Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

22365164 143493386391445 7041543305943481002 nBu ağacı tanıyorum ben… 

Belki de hatırlıyorum… 
Tıpkı kitâbesiz şehirlerin toprağın katmanlarına sırlanmış hâtıraları gibi hatırlıyorum bu mekânı, bu ağacı ve ağaç altında bir elif misâli duran mürşid-i kâmili…

Sokrates’in Eflâtun taşında, Eflâtun’un mağarasında, Üveys’in altun çölde çekildiği gönlündeki o tenhâdan hatırlıyorum. Zîra bilmek sâdece hatırlamaktan ibaret değil miydi?

Şeyh Gâlib’in; 

Gencînede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim

sözlerine mukâbil, Ken’ân Rifâî Hazretleri’nin; 

Kâinatta en günahkâr bir vücûd varsa, benim
Yok yüzüm varmak için Allah’a isyânımla ben
Zâhir ü bâtın da yokken zerre miktar kıymetim
Ser-firâz oldum dü-âlem ,cehl ü nâdânımla ben
Hangi bir mahlûkla şayet nefsimi etsem kıyâs
Cümlenin mâdunu kendim, küfr ü îmanımla ben

demesi arasındaki o keskin nefs mesâfesini düşünüyorum. Bir şey var bizi o eski hayatlardan koparan. Daha doğrusu o eski aklın mânâsından uzaklaştıran. Bir şey var gözlerimizin önünde elife mertek dedirten. Kopkoyu bir taassup ve cehâlet içindeyiz. Ârifler önümüzde açık bir kitap gibi dursalar da görmüyoruz onları. Tıpkı kitâbesiz şehirler gibi saklı bir ülkeyi gece gündüz şerh etseler de bize, anlamıyoruz. Belki de anlamak istemiyoruz kibrimizden.

Oysa bir şehrin kitâbesi yoksa bile onu zamân nehrinde taşıyan harf kulları vardır. İnsanlar şehirleri bırakıp içinin mağarasında yaşamalı biraz da. Peygamberler ve velîler gibi “ümmî” olmalı. 

Bilgisizlik ve her şeye ilgisizlik değildir ümmîlik. Verili olanları kusmak, azalmak, sâdeleşmek, billûrlaşmak, buharlaşmak… Ümmîlik mushaflara, mushaflar duvarlara terk edildiği günden beri tozlandı din güzergâhı, yitirildi aşk yolları. Belki de bu yüzden kaybettik kendimize giden yolu ve izi. 

Oysa bu yolun gerçek hâdimleri hep o mağaradan gelmediler mi? Zamânın avuçlarında ufalanan nice muvahhid şimdi bir toz zerreciği olmazdan evvel, bu mağaralarda Rableriyle ülfet etmediler mi?

Ken’ân Rifâî Hazretleri gibi…

Efendi Hazretleri’ni okurken beni en fazla etkileyen husus, menfîlikten ziyâde hâdiselerin ve eşyânın müspet tarafını görmesi ve işâret etmesi. Polyannacılık değil bu, bi’l-akis kalbi kanasa da, mütemâdiyen gözünü hayra ve hikmete çevirmesi aslında.

Ne garip, peygamberler yahut velîler geçmiş zamânlardan bahsederlerken âdetâ bir yakaza aynası açıvermişler dinleyenlerin gönlüne. İşâret edilenleri anlamayı seçmeyenler anlayamazlar, sökemezler ne yazık ki bu yakaza dilini. Bu sebeple seçilmezler mânâ ve kelimelere de…

Çünkü kibirleri azaltmaz, eksiltmez, kul yapmaz, baş eğdiremez onları. İnsan, içindeki Hakk’a haksızlık yaptıktan sonra dışında haksızlık ettiği insanlardan özür dilese ne fark eder ki? İçindeki Hakk’ın varlığını anlamayan ve hissetmeyen için vicdan melekesi bir yalama cıvata olmaktan öteye gidemez. İnsan azalmalı, küçülmeli, ağzını hiçlik kurnasına dayayıp kana kana içmeli…

Eğer insan, hayâtı ve kendini bir nebzecik anlama gayreti içinde yaşamaya başlasaydı, unuturdu bütün ezberlerini. Unuturdu namazın ve orucun farzlarını bizzat namaz ve oruç olurdu. Kırk hadis ezberlemeyi bırakırdı meselâ. Bir yakaza gibi yaşardı peygamberini hayâtında. Sırrı gözleriyle koordine eden Huzeyfe olurdu. Ebâ Zer olurdu, Bilâl olurdu, Hureyre olurdu… İnsan anlasaydı mü’min olurdu, her ân mürşidinin kalbinden kalbine Hakîkat-i Muhammedi’ye yol bulurdu, yol olurdu, eğer insan anlasaydı…

İnsan, anladığı ölçüde Hakk’ın sûreti, anlayamadığı ölçüde uykuda ve zâlim! 

