Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

buvatanOrhan Şaik Gökyay. ‘’Bu Vatan Kimin? ‘’ adlı şiirinde;

"Tarihin dilinden düşmez bu destan:
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir..."

diyerek Türk’ün vatan aşkını kahramanlığa bağlar. Bizim sadece askerimiz, kadınımız, kızımız değil, dağımız-taşımız da kahramandır. Söz konusu; vatanın birliği, devletin bekası, milletin dirliği olunca kahramanlık zamanı gelir. Kahramanlık, Türk’ün genetiğinden nesilden nesile geçer,

Türk’ün kahramanlığı, sadece tarih sayfalarında kalan bir hatıra değildir. Türk tarih sahnesine çıktığı zamandan bu yana kahramanlığını her zaman göstermiştir. Aradan yüzyıllar geçse de Türk’ün kahramanlık ruhu her dem taptazedir.

Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa, Türk’ün kahramanlığını şöyle anlatıyor: ‘’ ”Siperler arası sekiz metre.Yani ölüm muhakkak. Üç dakika önce gelen bölüğün tamamı şehit olmuş. Yeni gelenler bunu biliyor ve bir üç dakika sonra kendisinin de şehit olacağının farkında ilerliyor. Ama ne ilerleme! Bir an bile sarsılma, durma, geriye bakmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an okuyor bilmeyenler Kelime-i Şahadet getiriyor. Az sonra öleceğini bile bile gözünü kırpmadan şahadete gidiyor. İşte Çanakkale Savaşlarının zaferle sonuçlanmasını sağlayan şey, milletimiz ve onun askerindeki bu yüce ruhtur.”

Bu sözlerin sarf edilişinden yüzyıl sonra Efsanevi Komutan Osman Pamukoğlu, askerlerine hitap ediyor: ‘’ Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz, savaş sizinle ilgilenir. Savaş kazananı da yorar. Ölüm her şeyi eşit yapan doğal sonuçtur. Ölümden korkmayan ölmez; ölüm kendine koşanları hiçbir zaman vurmaz. Ölüm korkusu, ölüm açısından daha şiddetlidir. Ölüm teşkilatının bir anlamı yoktur. Size yol gösterdim de diyebilirsiniz, ama askeri manada emir vermedim. Kahramanlara emir verilmez.’’

Gidip de dönülmeyen uzak vatan Yemen’de Mehmetçik’e hava değişimi verilse de, o görevinin başından asla ayrılmaz:

‘’Yemen kuşu ötmem demiş
Lâle sümbül bitmem demiş
Tebdil hava gelen kardeş
Ben evime gitmem demiş ‘’

Aynı ruh ve şuur özelliğini yine yüzyıl sonra Nusaybin’de şehit düşen Jandarma Yüzbaşı Halil Özdemir’de görürüz: Özdemir, hastanede tedavisi yapıldıktan sonra istirahat raporu verilerek taburcu edildi. Arkadaşlarının anlatımına göre Özdemir doktora, “Şimdi istirahat zamanı mı? Biraz evvel kardeşlerimi şehit verdim. Hâlâ kollarımdalar sanki, bana bakıyorlar; diyorlar ki ‘Komutanım kanımızı yerde koymayasın, buraları sana emanet edip yürüyoruz Hakk’a. Keşke birkaç gün daha ömrümüz olsa idi de seninle birlikte çarpışabilseydik bu şerefsizlerle. ‘İstirahat bana haramdır, lütfen iptal edin” diyerek tepki gösterdi. Ancak doktor istirahat raporunu verdi. Özdemir, birliğine döndükten sonra da komutanlarına, “Çok iyiyim, küçük bir demir parçasıydı, hemen çıkardılar, pansuman yaptılar, sapasağlamım” diyerek raporlu olduğunu söylemedi. Ertesi Sabah pansumanlı ayağına bir numara büyük bot giyen Özdemir, silah arkadaşlarının yanına döndü ve yeniden bölüğünün başına geçti. Yarasının verdiği acıya aldırmadan çatışmalara girdi. Silah arkadaşları, kahraman yüzbaşının şehit düşmeden önceki son anlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Biraz topallıyordu sadece ama arada bir gözlerini yaşlı görüyorduk, kendisine sorduğumuzda ‘şehitlerimize üzülüyorum’ diyordu. Evet çok üzülüyordu ama bu tür acıları içine gömen bir komutandı, ağlamazdı. Sur’da da çok üzüldü ama hiç ağlamadı. Gözündeki o yaşlar şimdi anlıyoruz ki ayağındaki yarasının acısındandı.”

