belirtilir. Rzasoy’un; kozmosun ‘’Oğuz’’ demek olduğu tespitini desteklemek açısından Oğuz Kağan Destanı’nda geçen; ‘’ güneş bayrak, gök kurıkan (çadır)’’ ülküsünün dünya barışını sağlamak, dirlik düzenlik kurmak için düşünüldüğünü söylemekte yarar vardır. Mehmet Kaplan, bu dizeyi yorumlarken: ‘’ Oğuz Kağan Destanı'nda, süratli hareketin yarattığı ve kuvvetin hâkim olduğu geniş bir mekân tasavvuru vardır. Oğuz'un ideali, bütün dünyayı, hatta kâinatı ele geçirmektir; savaşlarının gayesi budur.’’ demektedir.

Oğuz Kağan’ın bu muhteşem ülküsü, sonraki Türk devletleri tarafından da bir ideal olarak benimsenerek Osmanlı döneminde doruğa çıkmıştır. Osman Turan’ın; ‘’Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi ‘’ olarak sistemleştirdiği bu büyük ülkü, İslâmiyet’e geçişle birlikte yeni bir ivme kazanarak Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorlukların ortaya çıkmasını sağladı.

Tarih boyunca Türk devletlerinin değişik soylara, inançlara karşı âdil ve hoşgörülü davranışları pek çok örnek olayla doludur. II. Mahmut, halka şöyle seslenir: “Ben tebaamdan Müslümanları camide, Hıristiyanları kilisede, Yahudileri havrada görmek isterim. Aralarında başka bir fark yoktur”.

Tarih içinde gelişip olgunlaşan, ‘’Nizam-ı âlem ‘’ ve ‘’Kızılelma’’ kavramlarının işte bu kaos ortamından kozmosa geçme düşüncesiyle ilgili olduğunu belirtmek isteriz.

Öte yandan Batı dünyasının diğer ülkelere ve milletlere bakış açısı; egemenlik kurma ve sömürgeleştirme üzerine kurulmuştur. Milletlerin inanç ve soy farklıları, Batılı oryantalistler, gezginler, kâşifler ve casusların tespitleri ışığında değerlendirilerek sömürgeci devletler, egemenlik kurma eylemine başlar.              Çarpıcı bir örnek olması bakımından Belçika Kralı II. Leopold, 1876'da Brüksel'de bir konferans toplayarak "Kongo yöresi halkına medeniyet götürmek, bilimsel araştırma ve ticaret yapmak’’ niyetinde olduğunu ilan etti. Yine asıl niyeti olan Kongo’yu sömürgeleştirme düşüncesini gizleyerek sözlerine şöyle devam etti: "Dünyanın henüz nüfuz edilemeyen tek yöresini medeniyete kavuşturmak, oradaki halkların üstünde asılı duran karanlığı delmek, kanımca içinde bulunduğumuz bu ilerleme çağına yaraşır bir Haçlı Seferi’dir." Kongo, kısa sürede elde edilerek bütün yeraltı ve yer üstü zenginlikleri Belçika’ya taşındı.

Afrikalı düşünür Kenyatta, Batılıların Afrika’ya girişini şöyle anlatır: "Hıristiyanlar ülkemize geldiklerinde bizim topraklarımız onların İnci’li vardı. İncil’i elimize verdiler, gözlerimizi kapatıp dua etmemizi istediler. Biz de onlara inandık, gözlerimizi kapayıp beyaz adamın tanrısına yakınlaşmaya çalıştık. Gözlerimizi açtığımızda, gördük ki, topraklarımız onların eline geçmiş, bizim elimizde de İncil kalmıştı."

Soylar ve inançlar arasına önce nifak tohumları serpilerek, onun yeşermesi için uygun ortamlar oluşturuyor. İnsanlar birbirini daha çok boğazladıkça Batı’nın kentleri daha bayındırlaşıyor, güzelleşiyor. Ardından ayrışmanın asıl aktörleri, ortada kendilerinin hiçbir dahli yokmuş gibi ‘’barış, çözüm, uzlaşma’’ kelimelerinin büyüsünden yararlanarak arabuluculuğa soyunuyorlar. Batı dünyasının Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya’ya uyguladıkları bu egemenlik kurma ve sömürgeleştirme yöntemi hâlen en acımaz biçimde devam etmektedir.

Egemen güçlerin, kaos meydana getirerek; ‘’ yeni dünya düzeni ‘’ kavramının arkasına gizlenmiş binlerce vahşi niyetleriyle ülkeleri, devletleri paramparça ettikleri gün gibi ortadadır. Çeşitli çıkar yöntemleriyle elde edilen yerli işbirlikçiler, mankurtlaştırılarak öz kardeşlerini katledip Batılı güçlerin müdahale etmesine zemin hazırlamaları her zaman görülen bir durumdur. Avlanacak ülkelerin Müslüman olması çok da şaşırtıcı olmamalıdır. Zira İslâm ülkeleri gerek halkıyla gerekse yöneticileriyle kök değerlerinden kopmuştur. Muhammet İkbal:’’ "Batı medeniyeti, insanlığa faydalı gelişmelerin esaslarını aldığı Doğu İslam ülkelerine bu iyiliğin karşılığı olarak sefalet ve sefahati, şer ve tahripleri, bozgunculuk ve kötülüğü vermiştir. Avrupa ise buna karşılık saldırganlık ve zorbalığı, sefalet ve fuhşu, sefahat ve yokluğu hediye etmiştir." diyerek konuyu bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.

Batı, kendinden olmayanlara karşı uyguladığı stratejiden vazgeçmemiştir. Buna karşılık, Doğu’da uykusundan bir türlü uyanamamıştır. Batı; aldatmaya, Doğu da aldanmaya devam etmektedir. Batı’nın kaosuna karşı gelen Türk kozmosunu diriltmenin, hayata geçirmenin gereği bir kez daha vücut bulmalıdır.

Ülkemizin şu an yaşadığı iç ve dış sıkıntılar, milletimizi etkin hâle getirmemek hususunda yapılan çalışmalardır.

Tarih boyunca; ihanetler görmüş, isyanlar yaşamış Türk milletinin çok uzun bir süredir yaşadığı bölücü terörden bir türlü kurtulamamasının asıl nedeni yönetici konumunda bulunan insanlardır. Zira bu güne kadar, olaya doğru bir açıdan bakılamamıştır. Yanlış teşhis, yanlış sonuçlar doğurmuştur. Şimdi konu birazcık da olsa anlaşılmış görülmesine rağmen yöneticilerin hâlâ eksik değerlendirmeleri bulunmaktadır. Lakin bu sıkıntılı durum bir an önce aşılarak Türk’ün asıl görevi olan hem ülkemiz hem bütün insanlık için kozmos sağlanmalıdır.

Türk Bilge Kağan’ın sözleri dinlemek zamanıdır şimdi: ‘’ Türk Beyleri, millet, işitin! Üstte gök basamasa, altta yer delinmese, Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilirdi? Ey Türk milleti! Titre ve kendine dön! ‘’

Kırmızıları ziyaret ettiniz mi?

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu....

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani bir gözün piyasada, bir kulağın avangart zümrelerdeyken kendin olamıyorsun...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve...

Yedikuleli Mansur”, ilk ortaya çıktığında bir öyküydü. Kayıp Dünya’da 28 Eylül 2011’de yayınlanan “Kanlı Pençe” adlı öykünün devamıydı. Aralık 2011’de...
Muhatabının bileğini bükmek derdindeki dinleyiciye bir şey anlatmak imkansızdır. Öğrenme iştiyakı taşımayan muhatab hocanın kâbusudur. Söz daima kasdedilen mânâdan azdır. Açık...
İLHAN GEÇER

İLHAN GEÇER

02.12.2018
Sanat ve edebiyat dünyamızın en renkli şairlerinden biri İlhan Geçer, bir kitabına ismini verdiği “Bir Bulut Geçti” şiirinde: Bir bulut geçti...
Aşkı bir de benden dinleyin. Bu giriş dört kelimeden meydana gelmiş, çok büyük bir cümle oldu galiba. Aşk üzerine yazılmış...
Uyanıklar dünyasında rüzgârlar menfaat yönünde eser. Bu dünyanın ağaçları karşılıksız meyve vermez. Çıkarı yoksa kuş uçmaz, kervan geçmez; selam vermez,...
Kadim zamanlardan günümüze kadar gelip kesintisizce geleceğe dek sürüp gitmekte olan Dünya Türklüğünün bugünümüze en yakın nüvesi Göktürk Kağanlığı dönemidir.
Kemal, yaşadıkları; eski bir Rum evi olan binanın ikinci katındaki salonun penceresinden uzanan yolu ve yoldaki durakta, şiddetli yağmur...
Sezai Karakoç'un hayatı boyunca ideal bir uygarlık şekli olarak sunduğu ve savunduğu "Diriliş Uygarlığı"nın en önemli ayağını oluşturan "insan" ögesini...
Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme...
Alman ruhbilimci Erich Fromm İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri adlı çalışmasında şöyle der: “İnsandaki yıkıcılığın nedenlerinden birisi de küme özseverliğidir.” Erich Fromm...
Ali Alper ÇETİN Toros dağlarının başı dumanlandı mı bir kez, Avşar Türkmenlerinde bir telâş başlardı. Kışı zorlu olurdu Torosların… O geçit vermez...
Garipsememeli bu durumu…Bu ülkenin tedrisinde “bil!” sadece “bil!” deyip ancak hiç “kendini bil!” denmedikçe okumuş camia içinde ülkesine ihanet eden...
Türkiye OECD üyesidir. OECD, kuruluşundan bu yana üye ülkelerin kişi başına gayri safi hâsılalarını bir grafiğe dökmüş. 1970'den, bu kitabı...
Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın gerçek sahiplerini edebi bir dille ifade eder: ‘’Bu vatan, toprağın...
PEYAMİ SAFA-1

PEYAMİ SAFA-1

21.07.2017
Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar"...