Şeyh Gâlib Dede’nin simya gölünden süzdüğü hikmet pırıltıları benliğin, bencilliğin hezeyânları olamaz elbette. Çünkü içinde Hakk sözü ve özü taşıdığına inanan hangi yazıcı haddini aşabilir? 

Böyleyken bizler ne denli boğulmuşuz söz mahşerinde. İçimizdeki Hakk’ı bilmeden ne de çabuk sahiplenmişiz karaladığımız üç beş zavallı satırı ve mısraı… Ne çok çoğalmışız, ne çok bulanmışız, bunalmışız. Nemrûd gibi, zamân duvarından kibirle tebessüm eden firavunlar gibi saklamışız içimizdeki cehaleti, sefâleti, zulmeti. Zulmet içimizi dışımızı örtmüş, açılmıyor, özümüzdeki Hakk nâlesi. Bâtınımız karanlık, bâtıl terk etmiyor bizi!

Çünkü edebden yoksunuz biz. Anlamaktan, nezâketten yoksunuz! Bir sokak ötemizdeki akrabamızı ziyaretten âciziz! Üst kattaki komşunun ismini hatırımızda tutamayacak kadar hâfızamız dolu. Mektuplar, bayram ziyâretleri, iftar davetleri silindi hayâtlarımızdan!
Kalbimiz, hayâtımız ve zihinlerimiz darmadağın!

Hayretimiz azaldı…
Leylâlar çekildi… 
Mecnun çoktan çölü terk etti! 
Haraç mezat aşk da kalem de… 
Hâfızalara kaydedilmiyor şiirler…
Hikmeti unutturdu televizyon vâizleri… 
Kul sohbetine döndü mahfiller… 
Fildişi kulelerden podyumlara indi mütefekkirler… 
Dillerde ve beyinlerde kirler… kirler…kirler… 

Belki de bu sebepten anlamıyoruz. Çok çabuk dönüyor dünyâ, ha demeden hafta bitiyor, a demeden ay geçiyor, mevsimler bitti! Yoksa biz yaşamıyor muyuz?

“Dur!” demeli artık bu şuursuz akan zamân nehrine! Yavaşlamalı her şey… Çünkü anlamak, u/yanmak demek. Anlamak; koskoca geniiiiş bir zamân!

İnsan, aczini idrak ettikçe azalırmış, bu gerçek! Azalmalı insan, zihnini, kalbini, çekmecelerini, Face listesini, telefon listesini, alış-veriş listesini azaltmalı. Bu kesretten kurtulmalı. 

Ancak o vakit belirir önünde edeb kapısı. 
O vakit ulaşır “tevhîd” yurduna. 
O kapının önünde anlamaya, okumaya başlar mürşîdini, terbiyeyi kabul eder. 

“İnsanın irfânı arttıkça edebi ve sükûneti de artar.” buyuruyor Ken’an Rifâî Hazretleri. İnsan nokta kadar iddiasız ve zerre olunca nasıl okumaz Be’nin sırrını? Nasıl anlamaz kendini, Rabb’ini bilmez?

Haddini bilen Rabb’ini bilir!

Çünkü nasıl küçücük bir iyilik cihâna bedel bir hayra vesile olabilecekse, en küçük edebsizlik de bütün iyilikleri ve güzellikleri siler. 

İnsan, ara sıra içinin Hîra’sına çekilmeli… Anlamalı Peygamberini, mağaradaki arınmayı, azalmayı, durulmayı anlamalı… 

“Muhammed’siz muhabbet hâsıl olamayacağı” gibi, O’nsuz Kur’an da olmayacaktı. Hazret-i Muhammed (s.a.v) Kur’an’ın hakîkati, mürşid-i kâmiller de peygamberin vârisleridir. Zîrâ İman ve edeb; Hakîkat-i Muhammediye ve Ahlâk-ı Muhammediye’nin tâ kendisidir.

