Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

ozcanturkmenBize bir nazar oldu

Cumamız pazar oldu

Her ne olduysa bize

Hep azar azar oldu -Arif Nihad Asya-

Hâlimiz, Allah’a malum…

Herkes yoğun, herkes yorgun, herkes tek başına…

Hani birlikten kuvvet doğuyordu, hani tek taşınan duvar olmuyordu?

Herkes değer görmek, herkes fark edilmek, herkes farkına varmak, herkes sevilmek, herkes takdir edilmek istiyor.

Hani birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindi?

Hani birimiz birimize yâr idi?

Hani birimiz birimize yardımcıydı?

Fark etmese de fark ettirmek istemese de herkesin korkusu, herkesin kaygısı, herkesin endişesi, herkesin öfkesi, herkesin kızgınlığı, herkesin yetersizliği var.

Hani kendimize yetiyorduk, yetebiliyorduk?

Hani kendimize ayna tutabiliyorduk?

Hani komşumuz açken tok yatmıyorduk?

Dudakların söylemekten çekindiğini gözler haykırıyor. Herkes ısrarla sevgi istiyor, huzur istiyor, sakinlik istiyor, cesaret istiyor, umut istiyor, istiyor… istiyor…

Hani dil bağlanınca yürek konuşuyordu; yürekler taş mı kesildi?

Hani gözden anlayanın söze ihtiyacı yoktu. Gözden anlayanlar yok mu oldu?

Hani güzel baktın mı çirkin mi vardı? Güzel bakanlar yok mu oldu?

Nereye gittiğimizden çok nerde durduğumuzla çok ilgilendik. Olmadı, kaçtık. Hep kaçtık, kendimizden de kaçtık. Korktuğumuz için mi kaçtık, kaçtığımız için mi korktuk bilemedik!

Hani ağır taşı ne yel ne sel alırdı?

Hani ağırlığımızın ağırlığında ezilmeyecektik?

Hani ‘Ağırlık altın kale / Hafiflik başa bela’’ydı?

Az ateş, çok odunu yakardı. Küçük çaylar büyük nehirlere kaynak olurdu. Yalnız taş duvar olmazdı. Eller çok olunca yük hafiflerdi. Büyük arayışlarımız olmadığından büyük buluşmalarımız da olmadı.

Hani bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmezdi.

Başkalarına yardım etmediğimiz halde neden hep onlardan yardım bekledik. Görmek, öğrenmek başka; duymak, yaşamak başkaydı.

Hani her verdiğimiz bizimdi?

Hani hayatın en güzel yanı, başkalarına yardımcı olmaktı?

Hani veren el, alan elden üstündü?

Bağlılık ve yardımı hak edemedik bir türlü. İbret almak zor geldi; ibret olduk hep.

Hani yediğimiz yok olur da yedirdiğimiz artardı?

Hani giydiğimiz yok olur da giydirdiğimiz kalırdı?

Konuşup tartışıp anlaşabilecekken neredeyse bağıranın haklı olduğuna inanır olduk. Göz bozukluğu mu var görüş bozukluğu mu?

Hani acı söz, er belini bükerdi?

Hani dilimiz gönlümüze gönlümüz dilimize bağlıydı?

Hani her söz her kişinin; güzel söz er kişinin işiydi?

Biri bulduk iki istedik; akçe bulduk da çıkı istedik. Yol bulamaz olduk; yol açacak takatimiz de kalmadı.

Hani kristalin bedelini göze almadan onunla oynamayacaktık?

Hani hâl ile halledilemeyecek şey yoktu?

Duygular beyine hâkim oldu; akıl tatile çıktı.

Kötülük iyilikten hızlı yayıldı.

Olan oldu; boynuz koça yük oldu…

 

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Namık Kemal'in Şiirleri Hakkında

Cemiyete yön veren ve tesir eden şahsiyetler, mısralarıyla hafızalarda yaşarlar ve ölümsüzleşirler. Onları canlı kılan şey, faaliyet ve fikirlerini manzum ve veciz bir şekilde...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka...

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI T

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti...

SEZAİ KARAKOÇ

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938...

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve...
Giriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna Celâleddin Rûmî, pek çok önemli vasfı kendi şahsında bir...
Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son asrında cereyan eden Balkan Savaşları; Türk milliyetçiliği ve Anadolu...
Kolaylaştırıcı, önleyici, geliştirici olmak yerine çoğu kere hepimiz şikâyetçi oluruz. Durumdan memnun olmayıp yakınır veya başımıza gelen bir dertten dolayı...
Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde...
ÖĞRETMEN

ÖĞRETMEN

15.09.2018
Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak isterlerdi. Filozoflar; yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin...
Pınarbaşı’ndayım… Bursa’ya yüzyıllardır âbıhayat içirmiş en güzel köşeciğinin kuytusunda… Elimde uzun zamandır evirip çevirdiğim Alberto Manguel’’in “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” kitabı...
Her sanat eseri, tabii ki hakiki sanat eseri, gerçek ile kurmaca arasındaki muğlâk bir zeminde yer almaktadır. Sözü eğip bükmeden,...
Tanzimat, Meşrutiyet ve çok partili cıvımanın Türk devlet geleneğindeki onbin senelik şahsiyeti kaybettirdiği bir vakıa! Son otuz senedir de politikacılar,...
Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah...
Bize özgü romanın peşinde koşan, fakat medyatik, popülist ve küreselleşmeci olmadığı için malûm çevrelerce görmezlikten gelinen Mustafa Miyasoğlu’nun en güzel...
Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan...
Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın...
Söz sultanlarının yanında söz söylemek baş yarardı. İki dinleyip bir konuşmayınca ne dediğimizin farkına varamazdık. Ağzının içine baktığımız insanlar vardı. Ağzının...
Bir rivâyete göre, bir zamanlar Edirne’den ağaca çıkan bir sincap İstanbul’da yere inermiş. Evliyâ Çelebî’miz’e âit olduğu söylenen bu satırlar,...