Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
Remzi Oğuz Arık, bir ömür boyu Anadolu’yu karış karış gezerek, kültür zenginliklerini, tabiat güzelliklerini, tarihini, arkeolojisini, folklorunu yüze çıkaran, tanıtan Anadolu âşığı, Anadolu ışığı bir bilim adamıdır. “Coğrafyadan Vatana” adlı büyük eserini okumuşsanız, hiç olmazsa sayfalarına şöyle bir göz gezdirmişseniz onun Anadolu sevgisini, Anadolu tutkusunu hemen anlar, şehir şehir Anadolu’yu onun eserinden bir kültür, bir sanat kaynağı olarak birem birem yudumlarsınız. Onca, Anadolu’yu gezip dolaşmak, eşsiz güzelliklerini, bilinmeyen sanatlarını, yaşayan tarihini, mimarînin, heykelin, müziğin, oyunun, duyulmamış sözlerin, tadılmamış zevklerin, duyguların keşfidir. “Güzelliğin, güzelliklerin fethine koşanlara diyoruz ki” diye söze başlar. Şöyle devam eder:
“Türkiye’yi gezin!..İlkin en yakın yerlerimizden başlayarak, Türkiye’nin dört bucağını gönlünüze kazın… Vatan havada gezen bir hülya değildir. Vatan aşk gibi, kale gibi realitedir, bir hakikattir.”

 

Remzi Oğuz Arık’la Anadolu’yu gezmenin, Anadolu’yu keşfetmenin başka bir özelliği var. Remzi Oğuz,  Doğu ve Batı kültürlerini çok iyi bilen, dünyaca tanınmış bir bilgin, yıllarca elinde kazmasıyla, Anadolu’nun toprak altı zenginliklerini gün yüzüne çıkaran usta bir arkeologdur. Pek çok tarihi eski eserler onun eliyle onarılmış, onun eliyle kazılar yapılmış, Hatay Müzesi, Manisa Müzesi ve birçok müzeyi o kurmuştur. Türk tarihini en iyi bilen, bildiklerini yazan, halka millî tarih şuurunu aşılayan, yurt sevgisini sevgilerin en kutlusu sayan yine odur. Anadolu’yu ondan okumanın, ondan öğrenmenin, onun kaleminden keşfetmenin önemi de bu yüzden. Çukurova’yı mı anlatır. Dinleyelim:

 

“…Sahiden de Çukurova, tabiatın dikkatle, özenerek kurduğu yerdir. Seyhan’ın, Ceyhan’ın, Tarsus Çayı’nın ağzıyla Anadolu’nun özünü, çamurdan bir harç gibi kullanan tabiat, yüzlerce asır bu ufacık ovayı denizin bağrında işlemiş, çatısını çatmıştır. Anadolu’da iyice bilinen Cilalı Taş Devri medeniyetinin şimdilik yalnız Mersin’de ki Yumuktepe’de karşımıza çıkmasına şaşmıyoruz. İlk insanlar, o kadar emekle ışıldattıkları medeniyetleri için, kudretin beğene beğene işlediği böyle bir köşeyi seçecek zekâda idiler.”

 

Adana’dan Mardin’e geçer, Mardin’i kültür ve sanat zenginlikleriyle uzun uzun anlattıktan sonra sözlerini şöyle tamamlar:
“…Eşsiz meyveciliği, tarih zevkinden kuvvet alıp, kendi öz çocuklarının eline geçecek kuyumculuğu, dört mevsimi toplayan iklimi, hele dünyanın bütün düşkünlüğüne arka çeviren misafirperverlik göreneği, bunların hepsine sığınak ve pınar olan Türk şuuru ile Mardin, pek yakın bir geleceğin Anadolu’sunda, birinci sınıf bir turizm şehrimiz olacak, tarihteki anlamına uyar bir Türklük anıtı olarak kalacaktır.”

 

Konya’da şehrin ortasındaki Alâeddin Tepesi’nde yıllarca arkeolojik kazılar yapan Remzi Oğuz Arık, Konya’yı anlatırken gerçekten heyecanlanır, duygularını tarihin derinliklerine bırakıverir. Şu cümleler onundur:
“… Bu vadiyi Türkler o kadar eşsiz bir hayatla doldurmuşlardı ki, tarih ciltlerini doldurup taşıran Konya abideleri çoğalabilmişti. Yalnız bunlar mı? Burayı dolduran hayat, çölün sönük âlemine akmış, insanın birer kale diyeceği o muhterem Selçuklu hanları meydana gelmiştir. Yine bunun içindir ki bütün İslâm dünyasını dolaşan bir Muhiddin Arabî, bir Bahaeddin Veled, bir Mevlânâ Celâleddin, ancak Türklerin yarattığı Rönesans’ın havası içinde nefes alabilmişler, Konya’da karar kılmışlardı.”

 

Konya’dan Erzurum’a…Erzurum’da ne de heyecanlıdır yazar:
“ Anadolu’nun doğusunda, eşsiz dağlara dişlerini sıkan, gerekirse, mütecavize bu dişleri gömen bir efsane aslanı gibi diş diş yükselen Erzurum.
Tarihin eksikliği ile yerin dibine ayaklarını basan, gömdüğü şehitleriyle topraklarının iliklerine kadar Türk olan, şehitlerinin göğe yükselen ruhlarıyla başı göklere değen Erzurum.
Tarihimizin, her devrinde bizim olan, bizim kalan ve asıl unutulmaz tarafı, bizi eşsiz bir büyüklükte, doğrulukta temsil eden Erzurum…”
Remzi Oğuz Arık Çanakkale’de, Edirne’de İstanbul’da, Bursa’da, İzmir’de ve tüm Anadolu’da… Onun1899 yılında Kozan’ın Kabaktepe Köyünde doğduğunu ve Oğuzların Farsak (Varsak) boyundan olduğunu, 1.Dünya Savaşı’na gönüllü yedek subay olarak katıldığı ve yaralanarak gazi olduğunu,   1926’da Edebiyat Fakültesini bitirdiğini, Sorbonne Üniversitesi’nde arkeoloji doktorası yaptığını, yurda döndükten bir süre sonra, Ankara Etnografya Müzesine müdür olarak atandığını söyleyebiliriz.

 

On yaşında bir çocuk, baba ocağı olan Kozan’dan Selânik’e gönderiliyor. Sonra İşkodra… Remzi Oğuz Arık, çocukluk yıllarını yoksulluk içinde köyünde geçiriyor. İlköğrenimine Kozan’da başlıyor. Sonra, ağabeyi ve ablasının görevle bulunduğu Balkanlara göçmek zorunda kalıyor. Annesi ile tüm Balkanları dolaşıyor. Balkan Savaşlarında İşkodra’nın işgaline tanıklık ediyor… İstanbul, İzmir Adana, tekrar İstanbul ve Fransa… On yaşında başlayan gurbet ve ayrılık acısı bir ömür boyu devam ediyor. Gurbet duygusu kendisini hüzünlendirse bile hayatı ile ilgili bir şikâyet konusu yapmıyor. Gurbet adlı başyazısında “Ne kin, ne kıskanma, ne boş özlemler istemiyoruz, dostlarım. Büyük, serbest ufuklarda güvenin, sevginin ışığı parlıyor. Bu sizin içindir. Hep birlikte oraya. Haydi!”

 

Ancak milletimiz arasında gördüğü ayırımcılık duygusundan son derece muzdarip olduğunu yazılarında anlıyoruz. “Coğrafyadan Vatana” adlı eserinde, “Yok Olası Ayrılık” makalesinde şikâyetini şu satırlarla dile getiriyor:
“Karadeniz kıyısındayız. Yemyeşil bir fındıklıktan eşsiz bir denize dalmışsınızdır. Yanı başınızda konuşulduğunu işitirsiniz. Sizden bahsediliyor: “Adana’dan yabancı!” dediğini duyarsınız. Şaşırıyor, irkiliyor ve “Ben mi? Ben mi? Yabancı? Ben ha? Yahu çıldırdınız mı? Şu fındıkları eşeleseniz, birkaç yüz yıllık Farsak kemiği bulursunuz” diye haykıracağınız geliyor. Fakat neye yarar? Sesiniz dalgalanır, fındık hışırtıları arasında kaybolup gidecektir”

 

Remzi Oğuz “Yok Olası Ayrılık” diye beddua ettiği bir başka tespitte kendi bölgesiyle ilgilidir:
“Akdeniz’in doğusunda, Çukurova’nın bir güzel limanındasınız. İskele’nin işlek âlemini umutlu umutlu gözden geçiriyorsunuz.”
Adanalı bir dostun başını salladığını görürsünüz. “Daha çok ister… Şu Kayserileri bir kovabilsek.” dediğini duyarsınız. İliklerinize kadar titrersiniz. Boğazınızı çığlıklar yırtar. Ne yapıyorsun dostum, ne yapıyorsun? Mısır’ı, Yemen’i, Dürzi Dağlarını bizim yapan; Çukurova’da Türk benliğini köklendiren Kur’a erlerinin arasında benler ve binlerce Kayserili Şehit bulursunuz. Yabancı bankaların, yabancı firmaların ipotek kemendiyle Türk çiftliklerini şu Kayserili kurtarmadı mı? demek istersiniz.” Neye yarar? Sesiniz iskelenin alışverişleri, Yüreğir’den gelen koza yelleri arasında kaybolup gidecektir.”

 

1930 yılında, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi arkeoloji profesörü olan Remzi Oğuz Arık,  arkeoloji ve sanat tarihi dallarının yurdumuzdaki ilk ve seçkin bilgini idi.
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Ahlatlıbel, Alacahöyük, Çankırıkapı, Etiyokuşu, Göllüdağ, Alâeddin Tepe, Karaoğlan, Karalar, Pazarlı, Hacılar, Bitik gibi birçok kazılar yaptı ve bizzat yönetti. Anadolu medeniyetlerinin gün yüzüne çıkarılmasında, Anadolu tarihinin aydınlatılmasında Remzi Oğuz’un hizmetleri büyüktür. Türk kültürüne milli görüşleri, denemeleri, ilmî çalışmalarıyla sayısız hizmetleri geçen büyük edip, mütefekkir, düşünce ve fikir adamımızdır.  1950 yılında Demokrat Parti (DP)den Seyhan Milletvekili olarak parlamentoya girdi.  1952 yılında DP’den ayrılarak Türkiye Köylü Partisini kurdu ve ilk Genel Başkanı oldu.
Türk bilim, düşünce ve siyasetinin doruk kişilerinden biridir. Eserleri, düşünce ve görüşleri, toplumsal ve siyasî çalışmaları ile millî hayatımızda derin, silinmez izler bırakmıştır. Türk ulusçuluğunun,  Anadolu’da oluşan din, dil, soy, tarih ve kültür birliğine dayanması gerektiği düşüncesini yaymaya çalışmıştır. Toplumumuz Onun düşünce ve görüşlerine daima ihtiyaç duyacaktır.
Onun tarih ve arkeoloji ve mesleki eserlerinden ayrı olarak, Coğrafyadan Vatana, Türk İnkilâbı ve Milliyetçiliği, İdeal ve İdeoloji adlı eserleri çok basılmış ve okunmuştur. Çok sayıda inceleme yazıları ve makaleler de yazmıştır. Kendi çıkarttığı; Oluş, Çığır, Dönüş, Hareket,  Millet, Gurbet dergileri olmak üzere, birçok dergide yayımlanmıştır. Başlıca mesleki eserleri:
  • Halkevlerimizde Müze, Tarih ve Folklor Çalışmaları Kılavuzu (1947)
  • Türk Müzeciliğine Bakış ( İki ayrı cilt, Türkçe ve Fransızca (1953)
  • Truva Kılavuzu (1953)
  • Türkiye’de 1935 yılında Arkeoloji İşleri
  • Türkiye’de 1936 yılında Arkeoloji İşleri.
  • Les Fouilles Archeologiques En Turquie (1950)
  • L’Organisation des Musees en Turquie (1950)
  • Les Fouilles de Karaoğlan: Les Premiers Resultats (1938)
  • Alacahöyük Hafriyatı ( İki ayrı Cilt, Türkçe ve Fransızca) 1935
  • Göllüdag Hafriyatı Üzerine İlk Kısa Rapor (1936)
  • Ankara Anıtı Hakkında (1949) (Avgustus-Çev Hamit Dereli; Ankara Anıtı “Monumentum Ancyranum” nın başına eklenen tetkik.
  • Kızılderililer ve Türkler (1976)
  • Bir Tarihin, Bir Dramın Hikâyesi (1999)
 

Diğer eserleri ise;

 

Adana Ticaret Rehberi (Türkçe ve Fransızca) 1924, Coğrafyadan Vatana (1956), Köy Kadını Memleket Parçaları (1944), Veraset ve Cemiyet (1957), Türk İnkilâbı ve Milliyetçiliğimiz (1958),Meseleler(1974), Türk Milliyetçiliği, İdeal ve İdeoloji (1947), Gurbet- İnmeyen Bayrak (1968), Türk Gençliğine (1974), Remzi Oğuz Arık’ın Fikir Dünyası, Küçük Borçlu 1925 ve 1943 ( Tercüme, Terbiyevi çocuk romanı), Türk Sanatı(1976)

Biz yazarımız onun için şöyle der:

“Bir köy çocuğu, bir hoca olarak, daha sonra dağ taş dolaşan bir arkeolog olarak bizim insanlarımızı yakından tanımış, onların ızdırablarını alevden bir gömlek gibi üzerine giymişti. Bu alevden gömlek onun ruhunu her an yakıyordu. İdealizmin kaynağı ızdırabdı.”

3 Nisan 1954…Elim bir uçak kazası….

Adana’dan Ankara’ya giden uçağın Kurttepe üzerinde, havada infilak ederek parçalanıyor ve Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık’ı genç yaşta kaybediyoruz… Merhum Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık, Ülkemiz ve Çukurova Bölgemizin (Kozan) mümtaz insanı, müstesna şahsiyeti, arkeolog, felsefeci, siyasetçi, idealist, vatanperver…“Anadolu Milliyetçiliğinin, Ulusçuluğunun” fikir babası bir ilim adamıdır. Tam bir mütefekkirdir… 1922 yılında başlayan “Memleketçilik-Anadoluculuk” hareketinin öncüsü olmuştur.

Milliyetçilik Tanzimat’tan sonra, bütün batılı değerler gibi, fikir dünyamıza girer. Her ülkede değişik özellikler gösteren bu kavram, Kiminde “faşist”, “nazist” kiminde “liberal”, kiminde “sosyalist” kiminde de “otoriter” şekil alır. Batı milliyetçiliğinin farklılıklar göstermesine rağmen, genel hâkim karakteri; Milli çıkarlar için “emperyalist” oluşudur. Bizde siyasi ve sosyal programa Ziya Gökalp’le, uzak tarih ve coğrafyalara uzanarak bir ifade şekline ulaşırken, Remzi Oğuz Arık, Milliyetçiliği oluşturan unsurları ikiye ayırır. Statik ve dinamik unsurlar. “Toprak, dil, din, tarih ve soy, statik unsurlardır. Değişen dünyada milliyetçiliğe istikrarı bunlar kazandırır. Dinamik unsurlar ise, milliyetçilerin gerçekleştirmek istedikleri birliklerden (dil birliği, iktisat birliği, gönül birliği) doğar. Bu ikinci unsurlar ise milletin ilerlemesini, ayrıca bütün insanlıkla temasını sağlar”. O, sermaye terakümüne ve sermayenin imtiyazlı ellerde toplanmasına karşıdır. Türk halkının topyekûn  kalkınması  için sosyal adaletçi görüşlere sahiptir. Ömrü boyunca bu vatanı bütün sevgisi ile kucakladı, içinde bir mabetteymiş gibi yaşadı. Fransa’da öğrenime giden öğrencilere “velilik”, arkeolog olarak kazılar yaptı, Türk Müzeciliğinin kurucusu oldu. Üniversitede “Hocalık”, Mecliste Milletin “vekil” ligini yaptı.

O müstesna şahsiyet, Ülkemiz, Bölgemizin yetiştirdiği feyiz kaynağı, maalesef unutulmaya yüz tutmuş…Yeni nesiller O’nu tanıyamadılar, tanımak ve tanıtmak bir görevdir. Onun fikirlerini, ideolojisini genç kuşaklara aktarmalıyız. Remzi Oğuz Arık’ın milliyetçiliğinde en belirgin özellik; Anavatana (Anadolu’ya) ve köylüye verdiği önemdir. O bir toprak aşığı idi… Toprakla haşır neşir olmayan insanı sevemezdi. Coğrafyadan Vatana adlı eserinde;

“Bir memleketin coğrafyası, ilk bakışta, ne kadar aşağı, ne kadar zavallıdır…Bu coğrafya, ister esrarlı dağlar, ister cennet gibi ovalar, ister kuş uçup kervan geçmez bozkırlar olsun: İnsanın, hayvanın çiğnediği bir ölüm alemidir…

Fakat bir gün gelir, insan ve hayvanın aynı kayıtsızlıkla çiğnediği bu coğrafya canlanır…

Anadolu’da Oğuz boyları, yabancı ne varsa asırlarca bir sel hücumu ile yıkmış, süpürmüş; sonra bu örenler üstünde yavaş yavaş kendilerinin beldelerini, idaresini, sanatını, yaratarak anavatanı kurmuştur…Coğrafya vatan olmuştur.” diyor. 

Ona göre coğrafyayı vatan yapan kültürdür.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan; “Remzi Oğuz Arık, bir siyaset adamı değil, bir gizem, bir milli duygu ve milli şuur gizemi idi. Siyaset adamı günün gereklerine göre her kalıba giren kimselerdir. Bir tek şey olamazlar: Şahsiyet.

Şahsiyet, bir bütünlük ve sürekliliktir. Bir ömür boyunca yaşayan duygular ve düşünceler bizi şahsiyet haline getirir. Bu da insanın varlığına hâkim olan bir inancı gerektirir. İnancı olmayanlar şahsiyet haline gelemezler. Onlar her gün bir başka insandırlar. Onlara inanamaz ve güvenemeyiz.” diyerek Remzi Oğuz Arık’ın tam bir şahsiyet olduğunu anlatıyor.

Remzi Oğuz Arık; “ Osmanlıcılık bir ideoloji yapılmak istendiği sıralarda gayenin ağırlık merkezi Anavatan’dan başka bir yerler olmuştu… “Turancılık” la ifade edeceğimiz ilk milliyetçi şuur devrinde de İdeolojinin ağırlık merkezi Anavatan dışında kurulmuş, emellerimiz başka yerlere çevrilmiştir” diyor… “Turan” mefkûresi, ardından “Kızılelma”… Sonra “Pan-İslamizm” akımları… İşte bundan sonra Remzi Oğuz Arık’ın “Anadolu Milliyetçiliği”, Ulusçuluğu mefkûresi. “Memleketçilik-Anadoluculuk” Hareketi…

Yine o “Bizim ideolojimizi dayadığımız realitelerden başlıcası toprağımızdır. Coğrafyadan Vatana adlı kitabın başında etraflıca anlattığımız üzere, tarihi akışımızın gelip döküldüğü bu Anavatan, bizim milliyetçiliğimizin baş realitelerinden ve asıl hedeflerinden biridir. Başkasının vatanında gözümüz yoktur; fakat bu topraktan da bir zerresini feda edemeyiz. Kumara basar gibi sergüzeştlerde harcayamayız. Emeğimizin, ordumuzun, maliyemizin, iktisadımızın, siyasetimizin mihveri; basit bir coğrafya iken vatan haline getirdiğimiz bu topraklardır…. Türk Milliyetçisi her şeyden önce, her şeyin üstünde yurdunu, milletini sevmesidir. Biz, kimseden, kimsenin milletinden, yurdundan nefret etmiyoruz. Sadece kendi yurdumuzu, kendi milletimizi sevmekle işe başlıyoruz. Bir madalyanın ters yüzü gibi, nefretimize ancak, her şeyden üstün tuttuğumuzu sevmeyeni, tehlikeye düşüreni vuracaktır: ve bu, bizim milliyetçiliğimizin en keskin vasfıdır” diyor.

Peyami Safa: “ Remzi Oğuz Arık, millî dâvamıza yalnız romantik bir heyecanla bağlı bir milliyet coşkunu değildi; tarihçi olduğu için, bu havanın zaman içindeki köklerini de bilen, tarih şuuruna sahip, nereden gelip, nereye gittiğini anlamış aydınlık bir zekâ idi. Düşmanını gözbebeğindeki soğuk ve hain parıltıdan bir saniyede anlayacak kadar keskin bir milliyet sezgisine de sahipti. İçinde yıkıcı ve kahpe fikir cereyanlarının hâlâ kaynadığı zavallı memleketimizde, Türk milliyetçiliğinin, Ziya Gökalp’ten sonra, sayıları gittikçe azalan temel direklerinden biriydi.

Böyle olduğu için, Remzi Oğuz Arık uzmanı olduğu arkeolojinin dar araştırma alanı içinde kalmağa razı olamazdı. Kendisini günün icaplarına bağlayan daha geniş sosyal çalışma sahaları arayacaktı. Aradı ve tarihin arkeoloji gibi en geri ve soğuk kutbu ile politika gibi en aktüel ve sıcak iklimi arasında kendisini ikiye böldü” diyor.

İdeal ve İdeoloji adlı eserinde:  Anadolu yekpare bir yüz almıştır. “ Batı teknolojisi karşısında da ezik değildi. Şaha kalkmış bir makina ve umran âleminin karşısında vatanın böyle iptidai bulmaktan dehşete tutulan memleket çocuklarının, Türkiye’yi baştan başa köy görmesi ve bundan hicap duyması, bulmak istedikleri çarelerin neticesiz kalmasını hazırlar.”

Remzi Oğuz Arık, her şeyden önce çevresine ışık olmaya çalışıyor, onlara talihlerinin, soylarının, dertlerinin şuurunu Anadolu’yu her yönüyle aydınlatmak için kendini tüketiyordu. Anadolu insanına cömertçe verdiği sevgi ve bilim ışığıyla Remzi Oğuz Anadolu’yu aydınlatanlar arasında sönmez bir şavk oldu. Adını anıtlaştırdı. Yazımızı, onun İdeal ve İdeoloji adlı eserinin bir bölümündeki gençliğe seslenişi ile bitiriyoruz:

“Sen bütün mahrumiyetlere, talihsizliklere rağmen, çevrene bak… Öyle bir vatanın çocuğusun ki, orada daha yüz nesle yetecek çalışma, yüz nesli doyuracak nimet, bir milyon kabına sığmaz hasetçiye yetecek şan, şöhret kaynakları, imkânları var. Sen zekânı, sağlığını, şerefini kurtardığı takdirde, bütün milletlerin takdirle imrenerek bakacağı büyük millet çocuğu olmaya namzetsin…”

Kısaca söylemek gerekirse; Atalarımız bu Anadolu topraklarını fethettikten sonra, oralara kendi isimlerini vererek, oraların isimlerini soyadı alarak, bir coğrafya parçasını vatan haline dönüştürmüşlerdir. Bu 600700 yıllık isimleri değiştirenler, sadece tarihi tahrip etmemekte, bir vatan parçasını, alelade bir coğrafya parçası haline dönüştürmektedirler.

Remzi Oğuz Arık gibi bir müstesna şahsiyeti; Devletin en tepesindekiler onu idrak etmiş, Milli Eğitim Bakanlığımız onu okullarımızda okutmuş olsa idi, sanıyorum Etnik Milliyetçilik en asgaride olacak, alt kimlik- üst kimlik tartışmaları yaşanmayacak, Hükümetimiz, Üniter Devleti bölmek isteyen bölücüler için, farklı müspet çözümler üretecekti…Remzi Oğuz Arık’ı özlemle ve rahmetle anıyoruz

Remzi Oğuz Arık’ı bütün yönleri ile anlatmak, hele benim anlatmam çok zor. Bundan dolayı O’nu en iyi ve özlü biçimde anlatacağına inandığımız, öğrencisi Prof. Dr. Halûk Karamağaralı’nın, merhumun Ankara Şehitliğindeki mezar taşına da işlenmiş olan şu sözleri ile bitirmeliyim:

“Oğuz’un Farsak boyundan, Boy beği Arık Fakih’in soyundan, Kozan’ın Kabaktepe köyünden yüce bir er kişiydi. Mehmet Ferit Efendi ile Zekiye Hanımın oğluydu. Oluş’la Alev’in babası, Türkân Hanımın eşiydi.

Toprağına, insanına her şeyiyle bağlıydı. Gündüzünde gecesinde; her sözünde hecesinde aşk doluydu. Tuttuğu yol hak yoluydu. Hiç eğilmedi, gülmedi, fakat yılma nedir, bilmedi.

Ve... şehit düştü, ölmedi!”



           Remzi Oğuz Arık Kabri- Cebeci Şehitliği/ANKARA
Ali Alper ÇETİN

Kaynakça

1) Ülken, Prof. Dr. Hilmi Ziya: Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi (1979)

2) Sefercioğlu, Prof. Dr. Necmeddin: Remzi Oğuz Arık Bibliyografyası, Ankara (1989)

3) Biyografya, Türkiye Ünlülerin İnternet Ansiklopedisi

4) Çetin, Ali Alper: Remzi Oğuz Arık ve Anadolu Milliyetçiliği, cukurovader.org.tr

5) Önder Mehmet: Anadolu’yu Aydınlatanlar, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1998 Ankara

6) Bora, Tanıl: Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce Cilt 4 / Milliyetçilik, İletişim Yayınları, 5. Baskı, Ocak 2017

7) Özkaya, Necdet: Kahrolası Ayrılık, Kör Olası Cehalet (Remzi Oğuz Arık’ı Anma Programı- 9 Nisan 2009), cukurovader.org.tr

8) Karamağaralı, Halûk Prof. Dr. : Çalışma ve Mücadele İle Dolu Bir Ömür; Remzi Oğuz Arık, Gurbet, I  (Nisan 1954), 31

Yazar Hakkında

Ali_Alper ÇETİN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı. Ak Hoca,...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka...

Könçek Dönderme

 —Hadi hazırlan da gideli.  —Tamam deyip fırladım. Birkaç gün önceden sözleşmiştik. Hazırlanıp Seyfi’yle yola düştük. Bugün akşama şenlik var:  Güneydeliktaş’ la...

Bu yazıyı kaleme almamın sebebi açıktan açığa bir zaruretin beni sıkıştırıp durmasıdır. Zaruret hâsıl olmuştur çünkü Türk toplumu roman dediğimiz...
1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben...
Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi. Ara verdiği...
“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar gözdesi varsa hakkıyla sefil” diyordu. 21. asrı görseydi acaba...
Yeşil Çeşme

Yeşil Çeşme

30.12.2016
Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur...
Rodrigo, "Endülüs’e Ağıt" isimli bestesiyle oryantalizm ziftine bata çıka yol almaya çalışan münevverlere kaybolduğu dönüş yolunu göstermek için sesten bir...
Samiha Ayverdi KUBBEALTI NEŞRİYAT Yazar, bu eserinde Türk gençliğinin, millî ve mânevî değerlerine kıymet vererek eğitilmesi gerektiği; dününü unutan gençliğin...
Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok sevdiğim “Gürcü Tarih Bilginlerine” isimli bir şiiri, o günden...
OSMAN ATTÎLA

OSMAN ATTÎLA

29.12.2018
Osman Attila ismini, ilk defa 1948 yılında, “ÇIĞIR” dergisinde çıkan “ Kızıldağ’da Bir Değirmen" başlıklı şiirin altında okuduğumu hatırlıyorum. Orta öğrenimimizi...
PEYAMİ SAFA-2

PEYAMİ SAFA-2

28.07.2017
Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir kari. Dante'nin içinde yaşadığı muhit ve İtalya’nın o zamanki...
Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş olmasına rağmen Kıbrıs Türk edebiyatında adı anılan, yalnız şehit...
Ayarsız/Mart

Ayarsız/Mart

05.03.2017
Mart 2016 da yayın hayatına başlayan Ayarsız Dergisi, fikir, kültür, sanat ve edebiyat dünyasına yeni bir soluk katmayı hedefliyor.
Türk milliyetçiliğinin en önemli beslenme kaynaklarından birisi, hiç şüphesiz, edebiyattır. Sözlü gelenekten günümüze kadar süregelen şiire yatkınlığımız, şiiri diğer türlerden...
Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız konuları da kendi kendinize mütalaa eder misiniz hiç? Karşınızdaki...
Doğrusunu söylemek gerekirse şimdiye kadar hiç duymadığım bir cümle: “Kızdıramazsın beni”. Bilakis sabır törpüsü olduğum durumları hatırlıyorum. Oysa Nasreddin Hoca...