Anlamak… 
Âh anlayabilmek edeptir!

Bu ağacı tanıyorum ben…
Sanıyorum ağaç ta beni.

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi Söyleşi: Ahmet VURGUN              Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu...

Osmanlı Cadısı-Barış Müstecaplıo

Barış Müstecaplıoğlu Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı’nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda ustalıkla buluşturuyor....

VATAN DİLİNDE CENGİZ DAĞCI

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve vatanı Kırım’ı yazdığı...

TURGUT GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti....

CUMA GÜNÜ, AKŞAM…*

Metin SAVAŞ

Çağdaş Tatar edebiyatının zirve romancısı olarak kabul edilen Ayaz Ğıylecev, Tataristan’ın en büyük sanat ve edebiyat ödülü Ğabdulla Tukay Ödülü ve Sovyetler...

KİMİ (NİÇİN) AFFEDELİM

Özcan TÜRKMEN

Nefret ve intikam hissi, bize büyük zarar(lar) verir. Affetmek, geçmişteki olumsuzlukların tesirinden kurtulmak, onların hayatımızı kontrol altında tutmasına...

KUTADGU BİLİG'DE GÖNÜL ANLAYIŞI

Edebiyat Dunyamız

Gönül Anlayışına Dair: Öncelikle şunu belirtelim gönül kelimesi insandaki duygusal ve ruhi merkez anlamına tahsis edilen bir kavramın adı olarak dünya...

KUYUYA MEKTUPLAR

Ayla Coşkun CEREN

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa, yaşlı genç, güzel çirkin, kadın erkek. Hepsi yazıyorlar. Hepsi yazar. Kitapları da var....

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GEL

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve...

Türk Edebiyatı Karşılaştırmalı Na

Türk Edebiyatında dönemler, nazım şekilleri, nazım birimleri, kafiye şemaları, ölçü ve konu içeren karşılaştırmalı tablo

GECEYE KASİDE

Seni görmeseydik yıldızlar hakkında fikrimiz olabilir miydi? Yıldızlar ki tarhlarının papatyalarıdır, ay ki bahçende yüzen sihirli bir nûr havuzudur,...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: “D

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam Anlayışı ve İslam’ın Geleceği...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
TÜRK ORDUSU

TÜRK ORDUSU

03.11.2018
Pek çok ilahiyatçı ve mütefessir tarafından Türkleri işaret ettiği ifade edilen Mâide Suresi’nin 54. Ayeti şöyledir: “Ey iman edenler! Sizden...
Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim: Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün...
Türkistan topraklarında “1070’de Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından Kaşgar hükümdarı Buğra Ebu - Ali Hasan Han’ın ismine telif olunmuş Kutadgu...
Millî Bir Figür Olarak Şairin Sesi: Bırak Beni Haykırayım Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;Bende esîr yaratmayan bir...
“Birdenbire bul aşkıBu tuhfe bulanındır.”Şeyh Gâlib Dede Mî’mârî ve Mûsikî. Biri mekânın, diğeri zamânın rûhu. Schelling “Taşlarda Akan” mûsikiyi ilk ne...
Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük Önder Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi rahmetle,...
Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı...
‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar hakkında neler düşündüğümüze bağlıdır.’ Öncelikle buna inanmalı; işe öyle...
Hür yaşamanın timsalidir topakev. Geniş Orta Asya bozkırlarının ve göçebe hayatının kullanışlı evidir otağ. Türkler evlerini taşıyan millet olduğu için...
13.yüzyıl Anadolu’nun gerçek bir aydınlanma dönemidir . Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Ahi Evran ve Yunus Emre bilge ve ulu kişilikleri...
Remzi Oğuz Arık, bir ömür boyu Anadolu’yu karış karış gezerek, kültür zenginliklerini, tabiat güzelliklerini, tarihini, arkeolojisini, folklorunu yüze çıkaran, tanıtan...
Tarık Buğra,“ Gazetecilik sanatın düşmanıdır” derdi. Bugün yaşasa, yeni yaygınlaşan kavramı kullanacak ve “Medya sanatın düşmanıdır” diyecekti. Muazzam bir tesbittir.
SİMERANYA

SİMERANYA

05.02.2018
MERHAMET

MERHAMET

15.04.2018
‘Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok Herkes aklına eseni söylemiş durmuş İşin...
Cengiz DAĞCI

Cengiz DAĞCI

11.07.2017
Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin...