Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

tahasurenicin-Taha Süren için-

Henüz O’nsuz ya sokaklar, yetim bakışlı çocuklar toz-toprak içinde, O’nun nuruna gülümsemekte. Varaka’nın serin sofasında birkaç hurma ve zeytinyağına banılmış kuru bir ekmek. Sokaklar ıssız ve kimsesiz. Çünkü O yok henüz… Ama kalbini göğe salıp kuşlarla, bulutlarla konuşmak serbest Varaka’ya… İnsan ezelde uyduğu çağrıyı unutabilir mi? Nasıl yapar bunu? Varaka’da unutmadı ya? Sıcak Mekke sokaklarında Kâbe’nin kalbine açılan kapılarla giriyordu Tevhid yurduna…

İnanmadan zaten açılmazdı kapılar. Sana da bu yüzden açıldı Üsküdar’daki kapı. Dergâh’ta ağladığın gece, içini bayıltan acı bir lezzetle kapandığın o secde anında hissetmiştin aynı şeyleri. Şehrin teninin “Mekke, Mekke” diye koktuğu o bir tek gece. Bir tek sana ait ve sonsuz bir SECDE…

Öylesine susuz kalmıştı ki ruhun, tıpkı geriye doğru koşan atlar misâli yelelerini tutuyordum sahabe atların. O atların üstünde sen. Henüz daha “abla” diyerek elime yapışan sana baktıkça, üzerinde olduğun görünmez Burağın kanatlarından öpüyordum ben. Biliyordum ki sen büyüyecek ve şimdi elimden tutan küçük parmaklarınla beni Mekke sokaklarında gezdirecektin bir evlat koruması ve hürmetiyle. Oğlu bir sahabe gibi mübarek bir anne olmuştum sanki.

Nedir ki bu hayat?

O’na kavuşma iştiyakı ve aşkı olmadıktan sonra…

Hem bak yine Varaka geldi şehre…

Şimdi eşyanın hafızasına saklanmış bütün hatıralar şehrin bütün yakaza aynalarında. Sen hangisini görüyorsun bilmiyorum, ama ben Hüdaî Hazretleri’nin sokağın başındaki yakaza aynasından Cennet-ül Baki’ye Fatiha okurken, şehrin diğer tepesinden bir serdar gibi indiğini görüyorum. Serhaddın tozuyla geri döndüğü zikir halkasında kalbinin öteye, bize baktığını hissediyorum. Onlar bizi ezelde sevmemiş olsaydı, bir sevebilir miydik sanıyorsun, sen âşık olabilir miydin Üsküdar gecelerine böylesine?

Görünenlerin ardındaki sırra sonsuz bir büyülenme ile inanmaktır İMAN. Şimdi neden Üsküdar sokaklarında Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri’nin huzuruna varıp, kokular duyduğunu anlıyor musun? O görünmez altın yağmurların altında neden ıslandığını? Aşk; insanların dünya gözüyle asla kanıtlayamayacağı bir ‘hâl’dir. Varaka’nın bilge bakışlarından süzülen o ışık var ya? İşte o ışığa teslim olmaktır aşk, biraz hurma ve biraz da zeytinyağı bandırılmış loş sofralarda. Türbelerde vakit geçirmen, sandukaların atındaki toprağı kalbinle eşelemen, her sokak başında rastladığın kavuklu mezar taşlarına sarılıp sarılıp ağlaman hep bu yüzden…

Varaka geldi şehre…

Ama neden böylesine ıssız ki bulvarlar? O’nun hayatından ilham aldığını söyleyen şairler neden dünyalık peşinde? O’nun aşkıyla yanan diller neden gönüllere inmemekte? O hayatımızda ise neden bir şey eksik bu şehirde? O gelmişse gönüllere, neden Varaka hâlâ üzgün dolaşıyor bu şehrin metruk dergâhlarında? Bizden ne saklıyor o bilge bakışlarla? Neden elimden her tutuşunda hüzünle buğulanıyor yaşlılıktan perdeler inmiş, perdeler ardını gören gözleri?

Biliyor musun, işte bu yüzden çok önemsedim ve sevdim seni ben. Hatta ben seni Mekke sokaklarında toz-toprak içinde oynayan yetim bakışlardaki sır gibi sevdim. Ben seni, Sümbül Sinan Tekkesi’nin bahçesine dikilen asmalar gibi sevdim. Yaban baldıranlarıyla kaplı Bâb-ı Âli’de iki yetim birbirini nasıl severse öyle sevdim işte. Ben, bana kelime üstü sözlerle öğretilen ne varsa çocukluğumda, onları vermeye çalıştım sana da. O kelime üstü seslerle terk ettim neyi ardıma bıraktıysam. Varaka’nın Mekke gecelerinden Üsküdar sahillerine ışıyan bakışlarındaki nurla uyandım Hüdâî Dergâh’ına.

Biliyor musun? Bana da her yerden, parlak zarflar içinde hediye ve davetiyeler geldi. İçinden vaadler çıktı, yükselme umutları çıktı. İçlerinde O olmayınca boşluğa savurdum hepsini. Bu yüzden “deli ve yoksun” gördüler beni hep! Aklımı kullanmaktan yoksun. Çünkü “gönül tok olmazsa nefs her şeyi almaya muhtaç olur demişti dedem. Çünkü biliyordum ki, “HAYY” zikri olmazsa kalbimde “hayatım” hep başka hayatlara muhtaç olacaktı!

Oysa, Varaka bizi beklemekte Hüdâî Tekkesi’nde… Bütün sır O’nda…

Çünkü onunla yolculukta ileriye bakmazsın. Bütün yolculuğun hep en derinleredir! Çünkü onunla yolculuk seni yokluğa götürür. Kendi yokluğundan yeni varlıklar bulursun. Bütün bildiklerini unuta unuta vardığın o kapıda, bizi beklemektedir şehrin yakaza aynalarında Nevfel bin Varaka…

Ve inmek üzeredir dağdan yedi uyuyan…

Önce Kudüs, sonra Şam…

Sonra kutlu bir orduyla şükr için yeniden

Hep birlikte gireceğiz

Mekke’ye…

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu....

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARG

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe...

ACELEMİZ VAR

ACELEMİZ VAR

04.03.2018
Hayat dediğimiz şey, güzel şeyleri beklerken arada geçen zamandır, değil mi? Hayatımız, yaptığımız seçimlerle yaşamak zorunda olduğunuz mecburi istikamettir, değil mi? Hayatı...
Bu öykümü son derece gerçekçi saymama karşın,ona “fantastik bir öykü” diyorum. Doğrusunu isterseniz, gerçekten de fantastik bir şeyler var içinde.
(Bu bir konuşma / sohbet metni. 10 Ağustos 2007 tarihinde GAÜ FM radyosunda yapmıştım. Paylaşılmaya değer hususlar varmış gibi geldi.
Viyana’daydım. Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için de Viyana böyledir.
Önsöz İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve...
Zaman acımasızdır. Kendine ayak uyduramayanı affetmez. Zamanın gerekliliklerini yerine getiremeyen hemen her kurum yok olmaya mahkûmdur. Değişen şartlara uyum sağlamak...
Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz...
Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı...
Tarih; okumasını bilenler için her duruma, her konuya uygun düşecek ibretlik derslerle doludur. Mehmet Akif Ersoy bu olguyu ölümsüz dizeleriyle...
Bir ben vardır bende benden içerû” demiş ya büyük Yunus’umuz? Bugüne dek sanırdım ki, o ‘ben’in içindeki ‘ben’ bir adım içre...
Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde yaşanan değişmeler ve çektikleri ızdıraplar anlatılmaktadır. Yazar ve ailesi Sultanahmet...
“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir günah gibi geliyor.” Johan Vandewalle ( Belçikalı Dil Bilimci...
Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi gönüllerdirGönüller yapmaya...
Hâtıra, günlük ve röportaj kitaplarına ayrı bir merakım var. Çünkü bir yazarın biyografik kimliğine giden en kısa yol bu türlerden...