Bir başka benzer kahramanlık da Çanakkale Savaşları’yla Şırnak çarpışmalarında yaşanır. Çanakkale’de parmağı kopan Mehmetçik, yaralanmasının farkına olmadan silahının tetiğine basar, silah bir türlü ateş almaz. Olayı gören komutan, silahın sağlam olduğunu, ancak Mehmetçik’in parmağının koptuğunu fark eder. Mehmetçik’e durumu izah eder. Mehmetçik öbür elinin sağlam parmağıyla düşmana ateş eder.

Benzer olay yüzyıl sonra Şırnak’ta yaşanır: Bir özel harekâtçı sağ el işaret parmağını sarmaktadır. Komutanı, Mehmetçik’e yaralandığını niye söylemediğini sorar ve hastaneye göndermek ister. Mehmetçik, Komutanına; ‘’Bu kadar şehit verdik, utandım söylemedim.’’ der ve görevine devam eder.

Bu konuda, tarihimizden günümüzden binlerce örnek ver mümkündür. Kırk yoldaşıyla birlikte hiç tereddüt etmeden Çin sarayını basan Kürşat’ın yeşerttiği kahramanlık ruhu, hâlen bölücü hainlerin üzerinde sert fırtınalar olup esmektedir. O kahramanlar var oldukça, asla ümitsizliğe düşmeyeceğiz. Çakal sesleri kesilinceye kadar şanlı mücadele devam edecektir.

Türk’ün her zaferi, kahramanlarımızın ruh kudretini gösteren şanlı örneklerdir.

Şehitlerimizin ruhu şad olsun. Allah, kahramanlarımıza güç-kuvvet versin.

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ TANP

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu?... Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek,...

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık. 1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne...

İRFAN ORGA - BİR TÜRK AİLESİNİN Ö

Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde yaşanan değişmeler ve çektikleri ızdıraplar anlatılmaktadır. Yazar ve ailesi...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini...

Çağdaş fizikçilerden Michael Talbot Yeni Fizik ve Mistisizm adlı çalışmasında, sübjektif gerçeklik ile objektif gerçeklik arasında kesin bir kopukluk bulunmadığı...
Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi. O vakit, bilincini yitirdiği geçen dört sene zarfında gidip...
Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek...
İnsanî ve ahlakî erdemlerle düzenlenmiş hayata ömür diyoruz. Ömrümüz, inşallah, iyilik ve güzelliklerle geçer. Ömrümüzü yaratılış ve varlığımızın gayesine uygun...
En büyük problemlerimizden biri, insan ilişkileri. Birbirimizi tanımıyoruz, tanımaya da pek istekli değiliz. Dışarıda büyük kalabalıklar var; fakat biz tam...
Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik...
Deyimler, atasözleri gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. Kelimenin tamamen kendi anlamının dışında, başka bir kavram ya da kavram kalıbı...
Cengiz Dağcı’nın “Onlar da İnsandı” ( Zaman: 1928-1932 ) ve “O Topraklar Bizimdi” (Zaman: 1938-1946) eserleri Stalin devrinde Kırım Türklerine...
Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye açılan bir kapı, bu biraz da nasıl baktığınızla ilgili...
ÖĞRETMEN

ÖĞRETMEN

15.09.2018
Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak isterlerdi. Filozoflar; yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin...
Prof.Dr. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ Türk tarihi ve Türk Edebiyatı tarihi yanında Türkiye’de modern hukuk ve iktisat tarihinin kurucusu olan araştırmacı, bilim...
Eski İstanbul’da, “Seyr-i Sefâin” ve “Şirket-i Hayriyye” isimli şehir içi vapur taşımacılığı yapan şirketler varmış. Bilhassa Osmanlı’nın son dönemleri ile...
Bu sıralarda Bozkurtların Ölümü ile uğraşıyorum. Kitap olarak basılmadan önce romanın bir dergide tefrika edildiğine dair birkaç yerde bölük pörçük...
Kadir Yılmaz, Ötüken Yayıncılık Editörü, Sayın Kadir Yılmaz ile kitap yayıncılığını konuştuk.Editörlük, kitapları yayına hazırlama işidir. Editör, elindeki dosyayı yazarıyla...
Hiç şüphe yok ki İlber ORTAYLI bilgisiyle, kahkahasıyla, muzipliğiyle ve kendinden ödün vermeyen dik duruşuyla nevi şahsına münhasır bir kişilik...